Taraflar arasındaki maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 17.Hukuk Dairesinin 28.11.2017 tarih ve 2015/4482E-2017/11029K sayılı ilamı ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda maddi tazminat davasının kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 17.Hukuk Dairesinin 20.10.2020 tarih ve 2020/2370E-2020/5880K sayılı ilamı ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece maddi tazminat davasının kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya zorunlu trafik sigortalı motorsikletin müvekkilinin oğlunun sevk ve idaresindekiyken, 28.03.2010 tarihinde karıştığı çift taraflı kazada, sürücü destek ...'ın vefat ettiğini, kısmi olarak açtıkları davada fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 15.000,00 TL'nin davalıya müracaat tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, desteğin kullandığı motosikletin 01.10.2009-2010 tarihleri arasında davalıya ZMMS poliçesi ile sigortalandığını, ancak sorumluluğun sigortalının kusuru ve teminat limitleri ile sınırlı olduğunu, zararın ispat edilmesi gerektiğini beyanla, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 28.11.2014 tarih ve 2014/976E-2014/710K sayılı ilamı ile zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV.İLK BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkeme kararına karşı davacı vekili temyiz yoluna başvurmuştur.
Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 28.11.2017 tarih ve 2015/4482E-2017/11029K sayılı ilamı ile; "1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde (6098 sayılı TBK'nun 49. md.) haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de (TBK'nun değişik 72. md) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK'nun 72. maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür) tabi bulunduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık 2918 sayılı KTK'nun 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler için, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddenin özellikle 2. fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3. kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi, BK'nın 60. ve 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir. (TBK'nun 72. maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır.) 2918 sayılı Kanun'un anılan madde hükmünde gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, sözkonusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya ZMSS şirketi) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün 2008/4-326-325 ve HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198 E. 2015-1495 K. sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir)Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 28.03.2010 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda araç sürücüsü olan (destek) ... vefat etmiştir. Mahkemece, dava konusu olayda davalı ... şirketinin cezai sorumluluğu bulunmayıp hukuki sorumluluğu bulunduğundan ceza zamanaşımı süresinden söz edilemeyeceğinden ve 2918 sayılı KTK 109/2 maddesindeki 2 yıllık yasal süre geçtiğinden bahisle dava zamanaşımı nedeniyle reddedilmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere, KTK'nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterli olduğu gibi ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular arasında bir ayrım da yapılmamıştır. Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d maddesinde öngörülen 15 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece işin esasına girilip tarafların delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ve hatalı gerekçeyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir."gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.
Mahkemenin 05.10.2018 tarih ve 2018/186E-2018/1288K sayılı ilamı ile bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davacı vekilinin, bozmadan sonraki süreçte 01.10.2018 havale tarihli dilekçesi ile davayı bozma kararından sonra alınan hesap raporuna göre ıslah ettiği ve harç yatırdığı, oysa ki bozmadan sonra ıslah yapılamayacağının değerlendirildiği, ıslah talebinin ara karar ile reddedildiği, hal böyle olunca, bozmadan sonra mahkemece aldırılan 26.06.2018 havale tarihli hesap bilirikişi raporuna itibar edilerek davacının 39.732,87 TL zararının oluştuğunun kabulü ile sonuca gidildiği, ancak dava dilekçesine konu 15.000,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verildiği, davalının, davadan önce temerrüde düşürüldüğü ispat edilemediğinden ve sigortalı aracın ticari araç olmadığı anlaşıldığından, dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedildiği gerekçesiyle davanın kabulüne ve 15.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
V. İKİNCİ BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemenin ikinci kararına karşı davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin 20.10.2020 tarih ve 2020/2370E-2020/5880K sayılı ilamı ile; " 1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkemece uyulan bozma kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle Gaziantep Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/671 Esas sayılı dosyasında süresinde görevli mahkemeye gönderilme talebinde bulunulmaması nedeni ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi karşısında mahkemece elde ki dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına, davacıların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açmasına, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağına; dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin tam kusurlu olmaları halinde, desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceğine; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı ..., işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacılar zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı ... şirketinin sorumlu olacağına göre, davalı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. 22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2. maddesinde; “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.” düzenlemesine yer verilerek bozmadan sonra ıslah konusuna yasal açıklık getirilmiştir.
Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılamada 26.06.2018 tarihli hesap raporu ile davacının gerçek zararının 39.732,87 TL olduğu kabul edilmiş ancak Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu'nun, her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. ve 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararları sebebiyle ıslah yapılamayacağı gerekçesi ile talep gibi karar verilmiştir.
22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2. maddesi ile Yargıtayın bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde, tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceğine dair açık düzenleme yapıldığı gözetilerek, yasa değişikliği uyarınca karar verilmesi gerekliliği hasıl olmuştur. Mahkemece; 22.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2. maddesi doğrultusunda davacı tarafın 01.10.2018 tarihli maddi tazminat isteminin ıslahına değer verilerek hüküm tesis edilmesi gerekirken bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçeleriyle mahkeme kararı bozulmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı vekilinin, ilk bozmadan sonra verilen ıslah dilekçesine göre talebinin kabulü gerektiği, son bozmadan sonra alınan bilirkişi raporunda müteveffanın kusuru ve net aylık ücreti dikkate alınarak yapılan hesaba göre 46.618,99 TL zarar hesabı yapılmış ise de 01.10.2018 tarihli ıslah dilekçesinde davacının talebinin 39.732,87 TL olduğu anlaşılmakla bu şekilde sonuca gidilerek, davanın kabulüne, davalının, davadan önce temerrüde düşürüldüğü ispat edilemediğinden ve sigortalı aracın ticari araç olmadığı anlaşıldığından, dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesine ve 39.732,87 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B.Temyiz Sebebleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; lehe bozma kararına uygun yeniden güncel hesaplama yapılarak karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm ihdas edildiğini, hatalı hesap raporuna dayalı karar yönünden desteğin babasının müteveffa destekten sonra öldüğünü, bilirkişi raporunda ayrı hesaplanan baba payının anne payına eklenmesi gerekirken sadece anne yönünden destek hesabı yapıldığını, 24.09.2021 tarihli ek aktüerya raporuna karşı itirazlarının dikkate alınmadığını, baba payının anne payına eklenmeksizin hüküm ihdasının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanın destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 45 inci maddesi, 2918 sayılı Kanun'un 85,90 ve 91 inci maddeleri.
Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı; daha önce temyize konu edilip bozma kapsamı dışında bırakıldığı için kesinleşen yönlerin yeniden incelenmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan mahkeme kararının ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan alınmasına,
Dosyanın, mahkemeye gönderilmesine,
23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.