Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili, Kemalpaşa İcra Müdürlüğünün 2010/9 Tal. Sayılı dosyasında 03.02.2011 tarihinde yapılan ihale sonucu dava konusu 385 sayılı parselin 1/3 payını satın aldığını, ancak önceki malik olan dava dışı ...'nin dava konusu taşınmazı davalıya bedelsiz kullandırdığını, davalıya 19.07.2011 tarihinde ihtarname gönderdiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve mülkiyeti iktisap tarihinden, dava tarihine kadar geçen süre içerisinde aylık 500,00 TL den olmak üzere toplamda 14 aylık toplam 7.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazı davacıdan önceki paydaş olan dava dışı ... ile yaptığı kira akdine dayanarak kullandığını, fuzuli şagil olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, 27.11.2013 tarihli ve 2012/199 Esas, 2013/432 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü ile davalının Kemalpaşa ilçesi Yenikurudere Köyü 385 parsel sayılı taşınmaza davacı hissesi oranında müdahalesinin menine, 438,66 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline dair verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiş, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.12.2015 tarihli ve 2014/11083 Esas, 2015/14356 Karar sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma ilamında özetle;”...Paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; dava konusu 385 sayılı parselde dava dışı ... ve diğer paydaşlar arasında taksim yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise dava konusu dükkanın ...'ye isabet edip etmediği, eğer adı geçene isabet etmiş ise dosyaya sunulan kira akdinin geçerli olacağı, aksi halde taşınmazda pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmadığından anılan sözleşmenin geçerli olmayacağı açıktır.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler ışığında dava konusu 385 sayılı parselde her paydaşa özgülenen yer olup olmadığı hususunda araştırma yapılıp denetime elverişli bilirkişi raporu alınması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir...” denilmiştir.

Bozma ilamına karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulmuşsa da bu istem Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 05.05.2017 tarihli ve 2016/9976 Esas, 2017/1709 Karar sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
Bozmaya uyulduktan sonra yapılan yargılamada Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Somut olayda gerekçeli kararın davacı vekiline “daimi çalışanı ...’e teliğ edildiğine” dair şerhle 19.06.2018 tarihinde tebliğ edildiği ve davacı vekili tarafından karar 05.07.2018 havale tarihli dilekçe ile temyiz edilmiştir.
Mahkemece davacı vekilinin temyiz istemi 06.09.2018 tarihli ek karar ile temyizin süresinde olmadığı gerekçesi ile reddedilmiş bu kez davacı vekili tarafından süresinde Mahkemenin 06.09.2018 tarihli ek kararı temyiz edilmiştir.
Davacı vekilinin temyiz dilekçesi ekinde sunduğu SGK kaydında da anlaşılacağı üzere, davacı vekiline yapılan gerekçeli karar tebligatının üzerine düşülen şerhde daimi çalışanı olarak gösterilen ... adlı kişinin davacı vekilinin daimi çalışanı olmadığı, avukatlık bürosunun bulunduğu ... İşhanında kapıcı sıfatı ile görevli olduğu bu nedenle de davacı vekiline yapılan gerekçeli karar tebliğinin usulsüz olduğu dolayısı ile bu tebligata göre davacı vekilinin temyiz süresinin temyiz dilekçesinde öğrenme tarihi olarak bildirdiği 02.07.2018 tarihi olarak kabulüne temyizinin de süresinde olduğunun kabulü ile Mahkemenin temyizin süresinde olmadığı gerekçesi ile temyiz talebinin reddine dair verilen 06.09.2018 tarihli ek kararın kaldırılması gerekmiştir.
Davacı vekilinin hükmün esasına yönelik temyiz itirazlarına gelince; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul, Kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 44,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 14,90 TL'nin temyiz edenden alınmasına, 22.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.