Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilin, 10.09.2009-21.11.2012 tarihleri arasında güvenlik görevlisi olarak net 1.250 TL maaş ile çalıştığını, askere gitmesi nedeni ile iş sözleşmesini feshettiğini ve işçilik alacaklarının da ödenmediğini ileri sürerek; kıdem tazminatı ile hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B) Davalılar Vekilleri Cevaplarında Özetle;
Davalı ... vekili; davacının müvekkilinin işçisi olmadığını, İş Kanunu'ndan doğan tüm hak ve alacaklarının diğer davalı işverenden talep edilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... Şirketi vekili; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, .... İş Mahkemelerinin yetkili olduğunu, müvekkilinin ihale usulü iş aldığını, asıl işverenin diğer davalı olduğunu, kıdem tazminatının ödendiğini, yıllık izinlerini kullandığını ve fazla mesai yapmadığını savunarak; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar süresinde davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle toplanan deliller ile tüm dosya kapsamından davacı vekili tarafından dinlenilmesinden vazgeçilen tanık ...'in ifadesinin talimat mahkemesince alınmasının sonuca etkisinin olmadığının anlaşılmasına göre, davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden sözedilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Hükmün tefhimi sırasında HMK.nun 297/2. maddesinde belirtildiği üzere “taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
HMK.’un 298/2 (HUMK. nun 382) maddesi gereğince sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması, tefhim edilen kısa karara aykırı olmaması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve mahkeme kararına güven sarsılmış olacaktır. Asıl olan tefhim edilen kısa karardır.
Belirtmek gerekir ki, kısa karar ile gerekçeli karar çelişkisi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Kararı gereğince bozma nedenidir.
Yerel mahkeme kararı incelendiğinde gerekçede, somut uyuşmazlığa ilişkin olmayan bir çok mevzuat hükmüne ve Dairemizin ilke kararlarına yer verildiği görülmektedir.
Ayrıca,
a) Gerekçeli kararın 5. sayfasında yıllık izin ücreti alacağının kabulüne karar verildiğinin belirtilmesine karşın, dava dilekçesi incelendiğinde, davacının yıllık izin ücreti talebinde bulunmadığı saptanmıştır.
b) Hüküm sonucunda dosya içeriğine uygun olarak, hafta tatili ücreti talebinin reddine hükmedilmesine karşın, gerekçeli kararın 5. sayfasında davacının hafta tatili ücretine hak kazandığı belirtilmiştir.
c) Hafta tatili ücreti alacağının reddine dolayısı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesine karşın, hüküm sonucunda davanın kabulüne karar verildiği ifade edilmiştir.
d) Davada birden çok davalı bulunmasına karşın, davalılar arasındaki hukuki ilişki kararın gerekçesinde açıklanmadığı gibi hüküm altına alınan alacaklardan da hangi davalı/davalıların sorumlu olduğu da belirtilmemiştir.
Bu hususlar nedeni ile kısa karar ile gerekçe arasında çelişki oluşturulduğu, reddedilen alacak kalemi olmasına ve esasen davanın kısmen kabulüne karar verilmesine karşın, davanın kabulüne hükmedildiği, hüküm sonucunun açık ve anlaşılır olmadığı ve yine gerekçede talep konusu yapılmayan bazı alacak kalemlerinin kabulüne karar verildiği anlaşılmakla, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
3- Genel tatil ücreti alacağının takdiri delil niteliğindeki tanık beyanlarına dayalı olarak ispatlandığı dikkate alındığına, uygun bir oranda karineye dayalı makul indirim (taktiri indirim) uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi de hatalıdır.
Mahkemece, genel tatil ücreti alacağında uygulanacak indirim nedeni ile davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği de dikkate alınmalıdır.
4- Dosya içeriğine uygun olarak hafta tatili ücreti talebinin reddine hükmedilmesine ve dolayısı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesine karşın, davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi ve tarafların harç hariç yargılama giderlerinden kabul ve red oranına göre sorumlu olduklarının da düşünülüp buna göre karar verilmemesi de hatalıdır.
5- Dava dilekçesi incelendiğinde, davanın belirsiz alacak davasının bir türü olan kısmi eda külli tespit davası şeklinde açıldığı anlaşılmıştır.
Bu dava türünde faiz başlangıcı yönünden Dairemiz uygulaması kısmi dava esaslarıyla aynıdır. Bu itibarla kıdem tazminatı dışındaki alacaklar bakımından dava dilekçesi ile istenen kısma dava, talep arttırım (ıslah) ile artırılan miktarlar bakımından ise talep arttırım (ıslah) tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması da hatalıdır.
6- Kıdem tazminatı alacağı hüküm altına alınırken, sadece 15.08.2011 tarihli 1.006,00 TL tutarındaki kıdem tazminatı ödemesinin mahsup edildiği saptanmıştır.
Ancak dosya içerisinde; 10.09.2009-09.09.2010 ve 10.09.2010-09.09.2011 tarihleri arasındaki dönemlere ait olduğu belirtilen, 1.005,79 TL ve 1.193,83 TL tutarlarında, 2 adet kıdem tazminatı bordrosu bulunmakta olup, bu bordrolar davacı imzasını içermektedir.
Davacı asile bu belgeler gösterilerek imzaların kendisine ait olup olmadığı sorulmalı, gerekirse imza incelemesi yaptırılarak söz konusu tutarların da mahsup edilip edilmemesi gerektiği saptanmalıdır. Eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın açıklanan sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 07.05.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.