Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil - tazminat davası sonunda, yerel mahkemece tapu iptal ve tescil isteği yönünden davanın reddine tazminat isteği bakımından ise davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı ... vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı taktirde tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakanı ....'den intikal eden 163 ada 17 parsel sayılı taşınmazdaki 1/3 payını kardeşleri olan davalılar ... satın almak istediklerini ve istemiş olduğu satış bedelini ödemeyi kabul ettiklerini, davalı ...'ın eşinin yakın akrabası olan diğer davalı ...'e taraflarca uzlaşılan satış bedeli üzerinden taşınmazın davalılara satışı için vekâletname verdiğini ancak vekaletin verildiği tarihten iki gün sonra anlaşmanın bozulduğunu, bu durumu davalı ...'e iletmesine rağmen davalının taşınmazdaki payını toplam 5.000,00 TL bedel karşılığında davalılara temlik ettiğini satış işlemini 2013 yılı Nisan ayında öğrendiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil olmadığı taktirde 5.000,00 TL tazminatın davalı ...'den tahsiline karar verilmesi isteğinde bulunmuş, yargılama devam ederken ıslahla tazminat talebini 32.752,92 TL olarak arttırmıştır.
Davalılar, davacının, oğlunun evlilik masrafları için acil paraya ihtiyacı olduğundan çekişme konusu taşınmazdaki payını sattığını, para ödendikten sonra da vekâletnameyi verdiğini, belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece tapu iptal ve tescil isteği yönünden çekişme konusu payın davalılarca kötüniyetli olarak temlik alındığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine, tazminat isteği bakımından ise çekişme konusu payın gerçek değeri ile akit değeri arasında açık fark bulunması ayrıca satış bedelinin vekil tarafından davacıya ödendiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delilerden; davacının 02.07.2002 tarih 7083 yevmiye numaralı gayrimenkul satış vaadine havi hususi vekaletname ile dava konusu 163 ada 17 parsel sayılı taşınmazdaki 1/3 payını davalılar....'a toplamda 2.000,00 TL bedelle müştereken satmayı vaat ettiği bedelin nakden alındığı tapuda devir ve intikal işlemlerini yapması için davalı ...'in vekil tayin edildiği, ayrıca 29.03.2007 tarih, 366 yevmiye numaralı vekâletname ile çekişmeli taşınmazdaki 1/3 payını dilediğine dilediği bedel ve koşullarda satması için yine davalı ...'e yetki verdiği verilen bu yetki ile davalı vekilin 23.11.2007 tarihinde toplamda 5.000,00 'er TL bedel üzerinden çekişmeli payı davalılar ....a eşit paylarla temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 190. maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince herkes iddiasını ispatla yükümlüdür.
Somut olaya gelince, davacı, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde dava konusu payın satış bedeli olan 2.000,00 TL nı nakden aldığını bildirdiği gibi bu bedelin davacıya satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiği tarihten önce ödendiği tanık beyanlarıyla sabittir. Dava konusu payı temlik eden davalı vekil .... davacıyı zararlandırma kastı ile diğer davalılarla birlikte el ve iş birliği içinde hareket ettiğinin davacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Ancak davacı tarafça bu durumu ispatlayacak yönde bir delil bildirilmemiştir.
Öte yandan; yapılan keşif sonucu dava konusu payın temlik tarihindeki değerinin 32.752,92 TL olduğu, ancak resmi senetteki devir bedelinin ise 5.000,00 TL olarak gösterilmesinin mahkemece davanın kabulünün gerekçesini oluşturduğu anlaşılmıştır. Ancak, bedeller arasında fark bulunması vekil ile temlik alan arasındaki el ve işbirliğinin veyahut vekilin sadakat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinin tek başına kanıtı olamaz. Davacının, vekil ile temlik alanın kendisini zararlandırma kastı ile birlikte hareket ettiklerini sair delillerle kanıtlaması gerekir. Ancak davacı tarafça böyle bir delil de sunulmamıştır. Kaldı ki satım vaadi sözleşmesinin düzenlediği 2002 yılından sonra sözleşmenin iptaline yönelik bir dava açıldığı da bildirilmemiştir.
Bu durumda, vekilin yaptığı işlemin satış vaadi sözleşmesinin ifası niteliğinde olduğu açıktır. Davacı vekilin temyiz itirazı yerinde değildir. Reddine
Hâl böyle olunca, davalı vekil .... yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalı ... vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.