Dava dilekçesinde 125.000,00 TL'nin reeskont faizi ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dava dilekçesinde, davacı tarafından, borç olarak alınan 125.000 TL karşılığında 20.08.2008 vade tarihli ve 125.000 TL bedelli senedin davalıya verildiğini, ayrıca davacının borç aldığı paraya teminat olarak eşinin ...Yapı Koop.'deki villa hissesini de 20.06.2008 tarihli kooperatif hisse devri sözleşmesi ile davalı üzerine kaydettirdiğini, davalıdan alınan borç paranın vadesinde ödenmemesi nedeniyle koop. Hissesinin davalı üzerinde kaldığını bu nedenle davalı tarafa verilen 125.000 TL bedelli senet bedelsiz kalmasına rağmen senedin 3.kişiye ciro edildiğini ve bu 3.kişinin de iş bu senede dayanarak davacı aleyhine kambiyo senetlerine özgü takibe giriştiğini belirterek bedelsiz kalan senedin aynen iadesi, senet davalı tarafından 3.kişiye ciro yoluyla geçtiğinden senet tutarı olan 125.000 TL'nin, kooperatif hissesinin reeskont faiziyle birlikte bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, kooperatif hisse devrinin gerçekleşmediğini, davacı tarafın alacak borç ilişkisi hakkında beyanlarının doğru olduğu bir an için kabul edilse de, davacının bu durumda, senedi elinde bulunduran kişi tarafından yapılan takibe karşı menfi tespit davası açması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile 125.000 TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır. İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (Borçlar Kanunu mad.81) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de Borçlar Kanununun 19. ve 20.maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır. İnanç sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan taraf, ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse; teminat için temlik edilen şeyi “ ifa uğruna edim “ olarak kendisinde alıkoyabileceği gibi; o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alma yoluna da başvurabilir. Bu sonuçlar kendine özgü bu akdin tabiatında mevcuttur. Sözleşme ile öngörülen ifa süresi içerisinde, sırf sözleşmeyi imkansız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temliklerin yasal koruma altında tutulamayacağı izahtan varestedir. Meri hukuk sistemimizde her hangi bir düzenleme olmamasına karşın; inanç sözleşmelerinin, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir müessese olduğu, öğreti ve uygulamada kabul edilegelen bir olgudur.
İnanç sözleşmelerinin tarafları arasında, onların gerçek iradelerini ve akitten amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerli olduğu;taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nisbi haklarını talep etme olanağını verdiği tartışmasızdır.
Yapılan açıklamalar ve dosya kapsamına göre, taşınmazın inanç sözleşmesine bağlı olarak devri için borcun ne zaman ödeneceği üzerinde bir açıklık olmadığından taşınmaz bedelinin davalıdan tahsili gerekir.(HGK 30.11.2011 gün 2011/1-614 2011/714 K) Bu itibarla; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 5.568,00 TL bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 28.11.2012 günü oybirliğiyle karar verildi.