Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 06.02.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen gün ve saatte davacı asıl ... (Yarbay) ...ile davalı vekili Av.... geldiler. Davacı asil ve davalı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 06.02.2024 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 07.11.2017 tarihinde davalıya ait www.aksam.com.tr isimli internet sitesinde ve Akşam Gazetesi’nin twitter hesabında "FETÖ ve PKK destekçisi eski Yarbay... CHP'de" başlıklı haberin yayınladığını, müvekkilinin şahsına karşı kin, nefret, öfke, ötekileştirme ve suç isnadı içeren bu başlığı kabul etmediklerini, davalının söz konusu haberle müvekkiline hakaret ettiğini, müvekkilini terör örgütlerinin destekçisi ilan ettiğini, davalının suç uydurduğunu, müvekkiline karşı iftirada bulunduğunu, davalının müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, davalının haberi nedeniyle müvekkilinin manevi zarara uğradığını belirterek 20.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan (yayın tarihi) 07.11.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile “Eski Yarbay...'dan Özür Dileriz." başlığı altında yazılacak özür metninin davacının fotoğrafıyla birlikte www.aksam.com.tr sitesinde 24 saat süreyle yayınlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; söz konusu haberde davacının şehit kardeşinin cenazesinde yaptığı açıklamalarının FETÖ ve PKK terör örgütleri ile ilişki içerisinde oldukları tespit edilen ve kapatılan yayın organları tarafından kullanılarak haber yapıldığını, söz konusu yayın organlarının terör örgütleri ile ilişki içerisinde olduklarının adli makamlarca tespit edildiğini, bu nedenle söz konusu yayın organlarında davacının söylemlerinin haber konusu edildiğinin ifade edilmesinin gerçeğe aykırı olmayacağını ve tazminat konusu teşkil etmeyeceğini, manevi tazminat talepli olarak ikame edilen davada "Eski Yarbay...'dan Özür Dileriz" başlıklı özür metni yayınlanması talebinin kabulünün mümkün olmadığını, haberde hukuka aykırı unsur bulunmadığını, davacının kişilik haklarının ihlal edildiğinden söz etmenin mümkün olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının kullandığı manşet ile haber içeriğinin uyumlu olmadığı, davacının talebinin haber manşetine ilişkin olduğu, davaya konu ve ihlal oluşturduğu iddia olunan ve davalı tarafça da doğru olduğu iddia olunmayan manşetin haberin içeriği ile uyumsuzluğunun haberin bütünü dikkate alındığında basın özgürlüğüne tanınan alanın kişi özgürlüğüne saygınlığına müdahale ettiği kabul edilecek sınıra ulaşmadığı, haberin bütününde vakıaların açıklandığı, hakaret içeriği bulunmadığı, kaldı ki aynı eylem nedeniyle yapılmış olan ceza soruşturmasında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve kesinleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemenin kararında ileri sürdüğü gerekçelerin yerinde olmadığını, kararın içtihatlara aykırı olduğunu, davalının kötü niyetli olduğunu, haber başlığının değiştirilmesinin suçun kabulü olduğunu, bir vatandaşın evrensel ve anayasal hakkını kullanarak bir siyasi partiye üye olmasından ibaret olan olayın davalı tarafından veriliş şeklinin habercilik olmadığını, eylem hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının ortada suç olmadığını göstermediğini, davalının yayını nedeniyle müvekkilinin manevi zarara uğradığını, davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda; davacının FETÖ ve PKK destekçisi olup CHP'ye katıldığı şeklinde yayınlanan haberin, FETÖ ve PKK'yı desteklediği, haber içeriğinde ise bu iddiaya yönelik olarak 2016 yılının Eylül ayında kanun hükmünde kararname ile ordudan ihraç edildiği, şehit düşen kardeşinin cenazesinde siyasilere yönelik yaptığı çıkışın ardından FETÖ üyesi sosyal medya kullanıcıları tarafından profil resmi yapıldığı ve birtakım FETÖ ve PKK destekçisi basın yayın organlarının davacıya destek verdiğinin anlaşıldığı, davaya konu haberin yapıldığı tarihin FETÖ terör örgütünün darbe girişimi sonrası olduğu, o tarihlerde Türkiye’deki her kurumda terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı bulunan kişilerin tespit edilerek ayıklanması konusundaki toplumsal ve kurumsal hassasiyetin üst seviyede olduğu, davaya konu yazının bütünü nazara alındığında, genel olarak bu hassasiyet kapsamında yazıldığı ve ana muhalefet partisi konumundaki bir siyasi partinin ve FETÖ darbe girişiminin olduğu yıl olan 2016 yılında ihraç edilen bir askeri personelin, partiye katılması hususu irdelenmiş olup davacının özel hayatına ve şahsiyetine doğrudan bir ithamın bulunmadığı, haber başlığının çarpıcı olduğu, haberin başlığı ve içeriği bütün olarak ele alındığında öz ve biçim arasındaki dengenin korunduğu, başlıktaki ifadelerin gazetecilik üslubu gereği okuyucunun dikkatini çekme amaçlı olduğu, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığı ve yazı tarihi itibarıyla FETÖ ile ilgili her türlü haber ve bilgiye yoğun kamuoyu ilgisi olduğu, ordudan ihraç edilmiş bir askeri personelin ana muhalefet partisine katılmasına ilişkin tartışmanın gündeme getirilmesinde üstün nitelikte kamuoyunu bilgilendirme amacı taşıdığının da açık olduğu, davacının şehit düşen kardeşinin cenazesinde yapmış olduğu açıklamaların PKK destekçisi yayın organları tarafından haber konusu yapılması sebebiyle bu haberin yapıldığı, dava konusu yazının yayınlandığı 07.11.2017 tarihinde basına yansıyan ülke gündemi nazara alındığında, yazının ve yayımlanma tarzının basın özgürlüğü sınırlarında, kamu yararı ve görünür gerçeklik kapsamında kaldığı, haberin çarpıcı bir başlıkla verilmekle beraber haberin tamamı birlikte değerlendirildiğinde davacının kişilik haklarını zedeleyici ifadeler içermediği, dava konusu yazıdan dolayı ifade ve basın özgürlüğünün sınırlandırılması için demokratik bir toplumda gereklilik, bir başka anlatımla sosyal bir ihtiyaç bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesinin konunun basın özgürlüğü kapsamında olduğuna ilişkin gerekçesinin yerinde olmadığını, istikrar bulan Yargıtay kararlarına göre basının haber yapma hakkı kapsamında yaptığı haberin hukuka uygun kabul edilebilmesi için dört şartın bulunduğunu, haberin gerçek olması gerektiğini, bu kapsamda olaya bakıldığında parti üyeliğinin gerçek olmasına karşın diğer hususların tamamen yalan, uydurma olduğunu, hatta haber olmadığını, haberin güncel olması gerektiğini, müvekkilin parti üyeliğinin güncel olmasına karşın ilgisiz diğer hususların güncel olmadığını, haberde kamu ilgisi ve yararı bulunması gerektiğini, müvekkilinin parti üyeliğinde kamu ilgisi ve yararı olduğunu, ancak davalı tarafın bu haberi kamu yararı ve ilgisi olduğundan yapmadığını, tamamen müvekkilinin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak maksadıyla haberin yapıldığını, bunun ispatının mümkün olduğunu, bu haberin ulusal basında yer etmediğini, müvekkilinin parti üyeliğini haber yapan davalının müvekkilinin parti üyeliğinden istifasını görmezden geldiğini, müvekkilinin parti üyeliğinden 18.06.2020 tarihinde istifa ettiğini, bunun da davalının kötü niyetli olduğunu ve haber yapma maksadı içinde olmadığını gösterdiğini, istifa mektubunu müvekkilinin kendisine ait ve herkese açık olan twitter, facebook ve instagram hesabından yayınladığını, haberle veriliş tarzı arasında düşünsel bir bağ bulunması gerektiğini, ancak müvekkilinin ülkenin ana muhalefet partisine üyeliğini haber yapan davalının bunu yaparken hem bir asker hem de şehit kardeşi olan davacıya terör destekçisi diyerek ağır şekilde hakaret ettiğini, davalının müvekkili hakkında terör destekçisi derken hem PKK hem de FETÖ adını kullandığını, Bölge Adliye Mahkemesinin somut olaya ilişkin değerlendirmesinin hukuki olmadığını, davalının müvekkile karşı olan eyleminin açık ve ağır hakaret kapsamında olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

basın ve internet yayını yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat ve yayın istemine ilişkindir.

6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 28 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi.

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

17.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.