Davanın kısmen kabulü

Mahkemece kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 427 nci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Davacı vekili 11.05.2016 tarihli dava dilekçesinde özetle; davacının 16.07.2016 - 09.10.2012 tarihleri arasında gözaltında ve tutuklu kaldığı suçtan yapılan yargılama neticesinde beraat ettiğinden bahisle 2.720,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesini talep etmiştir.

2. Bitlis 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.06.2016 tarihli ve 2016/197 Esas, 2016/150 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyiz isteği; davanın süresinde açılmadığına, hükmedilen tazminatın fahiş olduğuna ve davanın reddi gerektiğine ilişkindir.

III. DAVA KONUSU
Bitlis 2. Ağır Ceza Mahkemesi gerekçesinde "... Davacı hakkında Bitlis 1.ACM'nin 2013/77-2014/38 E.K. Sayılı kararı ile atılı suçlardan cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, davacının atılı suç nedeniyle 16/07/2012-19/07/2012 tarihleri arasında gözaltında kaldığı, 19/07/2012-09/10/2012 tarihleri arasında tutuklu kaldığının, atılı suçtan hakkında beraat kararı verildiği, verilen kararın 23/03/2016 tarihinde kesinleştiği, davacı vekilinin açmış olduğu tazminat davasında davanın açılma süresi yönünden herhangi bir eksiklik bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının üzerine atılı suç nedeni ile özgürlüğünden yoksun kalmasından dolayı üzüntü ve acı duyduğu, bu nedenlerle manevi tazminata hak kazandığı anlaşılmış olup manevi tazminatın takdirinde adalete uygunluğunun, ilgilinin sosyal ve ekonomik durumunun, paranın alım gücünün, enflasyonist yapının ve hakseverlik ve denkseverlik esaslarının nazara alınması gereklidir. Hükmolunacak paranın özendirici ve zenginleştirme vasıtası olmaması da gereklidir (9. CD’nin 2002/1967 Esas, 2002/2057 Karar, 21.10.2002 tarihli kararı.) Yine verilecek tutarın ihlalin ağırlığı ile orantılı olması ve zarar görenin çok düşük sayabileceği meblağın da takdir edilmemesi gereklidir.

Davacının tutuklu kaldığı dönem bakımından sosyo-ekonomik durumunu belirtir yazışma sonuçları ikmal edilmiştir. Maddi tazminat hesabı bakımından dosya kapsamındaki tüm bilgi, belge ve anlatımlar ile yazışma sonuçlarının birlikte değerlendirildiği yaklaşımda 12/03/2016 tarihli bilirkişi raporunun düzenlendiği görülmüştür. Bilirkişi raporu doğrultusunda davacıya 2.120,76 TL maddi tazminatın davalı hazineden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Bunun yanı sıra davacının sosyal ve ekonomik durumu, gözaltında geçen süre, gözaltında kalmasına neden olan olayın cereyan tarzı, gözaltında geçen süre içerisinde duyulan ızdırap ve acı, haksız olarak gözaltında meydana getirdiği psikolojik sıkıntı, hak ve nesafet kuralları ile hükmolunacak tazminat miktarının zenginleşme sonucunu doğurmayacağına ilişkin tazminat hukuku ilkesi gözönünde bulundurularak ve ayrıca haksız hürriyetinden yoksun kılınan zaman dilimde gözetilerek davacı yararına 3.800,00 TL manevi tazminata hükmolunmuştur.

Hükmolunan maddi ve manevi tazminat bakımından davacı vekilinin faiz talebi olmadığından yasal faize hükmedilmemesine, yine davacının bu dava bakımından kendisini vekille temsil ettirmesi nedeniyle davacı yararına avukatlık ücretine hükmolunarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." denilmiştir.

1. Tazminat talebinin dayanağı olan Bitlis Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/77 Esas–2014/38 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 16.07.2012 – 09.10.2012 tarihleri arasında 85 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda beraatine hükmedildiği, beraat hükmünün 23.03.2016 tarihinde kesinleştiği, gözaltı ve tutuklama tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 142 inci maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye davanın açıldığı ve tazminat talep edilebilmesi bakımından kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu anlaşılmıştır.

2. Davacının tutuklu kaldığı suçtan yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği, beraat kararının 23.03.2016 tarihinde kesinleşmesi üzerine kesinleşme şerhinin davacıya 03.05.2016 tarihinde tebliğ edildiği, 11.05.2016 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu, davacının tutuklama müzekkeresinin infaz gördüğü, dosya içerisinde yapılan incelemede davacının tutuklanmasına kendisinin sebep olduğuna dair herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı ve davacının tazminat isteyemeyecek kişilerden olmadığı gözetildiğinde tazminat isteme koşullarının oluştuğu anlaşılmakla, davalı vekilinin davanın reddi gerektiğine ilişkin temyiz istemi yerinde görülmemiştir.

3. Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer gözetilmek suretiyle, hak ve nesafet ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak ve emsal uygulamaların da altında olacak şekilde eksik manevi tazminata hükmolunduğu tespit edilmiş ise de; temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamış, ayrıca asgari ücreti aşan bir geliri olduğunu belgeleyemeyen davacı lehine asgari ücret üzerinden hesaplanan maddi tazminat miktarında isabetsizlik görülmemiş olup açıklanan nedenlerle de davalı vekilinin tazminat miktarının fahiş olduğuna yönelik temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bitlis 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.06.2016 tarihli ve 2016/197 Esas, 2016/150 Karar sayılı kararında davalı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesi neticesinde herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

16.01.2024 tarihinde karar verildi.