Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı 3.kişi vekili; 12.12.2014 tarihli hacze konu malların mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunu öne sürerek istihkak davasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacı 3. kişinin borçlu ...'nin annesi, diğer borçlu Dilek'in ise kayınvalidesi olduğu, haciz yapılan işyerinin 3. kişi adına kayıtlı olduğu, borçlu Dilek adına şehirler arası yük taşımacılığına ilişkin vergi levhasının bulunduğu, haczedilen menkuller ile borçluların daha önceden yapmış oldukları işin niteliğinin tamamen farklı olduğu, borçlu ...'in haciz mahallinde 3. kişinin sigortalı işçisi olarak bulunduğu, tanık beyanlarına göre 3. kişinin gerek oğlu ve gelini olan takip borçlularına gerekse kendi ailesine ekonomik katkıda bulunmak için küçük bir işletme açtığı, bu hususun haczedilen menkullerin niteliği ile de sabit olduğu, taraflar arasında sadece akrabalık ilişkisi bulunmasının haczedilen menkullerin borçlulara ait olduğu hususunu ispatlamayacağı, ödeme emirlerinin tebliğ edildiği adresler ile haciz adresinin farklı olduğu, bu durumda mülkiyet karinesinin davacı 3. kişi lehine olduğu, davalı alacaklı tarafından haczedilen menkullerin borçlulara ait olduğu hususunun hukuken geçerli belgelerle ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre; dava konusu haciz borçlulara ödeme emrinin tebliğ edildiği adreslerden farklı bir adreste yapılmış ise de, borçlular ile davacı 3. kişi arasında anne-oğul-kayınvalide gibi yakın akrabalık bağı bulunduğu, haciz esnasında borçlular hazır oldukları gibi, tanık olarak bilgisine başvurulan hacizde görevli İcra Müdürünün 3. kişinin de haciz mahalline geldiğini, kendi lehine olacak şekilde herhangi bir söylemi olmadığından haciz tutanağında 3. kişiye yer vermediğini beyan ettiği, hazır bulunan borçlu Dilek'in haciz yapılan işyerinin yeni açıldığını ve internet üzerinden satış yapıldığını beyan ettiği, tüm bunların yanı sıra borçlular ile 3. kişinin borçluların maddi durumlarının bozulması üzerine aynı evde birlikte yaşamaya başladıkları, 3. kişinin bu tarihten sonra birlikte yaşadıkları adreste borçluların önceki faaliyet konuları ile uyumlu nakliye komisyonculuğu işine ilk defa başladığı, akabinde ise haciz adresindeki faaliyet ile uyumlu tekstil işine başladığı, 3. kişi tarafından sunulan ... bildirgesi içeriğine göre borçlu ...'in haciz tarihi ile aynı gün 3. kişinin işçisi olarak kaydının yapıldığı, bu kapsamda İİK 97/a maddesinde düzenlenen karinenin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğu, ispat yükü altında olan ve karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahip davacı 3. kişinin, karinenin aksini güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlayamadığı anlaşılmakla, bu koşullarda, istihkak iddiasının, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla danışıklı olarak ileri sürüldüğünün ve muvazaalı işlemler yapıldığının kabulü gerekir. Bu nedenlerle Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önüne alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün İİK'nun 366. ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
B.A