Esas hakkında yeniden kurulan hüküm ile davanın reddine

Taraflar arasındaki Yeniden İnceleme ve Denetleme Kurulu (YİDK) kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket adına 10.08.2018 tarihinde 2018/74775 sayılı "tasarruflaal ihtiyaçları karşılama modeli" ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, marka kapsamında 35. ve 36. sınıf hizmetlerin yer aldığını, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından başvurunun reddine karar verildiğini, bu karara yaptıkları itirazın da YİDK tarafından reddedildiğini, davaya konu ret kararında bu ibarenin hangi gerekçe ile ayırt edicilik vasfından yoksun olduğunun net olarak açıklanmadığını, içerisinde "tasarruf" ibaresi geçen başka marka başvurularının tescil edildiğini, markada geçen "tasarruflaal" ibaresinin reddedilen mal ve hizmetlerle doğrudan ilişkisi bulunmayan ve müvekkili tarafından bir araya getirilerek oluşturulan ibareler olduğunu, bu nedenle birbiri ile ilişkisi bulunmayan iki kelimenin özgün bir şekilde bir araya getirilmesi sureti ile oluşturulan bu markanın, ayırt edicilik bakımından ret sebebi oluşturmayacağını, tescil başvurusu yapılan markanın ortalama tüketici bir yana, kelimenin anlamını araştırma fırsatına sahip alıcılar tarafından bile haksız rekabete sebep olacak bir yanının bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin markasında "tasarruflaal" ibaresinin yanında "ihtiyaçları karşılama modeli" sloganın dikkat çektiğini ileri sürerek, YİDK'in 2019-M-5824 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, "tasarruflaal ihtiyaçları karşılama modeli" ibaresinden oluşan başvurunun bir bütün olarak kapsamındaki hizmetler bakımından ayırt edici nitelikten yoksun bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu, 2018/74775 sayılı "tasarruflaal-İhtiyaçları tasarrufla karşılama modeli" ibareli başvurunun, anlamsal olarak "Bir şeyi uygun fiyata almak" şeklinde ortalama tüketici zihninde algı oluşturacağı, başvuruyu oluşturan işaretin bu hali ile bütünlük arz ettiği, koruma konusunun açık ve kesin olarak anlaşılabildiği ve sicilde gösterilebilir bir işaret olması nedeni ile soyut ayırt ediciliğinin bulunduğu, markada bu hali ile kelimeler arasında renk farklılığı oluşturulması da dahil olmak üzere belli bir entelektüel çabanın bulunduğu ve genel olarak tescili talep edilen 35. ve 36. sınıf hizmetler için ilgili tüketici kesiminin, yani malların veya hizmetlerin makul düzeyde bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı ortalama tüketicilerinin algısına göre belli bir ayırt edicilik seviyesinde olduğu, ortalama tüketicilerin gündelik hayatta karşılaştıkları markaları parçalara bölerek inceleme yapmasından ziyade markaları bir bütün olarak algıladığı, "tasarruflaal-ihtiyaçları tasarrufla karşılama modeli" işaretinin 35 ve 36. sınıf hizmetler bakımından derhâl ve doğrudan doğruya ürünlerin ve hizmetlerin cinsini, vasfını veya herhangi bir karakteristik özelliğini belirtmediğinden somut olarak ayırt edicilik vasfının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 2019-M-5824 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; başvuru konusu ibarenin bir bütün olarak kapsamındaki hizmetler bakımından ayırt edici nitelikten yoksun olduğunu, "tasarrufla al" ibaresinin herhangi bir ürünün daha ekonomik bir yolla edinilebilmesi telmihini taşıdığını ve slogan niteliğindeki bu anlamı itibari ile sunulan hizmetin kaynağı konusunda herhangi bir algı yaratmadığını, başvuru konusu ibarenin sunulan hizmetin çeşidini, muhteviyatını belirten nitelikte bir ibare olarak algılanacağını ve bu nedenle ortalama tüketicilerin ilave bir irdeleme ya da analiz yapmadan redde konu hizmetler ile başvuruya konu işaret arasında tanımlayıcı bir ilişki kuracağını, başvuru konusu ibarenin, tüketicileri bir ürününün edinilme biçimine yönlendiren, herkesin kullanımına açık ve işletmesel köken gösterme niteliğinden yoksun bir ibare olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretlerin tescil edilemeyeceğinin düzenlendiği, madde gerekçesinde de açıklandığı üzere sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal veya hizmet için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilemeyeceği, bir işaretin belli mal veya hizmetler açısından ayırt edici olup olmadığının ise "somut ayırt edicilik" olarak adlandırıldığı, bu hüküm ile sicilde gösterilebilir olması ve soyut ayırt ediciliğe sahip olmasına karşılık, tescilinin talep edildiği mal ve hizmetler bakımından ayırt ediciliği olmayan işaretlerin tesciline engel olunmasının amaçlandığı, dava konusu başvurunun, "tasarruflaal ihtiyaçları tasarrufla karşılama modeli" ibarelerinin düz yazı ile yazılmasından ibaret olup, diğer ibareler siyah renkli iken yalnızca "al" ibaresinin kırmızı renkle yazıldığı, dava konusu başvurunun başkaca bir ek kelime ya da şekil içermediği, bu hali ile dava konusu başvurunun, ilk kez duyulduğunda ya da görüldüğünde ortalama tüketiciler nezdinde herhangi bir ürünün tasarrufla alınmasına yönelik bir algı oluşturacağı, bunun dışında başvuru kapsamındaki hizmetler yönünden bir marka algısı yaratmayacağı, diğer bir deyişle, bir ürünün tasarrufla alınmasına yönelik algı yaratan dava konusu başvurunun, başvuru kapsamındaki mal veya hizmetleri diğer teşebbüslerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeye elverişli olduğunun söylenemeyeceği, her ne kadar davacı tarafça, içinde tasarruf ibaresi geçen başka başvuruların tescil edildiği ileri sürülmüş ise de her başvurunun kendi koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla mahkemece, dava konusu başvurunun, kapsamında bulunan tüm hizmetler yönünden sözü edilen kanun maddesi gereğince somut ayırt ediciliğinin bulunmaması nedeni ile marka olarak tescil edilemeyeceği kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığından bahisle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin başvuru markasının anlamsal bir yapıya haiz olduğunu, markanın somut ayırt ediliciliği bakımından hiçbir tescil engelinin bulunmadığını, bilirkişi raporunun da bu yönde olduğunu, markada yer alan ibarelerin bir bütün olarak değerlendirilmesinin gerektiğini, "al" ibaresinin ekli olduğu birçok markanın bulunduğunu, markanın genel intibasına bakılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

22.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.