2 -İhlas Sigorta (HDİ Sigorta) A.Ş. vekiliAvukat ...
3 -...
KARAR/HÜKÜM: Davanın Kısmen Kabulü/Davalı İstinafın Kabulü ile Davanın Zamanaşımı Nedeniyle Reddi
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak deliller toplanıp birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davalı EGO Genel Müdürlüğü vekilinin istinaf talebinin kabulü ile davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 28.11.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen gün ve saatte davacı ... (Asil) ve vekili Avukat ..... ile davalı vekili Avukat ... geldiler. Taraflar vekilleri sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 15.01.2024 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 04.01.1999 tarihinde Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenci iken davalıya ait ...plakalı otobüsün davacı ile birlikte 8 kişiye çarpması sonucu ağır şekilde yaralandığını, kaza sonucu kalçasında ve bacağında kırıklar oluştuğunu, uzun süre hastanede yatarak tedavi gördüğünü, taburcu edildiğinde bile ağrılarının devam ettiğini, Ankara 20.Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/24 E sayısında görülen ceza davasında davacının kusursuz olduğunun tespit edildiğini, kazanın oluşunda davalı yanın tam kusurlu olduğunu, Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/90 E sayılı dosyasında açılan tazminat davasının yargılamasında Ankara Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca 13.07.1999 tarihinde düzenlenen rapor ile davacının 4 ay iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığının ve vücut genel çalışma gücünden kaybetmediğinin tespit edildiğini, mahkemece davacının maddi tazminat talebinin reddine ve 1.000,00 TL manevi tazminata karar verildiğini, bu kararın bozulması üzerine 2.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiğini ve bu şekilde kararın kesinleştiğini, son yıllarda davacının ağrılarının arttığını,...Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 15.04.2016 tarihli raporu ile davacının 1999 yılında geçirmiş olduğu trafik kazasında kalçasında oluşan kırıktan dolayı sürekli maluliyetinin %15 olarak tespit edildiğini, zamanla ortaya çıkan ve en sonunda da kalıcı maluliyete dönüşen bu durumun yeni bir dava konusu yarattığını, bedensel zarara ilişkin husumetlerde maluliyet oranında artış meydana gelmesi halinde şahsın bu artış miktarı için ayrı bir dava açarak maddi ve manevi tazminat isteyebileceğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 3.000,00 TL maddi tazminat ile 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 03.12.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat istemlerini 1.045.934,90 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı EGO Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde; haksız fiil tarihinden itibaren TBK'nın 72.maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğunu, öncelikle davanın zamanaşımından reddedilmesi gerektiğini, ayrıca aynı olaydan dolayı Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/90 E sayısı ile açılan davada verilen kararın kesinleştiğini, ortada kesin hüküm bulunduğunu, diğer yandan esasa geçilmesi halinde kusur oranlarının yeniden tespitinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte talep edilen tazminatın yüksek olduğunu belirterek açılan davanın usulden, aksi halde esastan reddini istemiştir.
İhbar olunan HDI Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; ihbar olunan olarak aleyhlerine hüküm kurulamayacağını, alacak isteminin zamanaşımına uğradığını, ayrıca kesin hüküm bulunduğunu belirterek davanın usulden reddini istemiştir.
İhbar olunan ... vekili cevap dilekçesinde; alacak isteminin zamanaşımına uğradığını, ayrıca kesin hüküm bulunduğunu, kaldı ki ihbar olunan davalının bir kusurunun bulunmadığını, davacıya SGK'ca yapılan ödemelerin araştırılması gerektiğini belirterek davanın usulden reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi'nin 09.03.2017 tarih ve 2016/481E.-2017/78K. Sayılı kararı ile; davanın, trafik kazası sonucu yaralanmadan dolayı haksız fiil hükümlerine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, dosyaya sunulan trafik kazası tutanağı, Ankara 20.Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/24 E sayılı dosyasının içeriği ve tüm dosya kapsamından tazminat istemine konu trafik kazasının 04.01.1999 tarihinde meydana geldiği, Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/90 Esas sayılı dosyasında, davacı tarafından EGO Genel Müdürlüğü aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açıldığı, mahkemece 08.06.2000 tarih, 2000/352 sayılı karar ile tüm kusurun idare elemanlarında olduğu, yaya durumundaki davacının kusurunun bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu raporuna göre davacının maluliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine, 1.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, bu kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 30.11.2000 tarih 2000/7739- 10857 E.K sayılı ilamı ile diğer itirazların reddine, hükmedilen manevi tazminat miktarının az olması nedeniyle kararın bu yönden bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozma ilamına uyularak 2.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın taraflara tebliğ edilerek kesinleştiği, Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 1999/24 Esas 2001/165 Karar sayılı dosyasında, davaya konu olayla ilgili olarak tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme ve yaralamaya sebebiyet vermek suçundan ... ve İsmail Aksoy aleyhine kamu davası açıldığı, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan 08 Kasım 1999 tarihli rapor ile alternatifli rapor düzenlendiği, her iki durumda da mağdur ve müştekilerin kusurlarının bulunmadığının tespit edildiği, mahkemece 2001/165 sayılı karar ile 4616 SK'nun 1/4 maddesi gereği kesin hükme bağlanmasının 5 yıl süre ile ertelenmesine karar verildiği, son yıllarda davacının ağrılarının arttığı, 15.06.2016 tarihli...Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin vermiş olduğu Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre hazırlanan raporda, davacının 04.01.1999 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası sebebiyle %15 oranında maluliyetinin tespit edildiği, zamanla ortaya çıkan ve en sonunda kalıcı maluliyete dönüşen bu durumun yeni bir dava konusunu oluşturduğu belirtilerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulduğu anlaşılmakla; "TBK'nun 72/1 (eski BK'nın 60 m.) maddesine göre; tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhalde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
Somut olayda davacının yaralanmasına ilişkin trafik kazası 04.01.1999 tarihinde meydana gelmiştir. Davacı için alınan ilk rapor 13.07.1999 tarihinde düzenlenmiştir. Her ne kadar...Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 13.04.2016 tarihli raporda davacının maluliyet oranı %15 olarak belirlenmiş ise de; gelişen bir duruma bağlı maluliyet artışı söz konusu değildir. Bu nedenle TBK'nın 72.maddesindeki öngörülen 10 yıllık zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Kazanın oluşundan itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresi ve ceza zamanaşımı süresi dolmuştur. Davalı, süresinde zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Her ne kadar kesin hüküm itirazında da bulunulmuş ise de eldeki davanın sonradan ortaya çıktığı iddia olunan maluliyet oranına göre açılmış olması nedeniyle kesin hüküm varlığından söz edilemez. " gerekçesi ile HMK'nun 142.maddesi gereği tahkikata başlamadan önce davalının zamanaşımı itirazı değerlendirilerek açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; her ne kadar Ankara Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca 13.07.1999 tarihinde düzenlenen rapor ile davacının 4 ay iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığı ve vücut genel çalışma gücünden kaybetmediği tespit edilmişse de son yıllarda davacının ağrılarının arttığını,...Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 15.04.2016 tarihli raporu ile davacının 1999 yılında geçirmiş olduğu trafik kazasında kalçasında oluşan kırıktan dolayı sürekli maluliyetinin %15 olarak tespit edildiğini, zamanla ortaya çıkan ve en sonunda da kalıcı maluliyete dönüşen bu durumun yeni bir dava konusu yarattığını, bedensel zarara ilişkin husumetlerde maluliyet oranında artış meydana gelmesi halinde şahsın bu artış miktarı için ayrı bir dava açarak maddi ve manevi tazminat isteyebileceğini, İlk Derece Mahkemesince eksik inceleme ile karar verildiğini, zamanaşımının başlangıcının yanlış değerlendirildiğini, TBK 72. maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşamı süresinin zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağını, gelişen durumun varlığı halinde zamaşamının başlangıç tarihinin doğru olarak tespitinin önem arz ettiğini, Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak davacının mevcut maluliyet durumu ile 1999 tarihinde meydana gelen kaza arasında illiyet bağı olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nin 16.02.2018 tarih ve 2017/1023E.-2018/254K. sayılı kararı ile; "...Davaya konu kaza 04.01.1999 tarihinde gerçekleşmiş, dava 09.03.2017 tarihinde açılmıştır. Davacının dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu ve maluliyetini öğrendiğini belirttiği 15.04.2016 tarihli...Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden alınma özürlü sağlık kurulu raporuna göre sağ kalça flex 45 Ext, tam iç ve dış rotasyonunu kısıtlı olarak tespit edildiği, sağ alt Exct.de yaklaşık 2 cm kısalığının mevcut olduğu, sağ uylukta 4 cm atrofi mevcut olduğu, davacının kalça eklem aralığının daraldığı, yuvarlaklığının azaldığı, femur boyun kalınlığının arttığı ve femur başı boyun lokalizasyonu ile şaftı orantılı açığının sağda azaldığı, sağ femur başında yer yer skleroz izlendiği, engel oranının %15 olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporu alınmadan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamayacağından, mahkemece davacıya ait tüm tedavi evrakları ilgili yerlerden getirtildikten sonra tüm delillerle birlikte dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, vücuttaki yaralanmanın ve sürekli işgöremezliğin trafik kazası sonucu meydana gelip gelmediği, sakatlığın kalıcılığı, tıbbi tedaviye cevap verip vermediği, tedavi durumuna göre "gelişen durumun" olup olmadığı, bu yaralanmadan dolayı daimi iş göremezlik oranının belirlenmesi konularında ayrıntılı gerekçeli rapor alınarak davanın zamanaşımı süresinde açılıp açılmadığı tartışılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmediğinden davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin kabulü ile mahkemece yukarıda açıklandığı üzere işlem yapılarak, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği" gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf talebinin HMK.nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.03.2017 tarih ve 2016/481 Esas, 2017/78 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, delillerin toplanıp birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi'nin 18.03.2021 tarih ve 2018/285E.-2021/116K. sayılı kararı ile; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 2017/1023 Esas - 2018/254 Karar sayılı kaldırma kararı gereği dosya Adli Tıp Kurumu'na gönderilerek vücuttaki yaralanmanın ve sürekli iş göremezliğin trafik kazası sonucu meydana gelip gelmediği, sakatlığın kalıcılığı, tıbbi tedaviye cevap verip- vermediği, tedavi durumuna göre gelişen durum olup- olmadığı, bu yaralanmadan dolayı daimi iş göremezliğin ne olduğu hususunda rapor aldırıldığı, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunca düzenlenen 03.04.2019 tarih ve 6036 nolu karar nolu raporda; ...'un 04.01.1999 tarihinde maruz kaldığı trafik kazası nedeniyle iyileşme süresinin kaza tarihinden itibaren 6 aya kadar uzayabileceği, iyileşme süresi içerisinde 2 ay süre ile başkasının yardımına gereksinim duyabileceği, geçici iş göremezlik süresi sonundan itibaren mevcut bulgulara göre kalıcı olduğu değerlendirilen sağ kalça eklem hareket kısıtlılığından dolayı yürürlükte olan Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre mesleği hakim olarak bildirilmekle yaşına göre %33,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığının bildirildiği, 13.05.2020 tarih ve 6870 Karar nolu raporda ise; ...'un maruz kaldığı trafik kazası nedeniyle sağ asetebulum kırığı meydana geldiği, takip ve tedavileri sonucunda 6 ay sonra yapılan muayenesinde sağ kalça hareket kısıtlılığı bulunduğu, kişinin kurullarınca yapılan muayenesinde de sağ kalça hareket kısıtlılığı saptandığı ve 03.04.2019 tarihli mütalaaları ile kişinin maluliyet oranının belirlendiği, maluliyetinin dava konusu kazaya bağlı olan ve kazadan 6 ay sonrasından itibaren bulunan kalça hareket kısıtlılığından kaynaklandığının bildirildiği, alınan aktüer bilirkişi raporunda, davalının %100 oranındaki kusuru, davacı ...’un olay tarihinden rapor tarihine kadar dosyaya sunulan ücret bordroları ve SGK Hizmet Döküm Cetveli kayıtlarına göre ücretlerini aynen aldığı, dosyaya sunulan ücret bordrosundaki en son gelirinin asgari ücretin 4,92 katı düzeyinde olduğu, bu gelire göre 6 aylık geçici iş göremezlik zararından dolayı 347,36 TL, 2 aylık bakıcı giderinden dolayı 156.14 TL, %33,2 oranındaki sürekli iş göremezlik zararından dolayı toplam 1.119.957,69 TL maddi tazminat alacağının hesaplandığı, TBK.nun 49/1 maddesine göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlü olup, TBK 54.maddesinde, çalışma gücünün azalmasından yada yitirilmesinden doğan kayıpların bedensel zarar olarak sayıldığı,TBK 56/1 maddesine göre de; hakimin, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini gözönünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebileceği, davacının maddi ve manevi tazminat talebinin haksız fiilden kaynaklandığı, TBK'nun 72/1 (eski BK'nın 60 m.) maddesine göre; tazminat isteminin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhalde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğradığı, ancak tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımının uygulanacağı, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'ndan alınan raporlara göre, davacının yaralanmasının davaya konu kazadan 6 ay sonrasından itibaren meydana gelen kalça hareket kısıtlılığı niteliğinde ve dolayısıyla gelişen bir durum olduğu, davacının bu durumun varlığını dosyaya sunulan Yıldırım Beyazıd Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 15.04.2016 tarihli raporu ile öğrendiği ve öğrenme tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı dolmadan davanın açıldığı anlaşıldığından davalının zamanaşımı definin reddine karar verildiği, davacının maddi zararını 1.045.934,90 TL olarak ıslah ettiği, davacının maddi tazminat isteminin ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulüne karar verilmesi gerektiği, davalının kusurundan dolayı meydana gelen kazada davacının ağır şekilde yaralandığı ve TBK'nın 56/1 maddesine göre (818 sayılı BK 47 maddesi) manevi tazminat isteme hakkının doğduğu, davaya konu kaza nedeniyle davacının yaralanmasının ağırlığı, maluliyet oranı, bu yaralanmanın davacı üzerinde yarattığı olumsuz etkinin, duyduğu üzüntü ve çektiği acının boyutu, davacının sosyal ekonomik durumu, daha önce takdir olunan manevi tazminat miktarı ve hakkaniyet ilkesi göz önüne alınarak açılan davanın kısmen kabulü ile; 1.045.934,90 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın 04.01.1999 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalının istinaf sebeplerinin usul ve yasaya aykırı olup, yargılamayı sürüncemede bırakmaya yönelik olduğunu, kazaya sebebiyet veren ...plakalı aracın, Ankara şehir merkezinde yolculuk yapan otobüs olup ''ticari araç" olduğunu, ruhsatı incelendiğinde bu durumun açıkça görüleceğini, ''aracın kullanım amacının ticari olduğunu, bu sebeple davacı lehine hükmedilecek tazminata ticari temerrüt/avans faizi uygulanması gerektiğini(Yargıtay 17 Hukuk Dairesi 2014/21429-E. 2016/11892-K sayılı kararı), somut olayda kazaya karışan araç otobüs olduğu halde mahkemece, hükmedilen tazminata yasal faiz işletildiğini, ticari temerrüt avans faizi işletilmesi gerektiğini, ölüm, yaralanma ya da bir şeyin zarara uğraması ile sonuçlanan bir trafik kazasından motorlu aracın işleteni ve sürücüsünün müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, araç işleticisi konumunda bulunan davalı EGO Genel Müdürlüğü ile araç sürücüsünün davacının uğradığı manevi zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunduklarını, mahkemece 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiğini, davacının maluliyetinin kalça eklem hareketlerinden kaynaklandığını, %33,2 oranında sürekli malul kaldığını, halihazırda Hakimlik görevini icra ettiğini, mevcut durum nazara alındığında yerel mahkemece hükmedilen manevi tazminatın, davacının manevi huzurunu sağlamaya yönelik olmadığını, manevi tazminatın amacının Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere zarar görende manevi huzuru sağlamaya yönelik olması gerektiğini(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2020/2644-E, 2020/3160-K sayılı güncel kararı), öte yandan davacının zaman zaman(özellikle kış aylarında) yürüyemeyecek duruma gediğini, bu hususlar nazara alındığında davacının duyduğu yoğun acı ve üzüntüyü kısmen azaltmak maksadıyla davalıdan manevi tazminat talep edildiğini, ancak mahkemece maluliyet durumu nazara alınmaksızın 30.000,00 TL'ye hükmedildiğini, mahkemenin manevi tazminat takdir yetkisini üst seviyede kullanması gerekmekte olup taleple bağlı kalınarak 100.000,00 TL'nin kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı Ego Genel Müdürlüğü vekili istinaf dilekçesinde; kesin hüküm ve zamanaşımı itirazlarının önceki hükümde değerlendirildiğini ve 10 yıllık zamanaşımı ve ceza zamanaşımı süresinin dolmasından dolayı davanın reddine karar verildiğini, dava dilekçesine bakıldığı zaman davacının ağrıları ve durumunun talihsiz kazadan hemen sonra artmaya başladığını ve buna bağlı aksaklıkların ortaya çıktığının beyan edildiğini, bahsedilen 17 yıl içerisinde sürekli olarak tedavi gördüğünün beyan edildiğini, doktor raporları ve röntgenlerin saklandığının belirtildiğini, bu sebeple aslında bu “gelişen durumun” varlığının bahsedilen 15.04.2016 tarihli engelli sağlık kurulu raporundan çok daha önce öğrenildiğinin açık olduğunu, ceza mahkemesi zamanaşımı kabul edilse dahi davanın zamanaşımına uğradığını ve usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın haksız fiil nedeniyle uğranılan zararın tazminine ilişkin olduğunu, kazanın 04.01.1999 tarihinde yani bundan 23 yıl önce gerçekleştiğini, davacının 04.01.1999 tarihinde gerçekleşen kaza sonucu kalçasında ve bacağında kırıklar oluştuğunu ve ağrılarının devam ettiğini 13.04.2016 tarihli raporla kalçasındaki kırıktan dolayı sürekli maluliyetinin %15 olarak tespit edildiğini belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğunu, dava konusu kaza ile ilgili Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/24 E.-2001/165 K. Sayılı dosyasında ceza davası görüldüğünü, yine bu olay ile ilgili davacı tarafından Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/90 E. Sayılı dosyasında tazminat davası açıldığını, her ne kadar davacı tarafından sunulan 13.04.2016 tarihli...Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen raporda maluliyet oranı %15 olarak belirlenmiş ise de, olay sonrası görülen yukarıda belirtilen yargılama dosyalarında üniversite hastanelerinden alınan raporlarda davacının vücut genel çalışma gücünü kaybetmediğinin açıkça belirtildiğini, olayın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra davacının tıbbı öyküsünün tam olarak bilinmediği bir noktada davacının 1999 yılında olan bir kaza sebebiyle iş gücünü kaybettiğinin belirlenmesinin hukuka aykırı olduğunu, ıslah yolu ile davacının, dava sebebini (vakıaları), müddeabihi, talep sonucunu değiştirip, genişletebileceğini, usul hukuku gereğince kısmi alacak davasının ıslah ile belirsiz alacak davası olarak değiştirilemeyeceğini, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da bu yönde olup yapılan ıslahı kabul etmediklerini, davanın bu şekilde kabulünün usule aykırı olduğunu, olayın gelişimi ve kazanın meydana geliş şekli itibariyle verilen %100 oranında asli ve tam kusurun hayatın olağan akışına uygun olmadığını, raporun tek bilirkişi tarafından düzenlendiğini, bu denli miktarlarda tazminat gerektiren bir dosyada bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini, yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığını, maddi tazminatın kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, işgöremezlik tazminatı istendiğini, davacının kamu kurumunda memur avukat olarak göreve devam ettiğini ve bahsedildiği üzere sicilinin başarılarla dolu olduğunu, bu sebeple herhangi bir iş görmeme veya çalışma gücünden bir kayıp mevcut olmadığını, maddi olarak da herhangi bir kazanç kaybı bulunmadığını, avukatlık mesleğinin bedensel güç ve kuvvet gerektirmeden icra edilebildiğini, bedensel olarak ağır bir iş olmadığını, bedensel güçte meydana gelen bir kaybın mesleğin icra edilebilirliğini aksatmadığını, hükmedilen tazminat miktarları fahiş olup hayatın gerçekleriyle örtüşmediğini, olayda kasıtlı bir suç olmadığını, taksirli kaza olduğunu, otobüs şoförünün sosyal ve ekonomik durumunun belli olduğunu, Hükmedilen tazminat miktarının yasa gereği otobüs şoförüne rücu edileceğini, sürücünün hükmedilen tazminatı ödeme gücü bulunmadığını, kabul manasına gelmemekle birlikte, davacılar tarafından talep edilen tazminat miktarlarının çok yüksek olduğunu, otobüs şoförünün sosyal durumu ve ödeme gücü gözetilerek bir tazminat miktarı belirlenmesi gerektiğini, manevi tazminat isteklerinin yasal dayanağının Borçlar Kanunu'nun 47. Maddesi olduğunu, adalete uygun tazminatın miktarı konusunda hukukumuzda ve Yargıtay kararlarında bugüne kadar sabit bir ölçü bulunamadığını, hüküm altına alınan manevi tazminat tutarlarının bu nedenle hakimine göre farklı olabildiğini, benzer olaylar ve durumlar arasında derin uçurumlar oluşabildiğini, manevi tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde objektif bir ölçüt bulunmayışı, benzer davalar karşılaştırıldığında, kararlar “arasında önemli farklar bulunduğu, zamanla aynı yargıcın aynı dönem içerisinde benzer dosyalardan birine yüksek, ötekine düşük miktarda tazminat takdir ettiğinin görüldüğünü, Yargıtay kararları arasında bile bazen farklılıklar görüldüğünü, elem ve ızdırabın şiddetini ölçmenin imkansızlığı bir yana, tatmin duygusunun sınırlarının belirtilmediğini, bu belirsizliğin manevi tazminat taleplerinde tarafların ölçüsüz, keyfi, rastgele ve ya tutarsa kabilinden taleplerine neden olduğunu, manevi tazminatın sebepsiz zenginleşme nedeni olmaması gerektiğini, haksız fiilin niteliği, olayın meydana gelişi, tarafların kusur oranları, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının değerlendirilmesinin verilecek tazminatın miktarını önemli ölçüde belirleyeceğini, olayın tahlilinin hiçbir baskı altında kalmadan adil bir şekilde değerlendirilmesi sonucu hükmolunacak tazminat miktarının hakkaniyete uygun ve adaletli bir şekilde olacağını(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2017/5547E, 2019/11165K sayılı ilamı),davalı otobüsü kaza tarihi itibari ile İhlas Sigorta A.Ş. tarafından sigortalı olduğu için davanın sigorta şirketine açılması gerektiğini, husumetin yanlış yöneltildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; gelişen durumun varlığı halinde gelişen durumun sona ermesinden itibaren zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerektiği, gelişen durumun; olay sonucu meydana geldiği halde, başlangıçta bilinen yaralanmalar dışında, sonradan ortaya çıkan veya gelişen, olaya bağlı vücut bütünlüğünü bozan sonuçlar olarak tanımlanabileceği, gelişen durumun olup olmadığı ise her olaya özgü olarak kanıtlara göre değerlendirileceği, davacıdaki yaralanmanın hangi tarihte tedaviyle tamamen sona erdiği, bu yaralanmadan dolayı gelişen bir durum olup olmadığı, varsa hangi tarihte gelişen durumun sona erdiği; diğer bir anlatımla, daimi iş gücü kaybının kesin olarak belirlenebilmesi için tedavilerinin ne zaman sona ereceği ve kesin maluliyet oranının hangi tarihte belirlenebileceği, zamanaşımı tarihinin başlangıç tarihinin tespiti açısından önemli olduğu, 6098 sayılı BK.'nın 72. maddesinde haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararın tazmini istemi ile açacağı davaların, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu, bunun yanında, 2918 sayılı KTK.nun 109/1. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı kanunun 109/2 maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verildiği, 2918 sayılı Kanunun anılan madde hükmünde, gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin Ceza Kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlandığı, yani tedavinin devam ediyor olması ve gelişen durumun varlığı halinde gelişen durumun sona ermesinden itibaren 2918 sayılı Yasanın 109/1. maddesinde belirtilen 2 yıl içinde dava açılması gerektiği, 10 yıllık tavan zamanaşımı süresi ise, failin fiilen zararın öğrenilmesi vs. durumun bulunduğu hallerde uygulanabilen süre olduğu, gelişen durumun varlığı halinde açılacak tazminat davalarının bu 10 yıllık tavan zamanaşımı içinde açılması gerektiği, ancak gelişen durumun varlığının bulunmadığı hallerde uygulanacak zamanaşımı süresinin ise 10 yıllık tavan zamanaşımı süresi değil, ceza zamanaşımı süresi olduğu, başka bir ifade ile anlatılacak olursa; davacının maluliyetinde gelişen durum yok ise 04.01.1999 tarihinden itibaren ceza zamanaşımı uygulanacak; gelişen durumun varlığının kabul edilmesi durumunda ise gelişen durumun öğrenilmesi tarihinden itibaren iki yıl ve her halükarda 10 yıllık tavan zamanaşımı süresi içinde talep edilmiş olup olmadığının irdelenmesi gerektiği, davaya konu 04.01.1999 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucunda davacı yaralanmış olup, eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 765 Sayılı TCK'nın 459/2. maddesindeki ceza üst sınırı gözetildiğinde, aynı Kanunun 102/4. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresi 5 yıl olduğu, somut olayda davalı adına trafikte kayıtlı belediye otobüsünün çarpması sonucu davacı kalça ve bacağında kırıklar oluşacak şekilde yaralanmış olup, kazanın meydana gelmesinde davacının herhangi bir kusuru bulunmadığı, dava dışı otobüs sürücüsünün %100 oranında kusurlu olduğu, 12.02.1999 tarihinde davacı tarafından, davalı Ego Genel Müdürlüğü aleyhinde Ankara 2.AHM’nin 1999/90Esas-200/352Karar sayılı dosyasında davacının malul kaldığından bahisle açılan davada yargılama sırasında AÜTF Adli Tıp ABD Başkanlığından alınan 13.07.1999 tarihli raporda davacının sürekli maluliyetinin olmadığı, 4 ay süre ile geçici iş göremezlik hali bulunduğunun belirlendiği, 11.11.2016 tarihinde açılan iş bu davada, aradan geçen süre boyunca davacının bacak ve kalça ağrılarının devam ettiği ve uzun süreli tedaviler gördüğü, 15.04.2016 tarihli engelli sağlık kurulu raporu ile davaya konu trafik kazası sebebiyle %15 oranında kalıcı sakatlık oluştuğunun tespit edildiği, gelişen durum olduğu, maluliyetinde meydana gelen artışın yeni maddi ve manevi tazminat davası açma zorunluluğu doğurduğu, davacının bu durumu engelli sağlık raporunun düzenlenmesi ile öğrendiğini belirterek tazminat talebinde bulunduğu, davacıda davaya konu kaza sebebiyle gelişen durum olup olmadığı, varsa maluliyet oranının belirlenmesi hususunda tüm tıbbi evrakları incelenip davacı muayene edildikten sonra İstanbul ATK 3. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 03.04.2019 tarihli raporda, davacının davaya konu trafik kazasına bağlı sağ iliak kanat ve asatebulum kırığı yaralanması nedeniyle iyileşme süresinin olay tarihinden itibaren 6 aya kadar uzayabileceği, bu süre içinde 2 ay başka birisinin yardımına ihtiyaç duyacağı, geçici iş göremezlik süresi sonundan itibaren mevcut bulgulara göre kalıcı olduğu değerlendirilen sağ kalça eklem hareket kısıtlılığı arızası nedeniyle %33.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının belirlendiği, davalı tarafın itirazı üzerine mahkemece gelişen durum olup olmadığının tespiti hususunda aldırılan 13.05.2020 tarihli ek raporda ise, davacıda davaya konu trafik kazası sonucu sağ asatebulum kırığı meydana geldiği, takip ve tedavileri sonucunda 6 ay sonra yapılan muayenesinde sağ kalça hareket kısıtlılığı bulunduğu, davacının kurumca yapılan muayenesinde de sağ kalça hareket kısıtlılığı saptandığı ve önceki raporda kişinin maluliyet oranının belirlendiği, maluliyetinin dava konusu kazaya bağlı olan ve kazadan 6 ay sonrasından itibaren bulunan kalça hareket kısıtlılığından kaynaklandığının mütalaa edildiği, buna göre davacının yaralanması ile ilgili gelişen bir durumun varlığı ispat edilemediğinden, iş bu davada, kaza tarihi ile dava tarihi arasında zamanaşımı sürelerinin dolduğu, gelişen durum bulunmadığına göre dava tarihi itibariyle (olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga) 765 sayılı TCK'nın 459/2. maddesindeki ceza üst sınırı gözetilerek aynı Kanunun 102/4. maddesinde öngörülen 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 04.01.2004 tarihinde dolduğu anlaşılmakla, davalı tarafın süresinde ileri sürdüğü zamanaşımı definin kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, raporun yanılgılı yorum ve değerlendirilmesi sonucu, yazılı olduğu gibi davacıda gelişen durum olduğunun kabulü ile davanın kısmen kabulüne şeklinde hüküm kurulması doğru görülmediğinden; davacı vekilinin istinaf talebinin HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, davalı Ego Genel Müdürlüğü vekilinin istinaf talebinin kabulü ile Ankara 18.Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.03.2021 gün ve 2018/285 Esas-2021/116 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, sonuca etkili olmadığından davalı vekilinin sair istinaf taleplerinin incelenmesine yer olmadığına, buna göre HMK'nın 353/1-b-2.maddesi uyarınca yeniden esas hakkında düzelterek karar verilmesi gerektiğinden; davacı tarafından açılan maddi(sürekli iş göremezlik) ve manevi tazminat davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
"1-Dosyanın kronolojik sıralaması şu şekildedir.
04.01.1999 tarihinde müvekkil Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1. sınıfta eğitimine devam etmekte iken trafik kazası geçirerek ağır şekilde yaralanmıştır.
12.02.1999 tarihinde müvekkil tarafından Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde 1999/90 Esas sayılı dosyası ile maddi ve manevi tazminat davası açılmış ancak açılan dava kapsamında dosyanın tevdi edildiği Adli Tıp Kurumu’nca 13.07.1999 tarihinde (kazadan 6 ay sonra) alınan raporda müvekkilde kalıcı sakatlığın tespit edilememesi nedeniyle, yerel mahkeme raporu dayanak göstererek maddi tazminat talebini reddetmiş, manevi tazminat olarak da 1.000,00 TL'ye hükmetmiştir.
13.04.2016 tarihinde müvekkil geçirdiği kazadan dolayı oluşan kırık kaynaklı kalça içi eklemindeki dayanamadığı ağrıları nedeniyle maluliyetinin olup olmadığının tespiti için yeniden bir hastaneye başvurmak durumunda kalmıştır.
15.06.2016 tarihinde...Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin vermiş olduğu Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre hazırlanan raporda, 04.01.1999 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası sebebiyle %15 oranında malul olduğunu öğrenmiştir.
11.11.2016 tarihinde müvekkilin maluliyetinde meydana gelen artış nedeniyle artan zararının tazmini amacıyla Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2016/481 Esas numarası ile açılan davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
06.04.2017 tarihinde söz konusu hatalı ve hukuka aykırı olarak verilen karara karşı tarafımızca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
16.02.2018 tarihli Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi 2017/1023 Esas- 2018/254 Karar sayılı dosya kapsamında verdiği ilk bozma ilamı ile istinaf başvurumuzun '' ... Bu noktada zararın ögrenildigi tarihin belirlenmesinde yarar vardır. Eger zararın kapsamını belirleyici husus “gelismekte olan bir durum” ise zamanasımı bu gelisme sona ermedikçe islemeye baslamaz. “Gelisen durum” aynı olaya iliskin olarak zaman içinde zararın artması veya yeni zararların dogması halidir. Bundan ayrı, zarar görenin kendi imkanlarıyla ya da baskasının yardımıyla zarar verici fiilin sonuçlarının gidisini ve kesinlesen durumu degerlendirebilmesi gerekir. Özellikle, vücut bütünlügünün ihlalinden dogan zarar ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belli bir açıklıga kavusmaktadır. Zararın mahiyet ve sümulü hiç anlasılmadan mutlaka haksız eylem tarihinden itibaren dava açılması gerektigi yolundaki bir görüs, “zararı ögrenme” kavramına uygun düsmez...Engel oranının 15 oldugu tespit edilmistir. Mahkemece bilirkisi raporu alınmadan davanın zamanasımı nedeniyle reddine karar verilmistir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamayacağından, mahkemece davacıya ait tüm tedavi evrakları ilgili yerlerden getirtildikten sonra tüm delillerle birlikte dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, vücuttaki yaralanmanın ve sürekli isgöremezligin trafik kazası sonucu meydana gelip gelmedigi, sakatlıgın kalıcılıgı, tıbbi tedaviye cevap verip vermediği, tedavi durumuna göre "gelisen durumun" olup olmadıgı, bu yaralanmadan dolayı daimi isgöremezlik oranının belirlenmesi konularında ayrıntılı gerekçeli rapor alınarak davanın zamanasımı süresinde açılıp açılmadıgı tartısılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmediginden '' gerekçesiyle kabulüne karar vermiştir.
Dosya Yerel Mahkeme tarafından bozma ilamı doğrultusunda incelenmiş, dosya Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kuruluna gönderilmiş, Kurul müvekkili fiziki muayeneye çağırmış, muayene sonrası hazırlanan 03.04.2019 tarihli Kurula ait raporda müvekkilin kazadan kaynaklı maluliyetinin olay tarihinde geçerli olan Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre %33,2 olduğu tespit edilmiştir. İtirazlar üzerine dosya gelişen durumun var olup olmadığının sorulması suretiyle ek rapor için tekrar Kurula gönderilmiş, Kurul 20.05.2020 tarihli ek raporunda, ilk raporda herhangi bir değişikliğe gerek görülmediği yönünde karar vermiştir.
Ek rapor sonrasında mahkemece dosya aktüer bilirkişiye sevk edilmiş, hakimlik mesleği ile iştigal eden müvekkilin geçmiş dönem maaş bordroları dosyaya sunulmuştur. 08.10.2020 tarihli bilirkişi raporunda toplamda 1.119.957,69 TL tazminat hesaplanmıştır. Tarafımızca tam ıslah yapılarak 1.045.934,90 TL olarak talep edilmiştir. Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi 2018/285 Esas-2021/116 Karar sayılı 18.03.2021 tarihli kararı ile davamızı kısmen kabul etmiş, 1.045.934,90 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminata hükmetmiştir.
Söz konusu karara karşı davalının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine tarafımızca da manevi tazminatın düşük hükmedilmiş olması, maddi tazminata avans faizi hükmedilmemiş olması nedenleriyle katılma yolu ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
"Eğer zararın kapsamını belirleyici husus “gelismekte olan bir durum” ise zamanasımı bu gelisme sona ermedikçe islemeye baslamaz. " gerekçesiyle yerel mahkemenin ilk kararını bozan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesine dosya ikinci kez istinaf incelemesi için tevdi edilmiştir. Bu defa kendisinin ilk bozma ilamı ile çelişir şekilde ; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi 2021/1205-Esas, 2021/2471-Karar sayılı 17.12.2021 tarihli kararı ile ''Davacının yaralanması ile ilgili gelişen bir durumun varlığı ispat edilemediğinden, işbu davada, kaza tarihi ile dava tarihi arasında zaman aşımı süreleri dolmuştur'' gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kaldırarak davanın reddine karar vermiştir.
2-Müvekkilin kazadan kaynaklı maluliyetinde gelişen bir durumun olduğu,...Eğitim ve Araştırma Hastanesi Raporu ve mahkemenin yönlendirmesi ile fiziki muayenesi sonrasında ATK tarafından verilen mütalaalar ile ispat edildiğinden istinaf mahkemesinin vermiş olduğu karar bozulmalıdır.
Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 3.Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 03.04.2019 tarihli mütalaanın aşağıda sunulan sonuç kısmında görüleceği üzere; illiyet bağı da kurularak müvekkilin 04.01.1999 tarihinde maruz kaldığı trafik kazasına bağlı %33,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı belirtilmiştir.
3-Kurula ait hem kök rapor hem ek rapordaki ifadelere bakıldığında; gelişen durumun varlığı tespit edilmiş ve buna ikna olan Yerel Mahkeme dosyayı müvekkilin uğramış olduğu zararın tespit edilmesi için aktüerya bilirkişisine göndermiştir. Müvekkilin % 0 oranında olan 1999 tarihli maluliyeti, 03.04.2019 tarihli Adli Tıp raporuyla tespit edildiği üzere %33,2'ye artmıştır. Bu bağlamda dosyada gelişen durum ispat edildiği için yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak istinaf incelemesini yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi bu sefer, işbu temyize konu kararının gerekçe kısmında ATK tarafından verilen kök ve ek rapora değinerek; gelişen durumun varlığının ispat edilemediği, alacağın zaman aşımına uğradığına dair nasıl ve ne şekilde hüküm kurmuştur tarafımızca anlaşılamamıştır. Söz konusu karar hukuki güvenilirlikten yoksundur.
4-Gelişen durumun varlığı, müvekkile ait Ankara Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’nca tanzim edilen 13.07.1999 tarihli vücut genel çalışma gücünden kalıcı bir kayıp olmadığı (% 0 sakatlık oranı) yönündeki rapora ve...Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 15.04.2016 tarihli Engelli Sağlık Kurulu Raporundaki %15 sakatlık oranı veren rapora bakıldığında dahi gözle görülmektedir.
Gelişen durumun var olup olmadığı hususu Yerel Mahkeme tarafından Adli Tıp Kurulu'na sorulduğunda; Adli Tıp Kurumu önceki raporunda değişikliğin olmadığına, müvekkilin artan bir zararını olduğunu ifade etmiş ise de; anılan raporda sırf " gelişen durum vardır" cümlesine takılı kalarak, raporda salt bu cümleyi arayan Bölge Adliye Mahkemesinin müvekkilin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği açıkça ortadır. Ayrıca gelişen durumun yokluğu halinde Adli Tıp Kurumunun "gelişen durum yoktur" cevabını doğrudan vereceği sabitken; bilakis Kurum, müvekkile ait tüm sakatlık oranlarını (%0, %15) belirten önceki raporlara da atıfta bulunarak en son %33,2 oran vererek gelişen durumun varlığını ispata yarayan mütalaa vermiştir.
5-Gelişen durum nedeniyle meydana gelen maddi zarara bağlı olarak manevi zarar da artmış olduğundan müvekkilin manevi tazminat alacağı da mevcuttur. Maluliyet oranında meydana gelen artış nedeniyle müvekkilin acı, elem ve üzüntü duygusu da artmış olduğundan bu hususta ayrıca dava açmasında hukuken herhangi bir beis bulunmamaktadır.
6-Yargıtay, olaya ilişkin kararlarında zaman aşımının başlangıcı olarak, zarara neden olan olay veya fiil tarihini değil, zararın tespit edildiği tarihi esas almıştır. Zarara sebebiyet veren olay veya fiilin doğurduğu sonuçlarda yani zararın niteliği ve kapsamında değişiklikler meydana gelmekteyse, zarar gören açısından alacağın zaman aşımına uğraması tehlikesini bertaraf etmek için Yargıtay, zaman aşımı süresinin gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesi ile birlikte işlemeye başlayacağını kabul etmektedir.
7-2918 sayılı KTK'nin 109/1. maddesinde " Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zaman aşımına uğrar." denilmektedir. Aynı kanunun 109/2. Maddesinde ise " Dava cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş ise bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." belirtilmiştir.
Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinde, "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zaman aşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zaman aşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zaman aşımı uygulanır." hükmü getirilmiş olup, kanunda da açıkca ifade edildiği üzere zaman aşımı ancak zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
Gerek 2918 sayılı KTK, gerek TBK' da öngörülen gerekse ceza zaman aşımı süresi zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten başlar. Gelişmekte olan durumun söz konusu olduğu hallerde ise; zaman aşımı gelişme sona ermedikçe işlemeye başlamaz. Zarar görenin zararının nitelik ve kapsamını öğrenmeden dahi dava açmak olanağı bulunduğunu ileri sürmek ve zaman aşımının gerçekleştiğini söylemek hukuk ve adalet ile bağdaşmayacaktır. Dolayısıyla müvekkilin alacağı zaman aşımına uğramamıştır.
8- Somut olayda müvekkil, henüz Ankara Hukuk Fakültesi 1. sınıfta iken geçirmiş olduğu bu kaza sebebi ile kazadan kaynaklı kırık bölgesinde kireçlenmeye bağlı ağrılarla yaşamaya devam etmiş, ancak kaza nedeniyle bu derece ciddi bir sakatlığa maruz kaldığını düşünmeyip 2016 yılına dek hastaneye gitmemiş, rapor almamıştır. Ancak özellikle son yıllarda bacağındaki ağrı ve hareket kısıtlılığı sebebi ile manevi yönden perişan duruma düşmüştür. Bu süreçte sağ bacağında 3,5 cm ye yakın kısalma meydana gelmiş, 3 ayrı binada hizmet veren Ankara Adliyesinde avukatlık mesleğini ifa edebilmek için diğer meslektaşlarına göre çok daha fazla efor sarf ederek ve deyim yerinde ise adliye koridorlarında tek bacağını sürükleyerek dolaşmıştır.
Müvekkil anılan vaziyet nedeniyle dıştan fark edilecek şekilde topallamaya başlayınca çözüm aramak için doktora gitmiştir. Yapılan muayenede; tam da Sayın 26.BAM Hukuk Dairesinin kararında belirtildiği şekilde müvekkilin vaziyetindeki gelişen durum tespit edilerek, kalça ekleminde kazadan kaynaklanan kırığın verdiği zararın ilerlemesi ve eklem içi kireçlenmenin artması kaynaklı ilk kaza tarihi olan 1999 yılında %0 olan maluliyet oranının %15'e çıktığı belirtilmiştir.
Şu halde müvekkil kazadan sonra kendisindeki maluliyet artışını ilk defa...Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 15.04.2016 tarih, 1268 sayılı sağlık kurulu raporunda belirlenen Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre düzenlenmiş %15 maluliyet raporu ile öğrenmiştir. Rapora davalının itirazı üzerine müvekkil, İstanbul 3. İhtisas kuruluna sevk edilmiş, burada yapılan muayene sonucunda 3. İhtisas Kurulu 03.04.2019 tarihli raporu ile müvekilin kalıcı maluliyetinin %33.2 olduğunu belirlemiştir. Bu rapora da itiraz üzerine dosya tekrar 3. ihtisas kuruluna tevdi edilmiştir. İhtisas kurulu 13.05.2020 tarihli raporunda bir önceki raporda herhangi bir değişikliğe gerek duyulmadığına ve tanzim edilen raporun kati rapor niteliğinde olduğuna karar vermiştir.
9-Hatta yargılama devam ederken; maluliyeti daha da artarak yürüyemez ... gelen müvekkilin, 10.08.2020 tarihinde; Özel Çankaya Hastanesinde BAM 26. Hukuk Dairesince ispat edilemediği (!) belirtilen bizatihi gelişen durumun tam karşılığı olarak kalça eklemi bütünüyle yerinde kesilip çıkartılmış ve yerine total kalça protezi takılmak suretiyle ameliyatı yapılmıştır. Müvekkil şu an kalçasında yapay titanyum bir malzeme ile yaşamaktadır. Ayarı yüksek tüm x-ray cihazlarında alarm çaldıran bu malzemenin ömrü 25 yıldır. Normalde 65 yaşında kalçası aşırı yıpranmış kişilere takılan bu protez, müvekkil 40 yaşında olması nedeniyle ilerleyen yıllarda minimum 1 kez daha değiştirilmesi gerekecek bir malzemeden oluşmaktadır. Belirtilen ameliyata ilişkin rapor EK: 1 de, müvekkilin kalçasındaki protezi gösterir röntgen filmi EK: 2 de sunulmuştur. Yakın geçmişte yapılan ameliyat gelişen durum değilse, hangi vaziyet gelişen durum olarak kabul edilecektir???
10-" Gelişen durum " aynı olaya ilişkin olarak zaman içinde zararın artması veya yeni zararların doğması halidir. Zaman aşımı, gelişen zararlarda öğrenmeden itibaren başlayacaktır. Nitekim Yargıtay 21.HD.23.03.1999 gün 98/9048-99/1982 sayılı kararında da "on yıllık zaman aşımının haksız eylem gününden değil, işgöremezlik oranın oluştuğu tarihten başlayacağı" açıklanmıştır. Her gelişen durum yeni bir vaka olmakla beraber müstakil yeni bir hakkın doğması anlamına gelmektedir.
Nitekim HGK 21.09.1977, E.1976/10-2004 K.1977/739 sayılı kararında "Sürekli işgöremezlik oranında her artış ayrı bir olgudur. Her birinin öğrenme gününden başlayarak yeni bir zaman aşımı işlemeye başlar. Her yeni olgu, yeni bir dava konusudur. Maluliyet derecesinin her artış kaydedişi, zararların istenmesine ilişkin yeni bir zaman aşımı süresine tabi, yeni bir olgudur. Her maluliyet derecesinin zaman aşımı, bu derecenin kesinleştiği tarihten başlar. " demiş olup, müvekkilin her yeni sakatlık oranındaki artışın ayrı bir olgu olduğu ve yeni bir zamanaşımı süresine tabi olduğu sabittir. "şeklindeki sebepleri ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
davalının işleten olduğu aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yayanın sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı ile manevi tazminat talebine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 ve 56 ıncı maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,89,90 ve 109 uncu maddeleri.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle,
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
17.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.