Esastan ret
Taraflar arasındaki asıl ve birleştirilen davada vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili ve birleştirilen davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı birleştirilen davacı mirasçıları vekili ve davacılar vekili tarafından duruşmalı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararın niteliğinin duruşma istenebilecek davalardan olmadığı anlaşılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacılar vekilinin duruşma talebinin reddine, temyiz dilekçelerinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. Asıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; bir kısım davacıların teyzesi, bir kısım davacıların ise annesinin teyzesi olan müteveffa ... ... 'nin 92 yaşındayken 08.01.2007 tarihli 303 yevmiye sayılı düzenleme şeklindeki vasiyetname ile tüm malvarlığını davalıya vasiyet ettiğini, daha sonra muris ile davalı arasında 27.06.2007 tarihli 18794 yevmiye sayılı ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapıldığını, bu sözleşmeye istinaden davalı tarafından murise ait Kadıköy'de bulunan taşınmazın üzerine geçirildiğini, davacılar tarafından ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali için dava açıldığını, müvekkillerince ... ... 'nin vesayet altına alınması amacıyla açılan İstanbul 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/60 Esas sayılı davada 22.11.2007 günlü 2007/879 sayılı karar ile murise yasal danışman atandığını, ... ... 'nin 06.03.2007 tarihli sağlık raporunda görme güçlüğü nedeniyle yazı işlemlerini yapamadığı, hatırlama güçlükleri yaşadığı ve belleğinde hafif yetersizliğinin olduğunu ve bu nedenle yasal danışmana ihtiyacının olduğunun belirtildiğini, vasiyetnameden sonra ölünceye kadar bakım sözleşmesinin yapılmasının vasiyetnamenin iptal edildiğini gösterdiğini, davalının müteveffayı sürekli davacı yeğenlerine karşı doldurduğunu, davalının murisin yaşlılığından faydalandığını, davalının murise bakmadığını belirterek vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleştirilen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 08.01.2007 tarihli 303 yevmiye sayılı düzenleme şeklindeki vasiyetnamenin düzenlenmesi sırasında murisin fiil ehliyetinin bulunmadığını, murisin vasiyetnameyi davalının baskısı ile yaptığını, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 557/1-2 ve 3 üncü fıkraları gereğince vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ile murisin 50 yıllık komşu olduklarını, murise ölümünden önce 10 yıl davalının evinde ve otelinde baktığını, davacılardan ...'in müteveffaya bir süre bakmak için evine götürdüğünü, murisin çok üzgün olarak davalının oteline geri döndüğünü, murisin fiil ehliyetinin bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Birleştirilen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; vasiyetnamenin usul ve yasaya uygun olduğunu, iptal nedenlerinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin 22.10.2019 tarihli, 2010/492 Esas, 2019/442 sayılı kararında "ATK raporuna göre vasiyetnamenin düzenlenme tarihinde murisin işlem ehliyetinin bulunduğu, vasiyetname sonrası yapılan ölünceye kadar bakım sözleşmesinin iptal sebebi olarak kabulünün mümkün olmadığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve birleştirilen davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1.Davacılar vekili vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli kararda yazım hataları olduğunu, özensizliğin delillerin değerlendirilmesinde de kendini gösterdiğini, sadece davalı tanıklarının beyanlarının karara yazıldığını, davacı tanıklarının beyanlarına kararda yer verilmediğini, davalı tanıklarının çelişkili beyanlarına dikkat çekilmediğini, vesayet davasında müteveffanın bizzat beyanlarıyla davalı tanıklarının beyanlarının çeliştiğini, yine söz konusu dosyada alınan kurul raporunda murisin izhar hafızasının 2/4 olduğu ve görme güçlüğü nedeniyle yazılı işlemleri yapamadığının tespit edildiğini, buna göre gözleri ileri derecede bozuk olan birinin vasiyetnameyi nasıl okuduğu ve imzaladığının izaha muhtaç olduğunu, ATK raporunun eksiklikler bulunduğunu, ayrıca vasiyetname sonrası yapılan ölünceye kadar bakım sözleşmesinin vasiyetname iradesini ortadan kaldırdığını, mahkemece murisin gerçek iradesinin göz ardı edildiğini, vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf isteminde bulunmuştur.
2. Birleştirilen davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hukuki incelemenin gerektiği gibi yapılmadığını, gerekçeli kararda isim ve tarih hatalarının bulunması, duruşmada dinlenen davacı tanıklarının beyanlarına yer verilmemesinin yargılamanın özensiz yapıldığını gösterdiğini, çelişkili tanık beyanlarına göre karar verilmesinin doğru olmadığını, davalının murise bakmadığını, murisin davalının otelinde yaşamadığını, murise yasal danışman atandığını, murise yasal danışman atanan dava dosyasına ibraz edilen sağlık raporunda murisin izhar hafızasının 2/4 oranında olduğu ve görme bozukluğu nedeniyle yazılı işlemleri yapamadığının tespit edildiğini, Adli Tıp Kurumunun murisin görme bozukluğu hususunu değerlendirmediğini, dosyaya ibraz edilen bilimsel mütalaanın dikkate alınmadığını, murisin vasiyetnameden kısa bir süre sonra davalı ile ölünceye kadar bakım sözleşmesi yapmasının vasiyetnameden döndüğünü gösterdiğini, vasiyetnamede çelişkiler bulunduğunu, vasiyetnamenin murisin gerçek iradesi ve ne derece baskı altında olduğunun tartışma konusu olduğunu ileri sürerek istinaf isteminde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin 15.06.2022 günlü 2020/1764 Esas, 2022/1518 sayılı kararı ile "İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve birleştirilen davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
1.Davacılar vekili vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Birleştirilen davacı mirasçıları vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarına ilaveten istinaf nedenlerinin ve önceki beyanlarının dikkate alınmadığını, birleştirilen davacının ölümünden sonra vekile yapılan tebligatın usul ve yasaya aykırı olduğunu, birleştirilen davacının mirasçılarının dava önceden verdikleri vekaletnameye dayanılarak kanun yoluna başvurduğunu ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur.
Uyuşmazlık, asıl ve birleştirilen dava vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 557 ve devamı maddeleri,
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre; hüküm usul ve kanuna uygun olup temyiz eden davacılar vekili ve birleştirilen davacı mirasçıları vekili tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.