HÜKÜM:
Esastan ret

Taraflar arasındaki Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (''YİDK'') kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi.

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının ''DESTEK CEPTE'' ibaresi ile müvekkili şirket adına tescilli ve tanınmış tescilli "CEP", "CEPTE" ibaresini taşıyan tüm seri markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, iltibas ihtimalinin bulunduğunu, davalının kötü niyetli olduğunu, davalı başvurusuna yaptıkları itirazın YİDK tarafından reddedildiğini, bu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek YİDK kararının iptaline, marka başvurusunun tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

1.Davalı ... (Kurum) vekili cevap dilekçesinde özetle; kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

2.Davalı ...Ş. (Şirket) vekili, taraf markalarının benzer olmadığını, müvekkilinin cep ibareli tescilli markaları bulunduğunu, cep ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu başvuru kapsamında 9,35,36 ve 38. sınıfta yer alan mal ve hizmetlerin davacının itirazına mesnet markalarının tescil kapsamlarında yer alan ürün ve hizmetlerle aynı türden olduğu, ancak marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığı, zira taraf markalarında ortak olarak yer alan "CEP" ibaresinin uyuşmazlık konusu mal ve hizmetler yönünden ayırt ediciliğinin zayıf olduğu, dava konu başvurunun sadece "CEP" ibaresinden oluşmadığı, davacının ''CEP'' ibaresini içeren markalarının iletişim ürünleriyle ilgili sektörde belli bir bilinirliğinin bulunduğu, ancak bunun varılan sonucu değiştirmeyeceği, zira davalı işaretinin de belli bir bilinirliğinin olduğu, başvuru konusu işaretin davacı markalarından görsel, sescil ve anlamsal olarak farklı olması, farklılığın kapsamındaki 9,35,36 ve 38. sınıf ürün ve hizmetler alıcı ve yararlanıcıları tarafından derhâl algılanabilecek durumda olması nedeniyle davalının başvurusunun tescilinin, davacıya ait belli bir bilinirlik elde etmiş markanın itibarınden haksız biçimde yararlanma sağlayabileceğinin düşünülmesinin olanaksız olduğu, davacı markalarıyla davalıya ait başvuru konusu işaretlerin iltibas yarattığı ve başvuru konusu işaretlerin davacı markalarının bilinirliğinden haksız yarar elde ettiği yahut onun itibar ve ayırt edici karakterine zarar verdiği hususlarının bir mantık muhakemesi, tahlil ve piyasa davranışlarına dayalı bilgilerden elde olunacak veriler kullanılarak davacı tarafından somut ve ikna edici biçimde ispat edilmesinin gerektiği, oysa böyle bir ispatın gerçekleşmemiş bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraf markaları arasında 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının b bendi kapsamında iltibasa neden olacak derecede benzerlik bulunduğunu, müvekkiline ait “cep” ibareli markaların seri marka niteliği taşıyan ve kullanım sonucu ayırt edicilik kazanmış markalar olduğunu, davalı şirketin müvekkilinin markalarından haberdar olmamasının mümkün bulunmadığını dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu ve müvekkilinin marklarının ayırt ediciliğini zayıflatmak, sulandırmak ve ticari itibarından faydalanmak amacıyla yapıldığını, mahkemece bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin usul ve yargı kararların aykırılı teşkile ettiğini, somut olay bakımından anılan Kanunun 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasına dayalı iddialarının değerlendirilmesi bakımından bilirkişi raporunun alınmasının zorunlu olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "DESTEK CEPTE" ibareli dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet "CEP" asıl unsurlu markaları arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında ortalama tüketiciler üzerinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimali dahil iltibasa yol açacak düzeyde benzerliğin olmadığı, zira taraf markalarında ortak olarak yer alan "CEP" ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğu ve başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, marka işaretleri arasında benzerlik olmadığından 556 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasının koşullarının da somut olayda bulunmadığı, kötü niyet iddiasının ispatlanamadığı, iltibas değerlendirmesi, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümleneceğinden ilk derece mahkemesince bilirkişi raporu alınmadan yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının marka tescil başvurusunda bulunduğu ''destek cepte'' ibaresi ile müvekkilin seri markaları arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunduğu, davalının bu markayı seçerek müvekkilinin markalarının ulaştığı tanınmışlık ve güven ortamından faydalanmak istediği, kötü niyetli olduğu, haksız kazanç sağlamaya çalıştığını, bu nedenle başvurusunun tüm mal ve sınıflar yönünden hükümsüz kılınması gerektiğini, müvekkilinin markasından haberdar olmamasının mümkün olmadığını, müvekkilinin markasını sulandırmak istediğini, bu durumun müvekkilinin markasının ayırt ediciliğine de zarar verebileceğini, bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, YİDK kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

15.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.