İNCELENEN KARARIN:
Taraflar arasındaki 6292 ... Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 ... Kanun) gereğince yapılan satış sonucu oluşan tapu kaydının iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı tarafından temyiz edilmekle; duruşma isteminin dava değeri itibariyle reddine, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. Kullanım kadastrosu sonucunda, ... ili...Mahallesi çalışma alanında bulunan 151 ada 267 parsel ... 13034,40 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, " 6831 ... Orman Kanunu'nun (6831 ... Kanun) 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ve 13 yıldan beri ...'nun fiili kullanımında bulunduğu " şerhi yazılarak, bahçe vasfıyla, Hazine adına tespit ve tescil edildikten sonra, 06.04.2017 tarihinde, 6292 ... Kanun gereğince satış işlemi ile ...'na tapuda kayden intikal etmiştir.
2. Davacı ... dava dilekçesinde özetle; kendi kullanımındaki ... ili .... Mahallesi 151 ada 267 parsel ... taşınmazın davalı ...'na satıldığını, yapılan satış ve tescil işleminin yolsuz olduğunu ileri sürerek, taşınmazın davalıya satıldığı tarihteki değeri esas alınarak hak sahiplerine ve haleflerine uygulanan bedel üzerinden tutarının Hazine'ye tarafınca yatırılması koşuluyla tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; "Dava konusu taşınmazın 3402 ... Kadastro Kanunu'nun (3402 ... Kanun) Ek-4 üncü maddesine göre yapılan kadastro tespiti sonucunda Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmaz mallardan olduğunu ve 6292 ... Kanun'un 6 ncı maddesi kapsamında hak sahibi ...'na satışının yapıldığını, tapu iptal tescil talebinin kayıt malikine yöneltilmesi gerekeceğinden Hazine aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davacının kadastro öncesi bir sebebe dayanarak tapunun iptalini istediğini ve 10 yıllık hak düşürücü sürenin de geçtiğini" belirterek, davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; "Davalı ...'nun açılan davada sıfatı olmadığını, davanın münhasıran maliye hazinesine yöneltilmesi gerektiğini, 151 ada 267 parsel ... taşınmazın 2010 yılında ... adına yapılan tespitinin itirazsız kesinleştiğini, 2017 yılında da davalının maliye hazinesinden satın aldığını, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin de geçtiğini" belirterek, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Davacının zilyetlik hakkına dayalı olarak 6292 ... Yasa uyarınca yapılan satış işlemi ile taşınmaz Hazinenin mülkiyetinden çıkarak davalı adına tescil edildikten sonra 04/11/2019 tarihinde dava açtığı, satış işleminden sonra şerhe yönelik davanın dinlenemeyeceği ve dayanak satış işlemi iptal edilmeden malike karşı tapu iptal ve tescil davası açılamayacağı" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararına karşı davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı ... istinaf dilekçesinde özetle; "Kadastro tutanağında yer alan ...' nun kullanıcı olduğuna ilişkin ibarenin kadastro ekibinde yer alan kişilerin beyanları ile gerçek dışı olduğunu, bu ibareye dayalı düzenlenen hak sahipliği belgesinin de gerçek dışı olduğunu, hak sahipliğine dayalı doğrudan satış işleminin de gerçek hak durumuna uymayan, geçerli hukuki sebebe dayanmayan, gerçek hak sahibi dışında başkası lehine yapılan yolsuz tescil niteliğinde olduğunu, kanıtların toplanması ve taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılması halinde davalı gerçek kişi lehine düzenlenen kadastro tutanağındaki fiili kulanım belirtmesinin hak sahipliği belgesinin, doğrudan satış işlemi ve tescil işleminin hukuki sebebe dayanmadığının, gerçek durumu yansıtmadığının, cezai sonuçları da olabilecek kuşkulu ve kamu zararına da yol açan işlemlerin varlığının tespit edilip buna göre hükme varılacağını, kararın gerekçesinde gösterildiği gibi kullanım kadastro tutanağının, satışın Milli Emlak tarafından yapılması ve bedelin ödenmesi olgularının aksinin ispatı mümkün olmayan kesin kanıt niteliğindeki olgular olmadığını, şerhe yönelik bir davanın söz konusu olmadığını, askı ilanına çıkmayan 3402 ... Kanun'un Ek 4 üncü maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosuyla ilgili tutanağa karşı 10 yıl içinde kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılabildiğini, mahkemenin satıştan sonra dava açılamayacağı yönündeki kararının hukuken mümkün olmadığını, satış işlemi iptal edilmeden malike karşı dava açılamayacağı yönündeki gerekçenin de hukuken isabetli ve yerinde bir gerekçe olmadığını, keşif yapılmadığını, kanıtların toplamadan açık ve net iddia ve savunmaları dikkate alınmadan karar verildiğini" belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; " Kadastro sırasında davalı ...'nun dava konusu taşınmazı kullandığının tespit edildiği, tespitin kesinleşmesinden sonra 6292 ... Kanun uyarınca davalının yasal süresi içinde idareye müracaat ederek taşınmazı satın aldığı ve tapuda adına tescil işlemini yaptırdığı, davacının bu satış işleminden sonra tapu iptali ve tescil isteminde bulunduğu, çekişmeli taşınmazın fiili kullanıcısının kullanım kadastrosunun yapıldığı tarihte davalı ... olarak belirlendiği, Hazinenin de taşınmazı fiili kullanıcı olarak tespit edilen davalıya sattığı, davacının satış işleminden önce açılmış bir davasının bulunmadığı anlaşıldığına göre davalı adına yapılan tescil işleminin mevzuata uygun olduğu tartışmasız olup yolsuz tescil olduğundan bahsedilemeyeceği " gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ... temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince hukuki dinlenilme hakkı dikkate alınmadan karar verildiğini, davalı ... adına yapılan tescilin yolsuz olduğunu, davanın esasına girilmeksizin verilen ret kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, bu gerekçelerle ve re'sen tespit edilecek nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Dava, 6292 ... Kanun uyarınca satışı yapılan taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, kullanım kadastrosu sonucunda tapuda Hazine adına kayıtlı iken 6292 ... Kanun uyarınca şahsa satışı yapılan taşınmaz hakkında açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin davanın dinlenme olanağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) 369/1,370 ve 371 inci maddeleri, 6292 ... Kanun'un 6 ncı maddesi,
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 ... Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 ... Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 346,90 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.