Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, dava konusu 541 ada 3 parselde bulunan birinci kattaki 3 oda 1 salon şeklindeki dairenin davacı tarafından inşa edilip mülkiyetinin davacıya ait olduğuna karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazın muris tarafından satın alınıp üzerine 2 katlı bina yaptığını, yapılan inşaatın malzemelerini muris ile birlikte müvekkilinin alıp işçiliğini kendilerinin yaptıklarını, davacının 1.kata ilişkin sebepsiz zenginleşmeye yönelik iddiasının zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuş, davalılardan ... ise ilk celse duruşmadaki beyanında açılan davayı kabul ettiğini ve dava konusu taşınmazın davacı tarafından yapıldığını belirtmiştir.
Mahkemece taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhdesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhdesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işlerden olup, iyileştirici nitelikteki bu giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklerinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını 818 sayılı BK'nın 61 ve onu izleyen maddeleri (6098 sayılı TBK 77.madde) hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer malik veya maliklerinden isteyebileceğini, davacının vasiyetnamenin tenfizi davasının neticesinde taşınmaz üzerindeki iştirak halinin son bulması ve dahili davalıların tapu maliki olmaları halinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken bu aşamada tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 sayılı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi
Eşya Hukuku'nda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722,724,729 m.ler). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup, dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 maddesi) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür. Bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmesi gerekir (HMK 114/1-h, 115 m.).
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Davaya konu taşınmaz hakkında ortaklığın giderilmesi davası, kentsel dönüşüm uygulaması ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığından davacının tespit davası açmasında güncel hukuki yararının bulunduğundan söz edilemez. Mahkemece hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine (HMK 115) karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde “Taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılmasının iyileştirme olduğu belirtilip davacının sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer malik veya maliklerinden isteyebileceğini, davacının vasiyetnamenin tenfizi davasının neticesinde taşınmaz üzerindeki iştirak halinin son bulması ve dahili davalıların tapu maliki olmaları halinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken bu aşamada tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi doğru değilse de, karar usulden redde ilişkin olduğundan davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile mahkemenin gerekçesi düzeltilerek sonucu itibariyle doğru olan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 27,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 8,20 TL'nin temyiz edenden alınmasına, 30.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.