Esas hakkında yeniden hüküm kurulması
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalıdan 01.06.2015 tarihli faturada belirtilen okul malzemelerini satın aldığını, malların ayıplı olduğunu, kullanılmaz durumda olduklarını ileri sürerek ayıplı mal bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak ayıplı mal bedeli için ödenen tarihten avans faizinin uygulanmasını talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, teslimden sonra ayıp ihbarında bulunmadığını, husumet yönünden davanın reddi gerektiğini, davalının tedarikçi satıcı konumunda olduğu, üretici olmadığını, üreticiye dava açılması gerektiğini, malların zamanında eksiksiz teslim edildiğini, davacının kontrolleri yaparak teslim aldığını, sulh hukuk mahkemesince yapılan tespitte de ayıbının kullanıcı hatasından kaynaklandığının belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile delil tespitinin, davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre ayıp ihbarının süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve ihbarın sözlü olarak yapıldığını, süresinde ayıp ihbarının yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, fatura bedellerinin iadesi istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tacirler arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde ayıp ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya bildirmekle yükümlü olduğu, 8 günlük muayene ve ihbar yükümlülüğüne uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki gizli ayıp bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca ihtar çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davalı tarafından davacıya satılan malların ayıp olduğundan bahisle ödenen bedelin tahsili istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 219,223,225,227 nci maddeleri ve 231 inci maddesinin ikinci fıkrası.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.