ASIL DAVADA DAVACI: .... vekili Avukat ...
BİRLEŞEN DAVADA

Asıl ve birleşen davalar ret

BİRLEŞEN DAVA: Sivas 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2017/210 E., 2017/466 K.

Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 23.01.2024 günü hazır bulunan davacı ... ile davacı şirketler vekili ... ile davalı vekili Avukat ... ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

1.Davacı vekili asıl davada dava dilekçesinde; müvekkili ....'nin çalışanı ... ... isimli şahsın, şirketin bilgisi ve yetkilendirmesi olmadan davalı banka nezdindeki şirket hesabı üzerinden sahte ve yanıltıcı işlem ve belgeler ile bankaya faks çekerek kredi talebinde bulunduğunu, bankanın müvekkili şirketi borçlandırarak 26.01.2016 tarihinden 29.11.2016 tarihine kadar 12 ayrı işlem sonucunda toplam 1.710.000,00 TL kredi kullandırmış olduğunu, şirketin bu durumdan haberdar edilmediğini, şirketin böyle bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek müvekkili şirketin davalıya borcunun olmadığının tespiti ile çekilen kredilerden sorumlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.

2.Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin davalı bankanın dava dışı ... ...'e kullandırmış olduğu usulsüz kredilere ait hesaplara ilişkin yapılan sözleşmelerde müteselsil kefil olduklarını ve cebri icra tehdidi altında bulunduklarını, dava dışı ... ...'in şirketin izni ve onayı olmadan yaptığı işlemler sebebi ile müvekillerinin davalıya borçlı olmadığının tespiti ile çekilen kredilerden sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

3. Asıl ve birleşen davada davacılar vekili yargılama aşamasında, bankaya ödeme yapıldığını ileri sürerek davaya istirdat davası olarak bakılmasını talep etmiştir.

Davalı vekili asıl ve birleşen davada cevap dilekçesinde; kredinin şirketin temsile yetkili ortağı ...'nun ıslak imzasını taşıyan 3.000.000,00 TL bedelli ve 15 Ekim 2015 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığını, davacının iddia ettiği belgeler ile davacıya tahsis edilen kredilerin yine davacının hesabına aktarıldığını, davacı şirketin de bu paraları kendi ihtiyaçları için kullandığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirket yetkilisi ... tarafından imzalanan talimatların şirkete ait faks ve e-posta aracılığıyla banka şubesine ulaştırıldığı, talimat tutarı kredinin önce şirketin hesaplarına aktarıldığı, toplamı 1.710.000,00 TL'yi bulan kredilerin şirkete ait hesaptan 1.212.215,52 TL olarak şirketin kredi ve vergi borçlarının ödenmesinde kullanıldığı, 588.784,48 TL tutarındaki paranın da şirket çalışanı ... ...'e nakit olarak ödemesinin yapıldığı, Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi raporunda talimatlardaki ıslak imzaların davacı şirket yetkilisi ...'ya ait olduğunun bildirildiği, davalı bankanın taraflar arasındaki teamüle uygun olarak kredi kullandırdığı, davacı şirketin basiretli tacir gibi davranmayarak kendisini borç altına sokan işlemlerin yapılmasına sebebiyet verdiği, bu durumda davalı bankaya borçlu bulunduğu, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; vekalet ücretlerinin hatalı olduğunu, Ağır Ceza Mahkemesince alınan rapora göre bankanın göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermediği, dava dışı ... ...'in yetkili olup olmadığının araştırılmadığını, davalı bankanın dava dışı ... ...'e teslim ettiği parayı, dava dışı ... ...'in zimmetine geçirmek suretiyle kendi ... ve hesabına kullandığı, ... ...'in müvekkili şirketin davalı bankada pasif konumda bulunan hesaplarını müvekkilinin izni ve bilgisi bulunmadan izah ettiği şekilde aktif hale getirmek sureti ile krediler kullanılmasında müvekkili şirketin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özellikle mahkemece talimat yoluyla Ankara 4.Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla alınan 21.02.2018 tarihli bilirkişi heyet raporundaki tespit ve değerlendirmelere, yine İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan raporda davalı bankaya verilen talimat içeren yazılardaki imzaların davacı şirket yetkilisine ait olduğun belirlenmesine, söz konusu raporların ayrıntılı, bilimsel, taraf ve kanun yolu denetimine elverişli nitelikte olmasına ve ilk derece mahkemesinin raporları/ delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın istirdat davasına dönüştüğünü, davanın tümden reddi halinde maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, raporun eksik incelemeye dayalı olduğunu, nitekim savcılık raporunda, uzman görüşünde ve ceza mahkemesinde alınan raporda davalı bankanın kusurlu kabul edildiğini, davalının gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, dava dışı ... ...'in müvekkili şirketin davalı bankada ... süredir kullanılmayan pasif durumda olan kredi hesaplarını tamamen usulsüz bir şekilde aktif hale getirdiğini, davalı bankanın müvekkilinin hesap dosyalarında bulunan boş senedi 2.000.000,00 TL (fazlaya ilişkin haklar saklıdır) doldurmak sureti ile aslında hukuka aykırı bu kredi borcunu bu şekilde cebri icra zoru ile tahsil ettiğini, müvekkilinin hiçbir kusuru olmamasına rağmen bir kez daha mağdur edildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

Dava, dava dışı şirket çalışanı tarafından yapılan bankacılık işlemlerinin usulsüz olduğu iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup davacılar vekili yargılama aşamasında davalı bankaya ödeme yapıldığını ileri sürerek davanın istirdat davası olarak görülmesi gerektiğini beyan etmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Davacılar vekili 06.06.2017 tarihli dilekçesi ile cebri icra baskısı altında yapılan ödeme sebebiyle davanın istirdat davasına dönüştüğünü iddia etmiş ise de; Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olmakla davanın menfi tespit şeklinde nitelendirmesinin sonuca etkisi bulunmamaktadır.

3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,

Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

25.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.