Taraflar arasında görülen maddi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği mahkemece; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 12.10.2013 tarihinde davacının desteğinin idaresindeki motosiklet ile başka bir aracın karıştığı çift taraflı trafik kazasında davacının desteğinin vefat ettiğini, desteğin idaresindeki motosikletin kaza tarihinde zorunlu trafik sigortası bulunmadığını belirterek belirsiz alacak olarak 2.500,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıya başvuru tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, talep artırım dilekçesiyle talebini 40.225,00 TL’ye, ıslah dilekçesiyle talebini 194.002,12 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava sonucunda davalı kurum aleyhinde hüküm kurulacak olur ise davalının ödediği tazminatın mevzuat gereği yine kazaya sebep olan desteğin mirasçılarına ve sigortası olmayan aracın malikine rücu edileceğinden davacı tarafın aynı zamanda borçlu konumuna düşeceğini, davalı kurumun sigortası tespit edilemeyen aracın sürücüsünün kusur oranı ve kaza tarihindeki ZMSS teminat limitleri ile sınırlı olarak sorumlu olduğunu belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.03.2016 tarihli ve 2015/182 Esas, 2016/143 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne, 40.225,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihi olan 03.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 03.04.2019 tarihli 2016/10560 Esas, 2019/4062 Karar sayılı kararı ile; "Somut olayda, davacı ..., çift taraflı kazada motosiklet sürücüsü olan oğlu Sinan İçke'nin vefat ettiğini, desteğin kullandığı 73 AE 789 plakalı motosikletin kaza tarihini kapsayan Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortasını düzenleyen sigorta poliçesinin bulunmadığını belirterek destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmektedir. Güvence Hesabının sorumluluğunun Sigortacılık Yasası ve TTK.'nun 1483/I. maddesinden kaynaklanmasına ve aynı Yasanın 4. maddesine göre TTK'dan kaynaklanan uyuşmazlıkların ticari dava sayılacağının açıkça belirtilmesine göre, bu halde yerel mahkemece, mahkemenin görevsizliği, Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olması nedeniyle 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesi delaletiyle HMK'nın 115/2. maddesi gereğince dava şartı noksanlığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmadığı..." gerekçesi ile hükmün bozulmasına, bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.

İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.11.2019 tarihli ve 2019/299 Esas, 2019/457 Karar sayılı kararı ile verilen görevsizlik kararıyla dosyanın gönderildiği İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kaza tarihinde, kazaya karışan aracın ZMSS'nin bulunmadığı ve 5684 sayılı Sigortacılık Yasasının 14.maddesi ile ... Yönetmeliğinin 9. maddesi gereğince davada husumetin Güvence Hesabına yöneltilmesi gerektiği, karşı sürücünün kusursuz olduğu, müteveffa sürücü Sinan İçke’nin %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, güncel/son alınan aktüer bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, meydana gelen trafik kazası sonucu vefat eden müteveffa Sinan İçke'nin annesi olan davacının talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatının 148.292,40 TL olduğu, davacının ıslah neticesindeki talebinin 194.002,12 TL olduğu, 2013 yılı teminat limitinin 250.000,00 TL olduğu, hesaplanan miktarın teminat limiti kapsamında kaldığı, ancak dosyanın mahkemeye Yargıtay bozma ilamı neticesinde geldiği, bozma öncesi İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/182 Esas, 2016/143 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulü ile 40.225,00 TL tazminata hükmedildiği, işbu hükme karşı yalnızca davalı tarafından temyiz yoluna başvurulduğu, davacı yanın temyiz talebinde bulunmadığı, bu nedenle davalı taraf bakımından usuli kazanılmış hakkın söz konusu olacağı, bu doğrultuda hükmedilecek tazminat miktarının hükmedilen 40.225,00 TL'yi geçemeyeceği..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 40.225,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının 03.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; usuli kazanılmış hak nedeniyle ıslah dilekçesinin kabul edilmemesinin hatalı olduğunu, ilk karara ilişkin bozma ilamının usule ilişkin olduğunu, davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşmayacağını, bozma ilamı uyarınca mahkemece görevsizlik kararı verildiğini, görevli mahkeme tarafından tahkikata devam edildiğini, kusur-aktüerya raporlarının alındığını, bozma ilamından önce mahkemece alınan PMF 1931 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre hesap yapılan 06.05.2014 tarihli bilirkişi raporuna davacı vekilinin itiraz ettiğini, TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre hesap yapılmasını talep ettiğini, davacı vekilinin itirazının mahkemece reddedildiğini, bozma ilamından sonra alınan 24.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda ise TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre doğru şekilde hesaplama yapıldığını, uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verileceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının desteğinin sürücü belgesi bulunmadığını, kaza esnasında koruyucu ekipman kullanmadığını, bu nedenle hükmedilecek tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, tazminatın TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre hesaplanmasının hatalı olduğunu, temerrüt tarihinin hatalı olduğunu, dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilebileceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

12.10.2013 tarihinde zorunlu trafik sigortası bulunmayan ve desteğin kullandığı aracın karıştığı çift taraflı trafik kazasında davacının desteğinin vefat etmesi sebebiyle destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52 ve 53 üncü maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,89,90,91 inci maddeleri, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi, ... Yönetmeliğinin 9 ucun maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi.

Temyiz olunan nihai kararın bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; özellikle İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/182 Esas, 2016/143 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulü ile 40.225,00 TL tazminata hükmedildiği, işbu hükme karşı yalnızca davalı tarafından temyiz yoluna başvurulduğu, davacı yanın temyiz talebinde bulunmadığı, bu nedenle davalı taraf bakımından usuli kazanılmış hakkın söz konusu olacağı, bu nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerektiği, motosiklet sürücüsü olan desteğin kaza esnasında koruyucu tertibat kullanıp kullanmadığının belirlenmediği, desteğin ölüm sebebinin genel beden travması olduğu, desteğin kazanın meydana gelmesinde müterafik kusurlu olduğuna ilişkin delil bulunmadığı, tazminatın usulünce hesaplandığı, davacı tarafın dava açmadan önce davalıya başvuru yaptığı, davalının davacı tarafın talebini 03.03.2014 tarihinde reddettiği, davalının temerrüt tarihinin 03.03.2014 olduğu, bu nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerektiğinin anlaşılmasına göre, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ve davalı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya ve davalıya yükletilmesine,

Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,

06.11.2023 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

(Karşı Oy)

Dosyanın incelenmesinde; davacıların desteği kendisinin sevk ve idaresindeki motosikletin başka bir araç ile çarpışması sonucu davacıların desteği motosiklet sürücüsünün öldüğü kaza tespit tutanağına göre motosiklet sürücüsü desteğin tam kusurlu olduğu, motosikletin zorunlu mali sorumluluk sigortası olmadığı için Güvence Hesabından destekten yoksun kalma tazminatı talep ettikleri anlaşılmaktadır.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ve karar temyiz edilmesi üzerine Sayın Çoğunluk tarafından kararın onanmasına karar verilmiştir.
Burada ki uyuşmazlık yüzde yüz kendi kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücünün zorunlu mali sorumluluk sigortası yerine geçen Güvence Hesabından destekten yoksun kalma tazminatı alıp almayacağı ile ilgilidir.
Sorumluluk sigortası bir zarar sigortası olmakla birlikte bir mal sigortası değildir. Sorumluluk sigortasında sigortacı, sigorta ettirenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğu riskini teminat altına almaktadır. Bu nedenle mal sigortalarında sigortalı ve sigortacı şeklinde ikili bir taraf bulunurken sorumluluk sigortalarında sigorta ettiren/sigortalı, sigortacı ile birlikte bir de sigortalının zarar verdiği üçüncü kişi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile zorunlu mali sorumluluk sigortası bir sorumluluk sigortası olarak işletenin veya sürücünün zararlarını değil işleten ve eylemlerinden sorumlu olduğu sürücüsünün üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına alır.
Burada ki üçüncü kişi kavramı doğrudan trafik kazası nedeniyle ölen kişi ile ilgilidir. Yani destekten yoksun kalma zararından sorumluluk sigortacısının sorumlu olabilmesi için trafik kazası sonucu ölen kişinin sigortalı ve sürücüsünün dışında üçüncü bir kişi olmalıdır. Zira sorumluluk sigortası sigortalının üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu teminat altına alır. Ancak işleten veya onun eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü üçüncü kişi olmadığı için onların zararlarından sorumluluğu bulunmamaktadır.

Türk Ticaret Kanunu’nun “Sorumluluk Sigortaları” başlığı altında 1473. maddesine göre; Sigortacı sorumluluk sigortası ile, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat öder. Görüldüğü gibi bu maddede sorumluluk sigortalarında “sigortalı”, “sigortacı” ve “zarar gören” olarak üçlü bir ilişki belirlenerek sigortacının sigortalısının üçüncü kişiye verdiği zararı teminat altına aldığı açık bir şekilde hüküm altına almıştır.
Ayrıca, Karayolları Trafik Kanunu 91. maddesine göre zorunlu mali sorumluluk sigortası araç işleteninin aynı kanun 85/1. maddesindeki sorumluluğu yani bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda bu sorumluluğunu teminat altına alır. Burada açıkça belirtildiği gibi ölen kişi “bir kimse” yani işleten ve sürücünün dışında üçüncü bir kişi olmalıdır. Ölen kişi işleten ve sürücü ise sorumluluk sigortacısı bu zararı karşılamaz.
Kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartlarının A-1. maddesinde de; “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” hükmüyle sözleşmenin kapsamı ve amacı net olarak belirlenmiş, tazminat kapsamında kalan hususlar da A-6. maddede sayılarak “İşleten tarafından ileri sürülecek tazminat talepleri” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır.
Görüldüğü gibi, karayolları zorunlu mali mesuliyet sigortasında, sigorta ettirenin zarar verdiği kişi, sigorta sözleşmesinin tarafı olmadığı hâlde bu sigortadan yararlanmaktadır (Karasu, R: Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası, Ankara 2016, s. 23). Zira zorunlu trafik sigortası motorlu araç işleteninin KTK’nun 85/1. maddesinde yer alan üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu belirlenen limitler dâhilinde üstlenir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; aracın sürücüsü olan desteğin yüzde yüz kendi kusuru ile trafik kazasında vefat etmesi nedeniyle davacıların nasıl kendi kusuru ile ölen destekten tazminat talep edemeyeceklerse Güvence Hesabından da destekten yoksun kalma tazminatı talep edemeyeceklerdir. Zira sigorta şirketinin üstleneceği bir işletenin sorumluluğu burada bulunmamaktadır.

Bu gerekçelerle mahkemenin ret kararı vermesi gerekirken kabul kararının usul ve yasalara uygun olmadığından mahkemenin kararının bozulması gerekirken mahkemece verilen kararın onanması yönünde verilen çoğunluk kararına katılmamaktayım.