Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile dava dışı Mehmet Yiğit Fındıkoğlu arasında kurumsal kredi sözleşmesi, kredili mevduat hesabı sözleşmesi ve araç rehin sözleşmesi imzalandığını, bankadan kullanılan kredinin teminatını teşkil etmek üzere kaydı üzerine davacı lehine rehin şerhi işlenen aracın davalı şirket tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalandığını, kredi hesabının kat edildiğini, taşınır rehnini paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takip sırasında sigortalı aracın rehin sözleşmesinin imzası sırasındaki fiziki durumunun değiştiğini, birçok parçasının söküldüğünü, hasar gördüğünü, araçta değer kaybı oluştuğunun tespit edildiğini, davacı bankanın daini mürtehin hak sahibi sıfatına dayanarak davalı şirkete yazılı başvuru yaptığını, bu taleplerinin gerekçe gösterilmeden reddedildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 204.000,00 TL'nin 27.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; rehin sözleşmesinin geçerli olup olmadığının araştırılması gerektiğini, dava konusu aracın söküldüğünü, bilinçli bir şekilde sökülen bir araç nedeniyle davalıdan tazminat talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporları ile dava konusu aracın herhangi bir trafik kazasına karışmadığı, icra yoluyla yediemine teslim edilen aracın parçalarının trafik kazası sonucu değil kasıtlı olarak söküldüğünün tespit edildiği, aracın parçalarının herhangi bir hırsızlık sonucu söküldüğüne dair rapor, tespit, tutanak, adli işlem ya da herhangi bir belge bulunmadığı, sökme işlemlerinin bizzat rehinli aracın sahibi sigortalı tarafından kasten yapıldığının karine olarak kabul edildiği, bu karinenin aksinin yeterli delillerle ispatlanamadığı, söz konusu hasar ve zararın davalının tanzim ettiği sigorta poliçesinin kapsamı dahilinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; riskin teminat kapsamı dışında olduğunun sigortacı tarafından somut delillerle ispatlanması gerektiğini, bilirkişi tarafından üretilen bir karine ve araca kasten zarar verildiği varsayımıyla riskin teminat kapsamı içinde kaldığının banka tarafından ispat edilemediğinin kabulünün yasaya aykırı olduğunu, ispat yükünün sigorta şirketi üzerinde bulunduğunu, davalının sigortalının araca kasten zarar verdiğini ispatlaması gerektiğini, kasko sigorta sözleşmesi uyarınca dava konusu olayın teminat kapsamında bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; temlik alanın temlik edenin hukuki durumuna tabi olduğu Fibabanka A.Ş. ise fona devredilen bankalardan olmayıp harçtan muaf olduğuna dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun değişik 123/son maddesindeki harç istisnasının yurt dışından alınacak kredilerin geri dönüşümü ile ilgili işlemlerle sınırlı olmak üzere uygulanmakta olduğu nitekim Anayasa Mahkemesinin 14.01.2010 tarih ve 2008/81 Esas, 2010/8 Karar sayılı kararının da bu yönde olduğu (Emsal Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarih ve 2013/15959 Esas 2013/19594 Karar sayılı ilamı), hal böyle olunca, usulüne uygun düzenlenen ve tebliğ edilen muhtıra ile belirlenen eksik istinaf harcının temlik alan davacı vekili tarafından tamamlanmadığı gözetilerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 344 ve 346 ncı maddeleri uyarınca temlik alan davacı vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verildiği gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun'un 344/1. maddesi gereğince temlik alan davacı vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Temlik alan davacı vekili temyiz dilekçesinde; davacının varlık yönetim şirketi olduğunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 143 üncü maddesi kapsamında harçtan muaf olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

Kasko Sigorta Poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

6100 sayılı Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5411 sayılı Kanun'un 143 üncü maddesi.

Davacı temlik alan Emir Varlık Yönetim A.Ş.'nin kuruluş tarihi 29.05.2017 olup 5411 sayılı Kanun'un 143 üncü maddesinin 5 inci fıkrası gereğince varlık yönetimi şirketlerinin kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen beş yıl süresince, 492 sayılı Harçlar Kanunu'na göre ödenecek harçlardan istisna olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle; temlik alan davacı .... harçtan muaf olup Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf isteminin incelenmesi gerekirken davacı tarafın istinaf harcını yatırmadığından bahisle 6100 sayılı Kanun'un 344/1 inci maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Değerlendirme bölümünde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

23.11.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.