Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın elatma yönünden reddine ecrimisil yönünden ise vazgeçme nedeniyle karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR
Davacı vekili; müvekkilinin Aydın ili, Didim ilçesi, 2370 parsel sayılı taşınmaz üzerinde mesken niteliğindeki 6 nolu bağımsız bölümü 15.06.2011 tarihinde satın aldığını, bağımsız bölümün bina içerisindeki yerinin tespiti için Didim Sulh Hukuk Mahkemesine başvurduğunu, yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde söz konusu yerin 1. katta merdiven boşluğunun karşısındaki daire olduğunun tespit edildiğini, belirlenen bu taşınmazın davalının zilyetliğinde olduğunu belirterek mülkiyeti müvekkiline ait birinci kat 6 nolu bağımsız bölüm üzerindeki davalının müdahalesinin men’ine ve müvekkilinin taşınmazı satın aldığı 15.06.2011 tarihinden dava tarihine kadar ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalı; cevap dilekçesi vermemiş, duruşmadaki beyanında; açılan davayı kabul etmediğini, tapu kaydında dairesinin 1.kat 13 nolu bağımsız bölüm olduğunu, girişin hemen bir üst katında bulunduğunu, binada bodrum kat, üstünde zemin kat ve bir üstünde de birinci kat olduğunu, bu birinci kattaki 13 nolu dairenin ise kendisinin olduğunu, iki yıldır söz konusu dairede oturduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu binanın mimari projesinde davalının kullandığı taşınmazın 6 numara ile numaralandırıldığı, daha sonra yapılan yönetim planının bu projeye uygun yapılması gerekirken projeye uyulmaksızın farklı bir numaralandırmaya gidildiği, davalının 13 nolu bağımsız bölümün maliki olmasına rağmen binada bilirkişi raporu ile yapılan tespite göre fiilen 6 nolu bağımsız bölümü (13 nolu bağımsız bölüm olduğu düşüncesi ile) kullandığı, bu hali ile tapu kayıtlarına göre davacının mülkiyetinde bulunan 6 nolu bağımsız bölümde davalının fuzuli şagil konumunda bulunduğu belirtilerek davacının müdahalenin menine yönelik talebinin kabulüne, ecrimisil talebinden vazgeçilmiş olması nedeni ile de bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. Yapılan kanun yolu incelemesi sonucunda; Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14.04.2016 tarihli ve 2016/4389 Esas, 2016/4602 Karar sayılı ilamı ile de; kat irtifakı kurulu 2370 parsel sayılı taşınmazın mesken nitelikli 6 no’lu bağımsız bölümünün 15.06.2011 tarihinde satışa istinaden davacı adına, aynı yerdeki meskenin ise 28.09.2011 tarihinde satışa istinaden davalı adına kayıtlı olduğu, asıl olanın, yapının tasdikli mimari projesindeki numaralandırma olduğu, projesine aykırılık teşkil eden fiili duruma hukuken değer verilemeyeceği, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olmadığı, öncelikle kat irtifakı kurulu çekişmeye konu taşınmazın Tapu Müdürlüğü ile Belediye'de bulunan onaylı mimarı projeleri ile numarataj projelerinin getirtilmesi, ondan sonra teknik bilirkişiler aracılığı ile bu projelerin mahalline uygulanarak, projeler ile fiili durumun uyumlu olup olmadığının ve buna göre davacıya ait bağımsız bölümün davalının kullanımında bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek eksik inceleme nedeniyle karar bozulmuştur.
Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde; dava konusu taşınmazın bulunduğu binaya ait mimar tarafından düzenlenen projede daha sonra kat irtifakı kurulurken değişiklik yapıldığı, ancak tapu kayıtlarındaki bağımsız bölüm numaralarının proje üzerinde yapılan değişikliğe uymadığı, değiştirilen projeye göre 13 nolu bağımsız bölüm yerinde dava konusu olan 6 numaralı bağımsız bölüm bulunması gerekirken tapu kayıtlarında halen 6 nolu bağımsız bölüm yerinde 13 numaralı bağımsız bölümün bulunduğu, sonradan yapılan proje değişikliğinin tapu kayıtlarına işlenmemesinin bu duruma sebebiyet verdiği, davalının haksız işgalinin söz konusu olmadığı, uyuşmazlığın proje değişikliğinin tapu kayıtlarına yansımamasından kaynaklandığı gerekçesiyle müdahalenin meni yönünden red, ecrimisil talebi yönünden ise vazgeçme nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmuş, karar bu defa davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.

Dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, 6100 sayılı HMK'nin 125.maddesinde, dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulî işlemler düzenlenmiştir. 6100 sayılı HMK'nin 125/1. maddesi "Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.” şeklindedir.
Bu doğrultuda somut olayda; dosya içerisinde bulunan tapu kaydına göre, dava konusu 2370 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan, davacının kendisine ait olduğunu iddia ettiği ve elatılmasının önlenmesini istediği davalının kullanımındaki bağımsız bölümün, bozma sonrası 15.06.2017 tarihinde davalı tarafından 3.kişiye satıldığı sabit olduğuna göre; Mahkemece HMK’nin 125/1.maddesi doğrultusunda işlem yapılması gerekirken, bu husus göz ardı edilerek taraf teşkilinin sağlanmaması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Davacı vekilinin temyiz itirazları, yukarıda gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi