Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 16.11.2011 tarihinde plakası tespit edilemeyen bir aracın davacı yayaya çarpması sonucu oluşan trafik kazasında davacının yaralandığını ve malul kaldığını, davalı kuruma zararın giderilmesi için başvuru yapıldığını, yapılan ödemenin yetersiz kaldığını, bu nedenle eksik kalan kısım için tekrar başvuru yapıldığını, bu başvuruya olumlu yanıt verilmediğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacının uğradığı iş gücü kaybı nedeniyle eksik hesaplanarak ödenen tazminatın eksik kalan kısmına ilişkin olarak 5.000,00 TL' nin davalı kuruma başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; talebini 26.03.2020 tarihinde 135.632,62 TL' ye ıslah etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinde düzenlenen 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıya 19.09.2012 tarihinde 17.592,00 TL ödeme yapılarak ibraname alındığını, ibraname ile ilgili olarak hak düşümü süresinin geçtiğini, 2819 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 111 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tazminat miktarına ilişkin anlaşmaların ve uzlaşmaların iptalinin iki yıllık hak düşümü süresine tabi olduğunu ve bu iki yıllık sürenin anlaşma ve uzlaşmanın yapıldığı günden işlemeye başladığını, davacının yasada öngörülmüş olan iki yıllık hak düşürücü süresi içinde ibranamenin geçersizliğine ilişkin istenç açıklamasında bulunmaması sebebiyle ilgili ibranamenin iptal edilme olanağının kalmadığını, kazaya sebebiyet veren aracın plakasının tespit edilmesi halinde müvekkilinin sorumluluğunun doğmayacağını, kazanın davacının iddia ettiği şekilde meydana geldiğinin somut delillerle ispat edilmesi gerektiğini, davacının maluliyet oranının tespit edilemediğini, maluliyete ilişkin raporda maluliyet oranının hangi kriterlere göre tespit edildiğinin belli olmadığını, müvekkil kurumdan başvuru tarihinden itibaren faiz talep edilemeyeceğini, savunarak davanın reddini istemiştir.

Dava Gebze 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/681 Esasında açılmış; mahkemece verilen 26.11.2015 tarihli görevsizlik kararı üzerine Gebze Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının yol kenarında oturmuş vaziyette servis beklerken plakasını göremediği bir aracın kendisine çarpmasından dolayı yaralandığı, dosya kapsamında alınan maluliyet raporu ile %25,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme süresinin olay tarihinden itibaren üç aya kadar uzayabileceği, alınan kusur raporuna göre kazanın oluşumunda davacının kusurunun bulunmadığı kaza nedeniyle 17.862,00 TL ödeme yapıldığı, yine SGK tarafından geçici iş göremezlik ödeneği olarak 5.921,48.-TL ödeme yapıldığı davacıya yapılan ödemenin ödeme ile iş göremezlik tazminatının hesaplandığı güne kadar geçen süredeki yasal faiz hesaplanarak ödeme tutarıyla birlikte hesaplanan toplam miktardan düşüldüğü, gerekçesiyle davanın kabulü ile 135.632,62 TL iş gücü kaybı nedeniyle maddi tazminatın olay tarihi olan 16.11.2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde; 27.06.2019 tarihli maluliyet raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, ZMMS Genel Şartları uyarınca davacının iş göremezlik oranının Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik Hükümlerine göre tespit edilmesi gerektiğini, 16.07.2012 tarihli kusur raporunda davacının 2/8 oranında kusurlu olduğunun, 15.11.2019 tarihli kusur raporunda ise kusursuz olduğunun değerlendirildiğini, kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmediğini, davalının sorumluluğunun ancak sigortasını yaptırmamış aracın kusuru oranında olduğunu, davalı kurum tarafından davacıya 21.09.2012 tarihinde 17.592,00 TL ödeme yapıldığını, öncelikle bu ödemenin zararı karşılayıp karşılamadığının tespiti gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise böyle bir değerlendirme yapılmadığını, temerrüt tarihinin hatalı tespit edildiğini, davalı kuruma dava açılmadan önce bir başvuru yapılıp yapılmadığının tespiti ile buna göre temerrüt tarihinin belirlenmesi gerekirken haksız eylem tarihinden faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 2918 sayılı Kanunun 111 inci maddesinin ikinci fıkrasının 111/2 maddesi; "Tazminat miktarlarına ilişkin olup da,yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir." düzenlemesini içerdiği, anılan düzenlemede bahsedilen iki yıllık sürenin, hak düşürücü süre olduğu (Yargıtay 17. HD 11/02/2021 T., 2020/1037 E., 2021/1225 K.) hak düşürücü sürenin, zamanaşımından farklı olarak davalı tarafça ileri sürülmese bile, mahkemece kendiliğinden (resen) dikkate alınması gerektiği somut olayda; davacıya ödemenin yapıldığı 19/09/2012 tarihi ile davanın açıldığı 23.11.2015 tarihi arasında iki yıldan fazla bir zaman geçmiş olmakla hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesi ile; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2)nci alt bendi uyarınca yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davacının hakkını talep süresinin 2 yıllık hak düşürücü süreye değil 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, 10 yıllık zaman aşımı süresinin dolmadığını, müvekkiline çarpan aracın bugün dahi tespit edilememiş ve tazminat yükümlüsünün öğrenilememiş olması karşısında 2 yıllık zamanaşımı süresinin başlamayacağını, artan maluliyet tespit edilmeden davanın reddi kararının yerinde olmadığını, davalı kurumun ödemeye esas maluliyet oranının ne olduğunun belirlenemediğini, ödemeden sonra gelişen durum olup olmadığının araştırılmamasının hatalı olduğunu, gelişen durum nedeniyle maluliyetin sürekli arttığını, bu nedenle ibranamenin imzalandığı tarihten itibaren 2 yıllık hak düşürücü süre içinde talepte bulunulmadığı gerekçesi ile davanın reddinin yerinde olmadığını belirtmiştir.

Uyuşmazlık, davacı yayaya çarpan araç tespit edilemediğinden davalı ... Hesabından yaralanma ve maluliyet nedeniyle sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.

6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Kanun'un 85,89,90,91 ve 111 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, ... Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi

1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, davacının dava dilekçesinde gelişen durumun varlığına ve artan maluliyete dayanmamış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

06.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.