Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki olduğu ve üzerinde akaryakıt istasyonu ile un fabrikasının bulunduğu 763 parsel sayılı taşınmazını haricen düzenlenen 02.10.2007 tarihli sözleşmeye istinaden yarı yarıya davalılara devrettiğini, anılan sözleşmede taşınmaz üzerindeki un fabrikasının bulunduğu bölümün davalılarca ifraz ettirilip kendisine devredileceğinin kararlaştırıldığını, davalı ...'in payını daha sonra diğer davalıya aktardığını, taşınmazın ifrazı neticesinde un fabrikasının olduğu bölümün 771 nolu parsel olarak davalı ... adına kaydedildiğini, anılan sözleşme gereğince bu taşınmazın kendisine devredilmesini istediği halde yerine getirilmediği ileri sürerek, 771 nolu parselin tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı ..., davacının dayandığı sözleşmede imzasının bulunmadığını, taşınmazın yarısını davacıdan diğer yarısını ise diğer davalıdan satın aldığını iddiaların yersiz olup resmi akitlerle çeliştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., iddiaların doğru olduğunu, sözleşmedeki imzanın kendisine ait olup,... Şirketinin yetkilisi olması sebebi ile imzaladığını, şirketteki paylarını daha sonra diğer davalıların çocuklarına, taşınmazdaki payını da diğer davalıya devrettiğini, hukuki sorumluluğunun bulunmadığının bildirmiştir.
Davanın reddine dair verilen karar, Dairece oy çokluğu ile; ''...Somut olaya gelince; çekişmeli müfrez 771 parsel sayılı taşınmazın öncesini oluşturan 763 sayılı parselin, davacıya ait iken, 03.10.2007 tarihinde 1/2’şer paylarla davalı... ile diğer davalı ...’e satış suretiyle temlik edildiği ve ...in de edindiği ½ payı 24.03.2009 tarihinde paydaş olan diğer davalı ...’e aynı şekilde devrettiği kayden sabittir.
Davacı, Maliyeye olan borçlarının davalılar tarafından ödenmesi karşılığında 763 parsel sayılı taşınmazın üzerinde akaryakıt istasyonu bulunan bölümünü davalılara sattığını, ancak maddi durumu uygun olmadığı için ifraz işlemini yaptıramadığını ve ifraz işleminin davalılar tarafından yapılması ve üzerinde un fabrikası bulunan bölümün tekrar kendisine iade edilmesi amacıyla davalı tarafa temlik ettiğini ileri sürerek, eldeki davayı açmış ve davalı ... ile aralarında yapılan “sözleşme” başlıklı 02.10.2007 tarihli belgeyi dosyaya sunmuştur.
Anılan belgenin tetkikinde, davalılardan ...’i bağlayacak nitelikte imzasının bulunmadığı gözetildiğinde,... yönünden bu belgenin 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın öngördüğü belge olarak kabul edilmesi olanaksızdır.
Hemen belirtilmelidir ki; yazılı bir belgenin veya yazılı bir delil başlangıcının bulunmadığı durumda, iddia sahibinin son başvuracağı çare karşı tarafa yemin teklif etmedir. Dava dilekçesinde de “sair deliller” denildiği için anılan bu hususun yemin delilini de kapsadığı gerek öğretide gerekse yargısal uygulamalarda kabul edilmektedir. Buna göre, davacının davalı...’e yönelik iddiasına ilişkin yazılı bir belge veya yazılı delil başlangıcı sayılacak herhangi bir delili bulunmadığından, davalı ...’e yönelteceği yemin delili hakkının bulunduğunun mahkemece hatırlatılması gerekirken, bu yön üzerinde durulmamış olması doğru değildir.
Diğer davalı ... yönünden davacının iddiasına gelince; gerçekten de, ...'e yapılan pay temlikinin, özellikle üzerinde un fabrikası bulunan ve davaya konu edilen ve de sonradan ifrazla 771 sayılı parsel olan yer bakımından davacıyla ... arasında düzenlenen belgenin, 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı gereğince, inançlı işlemin belgesi niteliğinde olduğu ve davalı ...’i bağlayacağı kuşkusuzdur. Bir başka ifadeyle anılan ve sonradan ... tarafından ...’e satılan payın ... üzerinde olması durumunda bu belgeye istinaden 1/2 pay bakımından davanın kabul edilmesi gerekeceği açıktır. Oysa somut olayda, anılan bu pay davalı ...’e temlik edilmiştir. ...’in 2. el durumunda bulunması sebebiyle ediniminde iyiniyetli olması halinde TMK.nun 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanacağı tartışmasızdır.
Ancak, ...’in inançlı işleme dayalı olarak ...’e yapılan bu temlikten bihaber olduğunun kabulünün, dosya kapsamına ve toplanan delillere uygun düştüğü söylenemez. Zira, olayların gelişimi ve süreci gözetildiğinde davalı ..., anılan bu işlemi TMK.nun 1024. maddesi hükmü uyarınca bilen veya bilmesi gereken kişi konumundadır.
Öyle ise, ...’in ...’ten gelen ½ pay bakımından iyiniyetli olduğu kabul edilemez.
Bu durum karşısında, 771 sayılı parselin 1/2 payı bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği de açıktır. Diğer taraftan, davacının iddiasında belirtilen Maliyeye olan ve davalı tarafça ödenmesi kararlaştırılan borcun ödendiği kabul edildiğinde, bu borcun akaryakıt istasyonunun üzerinde bulunduğu kısımla bağlantılı olup, müfrez çekişmeye konu parselle ilgisinin bulunmaması sebebiyle Borçlar Kanununun 81. maddesinin uygulanmasına da gerek olmayacağında kuşku yoktur.
Öte yandan; kabule göre de, yargılama sırasında keşfen belirlenen değer üzerinden harcın tamamlanmadığı gözetilerek, dava dilekçesinde gösterilen değer itibariyle davalı ... lehine vekalet ücreti tayin ve takdiri gerekirken, fazla ücreti vekalete hükmedilmiş olması da isabetsizdir. '' gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, dahili davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 07.06.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacı ... vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davacı ... gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Dahili Davalıların temyiz itirazı yerinde değildir. Reddi ile usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin ve aşağıda yazılı 10.053.33.-TL bakiye onama harcının temyiz eden dahili davalılardan alınmasına, 07.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.