Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, mümkün olmaz ise tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 07.06.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalılar ... v.d. vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı ..., ... gelmediler yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakan babaanneleri ...'ın noterde düzenlediği 27.01.1989 tarihli ıskat senedi ile babaları olan ...'ı miras hakkından ıskat ettiğini, babalarının anılan senedin iptali için açmış olduğu davanın reddedilip dereceattan geçmek suretiyle kesinleştiğini, böylece mirasçı olduklarını 08.08.2012 tarihinde öğrendiklerini, murisin yapmış olduğu iki ayrı vasiyetname ile malvarlığını kızı olan ...'e bıraktığını, ayrıca davaya konu taşınmazlarını da kızına aktardığını, mirastan mal kaçırma ve saklı paylarını ihlal etme amacıyla hareket edildiğini, ...'in ölümü ile de davalıların mirasçı kaldıklarını ileri sürerek, davaya konu 11 parça taşınmazın tapu kayıtlarının iptali ile payları oranında tescile, mümkün olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar ..., hak düşürücü süre geçtikten sonra dava açıldığını, davacıların babasının, ıskat senedi ile vasiyetnamelerin iptali hususunda açtığı davaların reddedilip kesinleştiğini, dava konusu taşınmazların bir bölümünün bakım karşılığı devredildiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Davalılar ..., açılan davayı kabul ettiklerini bildirmişlerdir.
Mahkemece, Türk Medeni Kanunu'nun 571. maddesinde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü süre ile 712. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...'ın davaya konu; 1598 ve 1599 parsel sayılı taşınmazlardaki payları ile 2726 ve 2729 parsel sayılı taşınmazlarını 01.11.1989 tarihinde, 1828,1838,2027 ve 1508 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını ise 01.12.1989 tarihinde rücu şartı ile kızı...'a hibe ettiği, mirasbırakanın 269 parsel sayılı taşınmazdaki 1498/6520 payından 749/6520 payını da 01.08.1983 tarihinde yine kızı...'a satış suretiyle aktardığı, anılan parselin 06.02.1989 tarihinde ifrazı neticesinde oluşan 2736 ve 2735 parsel sayılı taşınmazların tamamı ile 2730 parsel sayılı taşınmazın 88/220 payının ... adına kaydedildiği, el değiştirmeler neticesinde bu parsellerin dava dışı kişiler adına kayıtlı olduğu, 1921 doğumlu olan mirasbırakan ...'ın 04.09.2005 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak kızı ... ile, vasiyet yolu ile oğlu ...'ı mirasından ıskat etmesi sebebi ile oğlu ...'un çocukları olan davacıların kaldığı, mirasçı ...'in de 02.01.2012 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak eşi ve çocukları olan davalıların kaldıkları kayden sabittir.
İddianın ileri sürülüş biçimine ve dosya içeriğine göre, davacıların ilk istekleri muris muvazaası nedeni ile tapu iptali ve tescil isteği olduğu hâlde davacıların, ilk istekleri olan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteği bakımından Mahkemece herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmış değildir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hâl böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda öncelikle davacıların terditli ilk istekleri olan tapu iptal ve tescil isteğinin değerlendirilmesi, yerinde görülmemesi halinde, terditli diğer istek üzerinde durularak varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi, davalılardan ... davayı kabul ettikleri halde, anılan davalıların kabul beyanlarının dikkate alınmamış olması da doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, tenkise ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yerolmadığına, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.