Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili; davacının... Mahallesi 3102 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın hissedarı olduğunu, müvekkilinin kullanma alanında bulunan bölümü davalının imarsız ve ruhsatsız tek katlı bina yaparak işgal ettiğini bu nedenle müdahalesinin men'ini ve üzerinde bulunan binanın kal’ini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davalının annesinin dava konusu taşınmazın geldisi olan 384 parsel sayılı taşınmazda hissedar olup annesinin muvafakati ile şu anda oturmakta olduğu evi yaptırdığını, tecavüzün İmar Kanunu’nun 18.madde uygulamasından kaynaklandığını ve evi imar uygulamasından önce yaptırdığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; 31.10.2013 tarihli ve 2013/28 Esas, 2013/1150 Karar sayılı kararı ile davalının taşınmazda mülkiyetten ya da sözleşmeden kaynaklanan bir hakka dayanmaksızın yapılanmak sureti ile elattığı gerekçesi ile davanın kabulüne, müdahalenin men'ine ve yapının kal'ine karar verilmiştir. Hükmün davalı tarafından temyizi neticesinde, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2014/16118 Esas, 2016/4086 Karar sayılı ilamı ile bozma kararı verilmiştir.
Bozma ilamında özetle;"...çekişmeli taşınmazın imar öncesinden itibaren tedavül kayıtlarının ve krokilerinin getirtilmesi, gerek kadastral kayıtlar, gerekse imar kayıtları mahalline keşfen uygulanarak mevcut müdahalenin imar uygulaması nedeniyle oluşup oluşmadığının ve yıkıma konu edilen yapının yer aldığı taşınmazda davalının imar öncesinde hukuken korunmaya değer bir hakkının bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması, davalının annesine tebaan kullanım savunmasının araştırılması, müdahalenin imar uygulaması ile oluştuğunun ve davalının imar öncesi bir hakkının bulunduğunun belirlenmesi halinde, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve uygulama ile hüküm kurulması isabetsizdir." denilmiştir.
Bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan yargılamada Mahkemece; davanın reddine dair verilen karar süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının dava konusu 3102 ada 2 parsel sayılı taşınmazın hissedarı olduğu, bu taşınmazın geldisi olan 384 parselde ise davalının annesi ...’nun 18/256 oranında hissedar olduğu, dava konusu edilen tecavüzlü yapının 1990 yıllarında yapıldığı, imar uygulamasını ise 2007 yılında yapıldığı, davalı tarafından davaya konu taşınmazın annesi ... hissesine istinaden annesinin rızası ile yaptığı, müdahalenin imar uygulaması ile oluştuğu anlaşılmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; davada yıkım isteğinin de bulunması halinde, yıkımı istenen yapı, TMK'nin 684 ve 718. maddelerinde yer alan hükümler uyarınca, üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüzü) haline geleceğinden ve taşınmazın mülkiyetine tabi olacağından, ayrıca; yıkım istekli davalarda, yargılama sonucu verilecek karar, davada taraf olmayan paydaşları da etkileyeceğinden, anılan taşınmazlardaki tüm kayıt maliklerinin davada taraf olmalarında zorunluluk vardır.
Kabule göre de; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasanın l605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Yasası’nın l8. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
298l sayılı Yasa'nın 3290 sayılı Yasa ile değişik l0/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşa etmiş ve imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olayda, müdahalenin imar uygulaması ile oluştuğunun ve davalının imar öncesi bir hakkının bulunduğunun belirlendiği anlaşıldığından, Mahkemece; muhdesatın kaim bedeli depo ettirilerek veya bu bedel üzerinden davalı lehine hapis hakkı tanınarak men-i müdahale kararı verilmesi, imar uygulaması sonucu, yapının haksız veya taşkın durum yaratması, kamusal bir tasarruf sonucu olup, tecavüzlü durumun yapıyı yapan kişinin iradesi dışında meydana gelmesi nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet vermediğinin kabulü gerektiği taşkın yapıyı kullananın kötü niyetli sayılamayacağı ve kendisine kusur izafe edilemeyeceği gözetildiğinde yargılama giderlerinden ve bu giderlerden sayılan vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağı hususlarının bir arada değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 22.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi