Esastan ret
Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin azlık hakkı sahibi ortağı olduğunu, 09.05.2016 tarihli 2015 dönemine ilişkin olağan genel kurul toplantısına kadar yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, sonrasında yönetim kurulu üyeliğine seçilmediğini, genel kurul toplantısında müvekkilinin temsilcisinin talebi üzerine, gündemin finansal tabloların müzakeresiyle ilgili olan 3,4,5,6,7 ve 8. maddelerinin müzakere edilmeksizin ertelendiğini, ertelenen toplantının 27.6.2016 günü yapıldığını ve toplantıda müvekkilinin karşı oylarıyla, yıllık faaliyet raporunun, finansal tabloların tasdik edilmesine, müvekkilinin ibra edilmemesine, diğer üyelerin ibra edilmesine, kârın dağıtılmamasına ve dağıtılmayan kârın olağanüstü yedek akçelere ayrılmasına ve yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 ve 396 ncı maddelerinde belirtilen izinlerin verilmesine karar verildiğini, anılan genel kurul toplantısının kanuna, esas mukaveleye ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu belirterek 5,6 ve 8 numaralı kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, yönetim kurulu üyelerinin ibralarına ilişkin işlemlerin hukuka uygun olduğunu, 2015 yılının seçim dönemi olması ve 2016 yılında ekonomik belirsizliklerin sürmesi faktörünün müvekkili şirketin ihtiyatlılık ilkesini gözetmesini zorunlu kıldığını, şirketin finansal verilerinin objektif olarak kâr dağıtılmamasını gerektirdiğini, yönetim kurulu üyelerine verilen iznin mutad uygulama olduğunu, davacı iddiasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin kararın alınmasında yönetim kurulu üyelerinin oy kullandıkları, 6102 sayılı Kanun'un 436 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre oydan yoksun yönetim kurulu üyelerinin kullandıkları oyların yok sayılması gerektiği ancak aynı oylamada ibra kararı alınmasında olumlu oy kullanan EYB Holding ile Mustafa Aktoprak'ın, ibra edilen dönemde yönetim kurulu üyesi olmadığı yani onların ibrası söz konusu olmayıp oydan yoksun olmadıkları için bu iki ortağın oylarına göre (EYB Holding'in kullandığı 30.000 olumlu oy ile Mustafa Aktoprak'ın kullandığı 1 olumlu oy) yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin kararın geçerli, şirketin dönem kârının 51.530,23 TL olduğu, sermayesinin 312.500,00 TL'lik kısmının ödendiği, şirketin geçmiş yıl zararının 82.355,79 TL olduğu, geçmiş yıl kârının 192.499,94 TL olduğu, ödenmiş sermayenin %5'i kadar tutarın 1. temettü olarak dağıtılmasının zorunlu olduğu, bu zorunluluğun ancak şirketin geçmiş yıllardan gelen devreden zararı var ise ortadan kalkacağı, somut olayda davalı şirketin geçmiş yıl zararını geçmiş yıl kârı ile kapatması mümkün olduğundan birinci temettüyü dağıtması gerektiği, bu nedenle kârın dağıtılmaması kararının yasaya aykırı olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddeleri kapsamında yönetim kuruluna izin verilmesine ilişkin kararlarda da aynı Kanun'un 436 ncı maddesi uyarınca yöneticiler kendileri ile ilgili kararda oy kullanamayacaklar ise de; diğer yönetim kurulu üyeleri için yapılan oylamada oy kullanma hakkına sahip olduklarından kararda yasaya aykırılık bulunmadığı gibi davalı şirketin geçmişteki genel kurul kararlarında da bunun mutad bir uygulama olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne davalı şirketin 27.06.2016 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kâr payı dağıtılmamasına ilişkin 6 no.lu kararın iptaline, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirketin finansal verilerinin objektif olarak kâr dağıtılmamasını gerektirdiğini, şirket ana sözleşmesine göre, şirkete kâr dağıtma konusunda herhangi bir zorunluluk yüklenmediğini, kâr dağıtımına ilişkin bilirkişi raporlarının çelişik olduğunu, ihtiyatlılık ilkesi kapsamında değerlendirme yapılmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin esas sözleşmesinin 12. maddesinde kârdan öncelikle % 5 kanuni ihtiyat akçesi ayrılacağı ve kalandan itfa edilmemiş hisse senetlerinin bedelleri ödenen kısmına %5 birinci temettü ayrılacağı, geri kalan kârın genel kurulun tespit edileceği şekil ve surette dağıtılacağı, kurucular ve yönetim kurulu üyeleri ile memur ve hizmetlilere ayrılacak miktarlarla ikinci temettü hissesi olarak hissedarlara dağıtılacak paradan 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinin ikinci fıkrasının 3. bendi uyarınca %10 oranında ihtiyat akçesi ekleneceğinin düzenlendiği, bilirkişi marifetiyle yaptırılan incelemede şirketin dönem kârının 51.530,23 TL olduğu, sermayesinin 312.500,00 TL'lik kısmının ödendiği, şirketin geçmiş yıl zararının 82.355,79 TL, geçmiş yıl kârının 192.499,94 TL, şirket öz kaynağının 513.371,51 TL olduğu, şirketin kâr payı dağıtımına engel bir durum olmadığının tespit edildiği, somut olayda davalı şirketin geçmiş yıl zararı, geçmiş yıl kârı ile karşılanması mümkün olduğundan, birinci temettüyü dağıtması gerektiği, bu nedenle kârın dağıtılmamasına ilişkin 6 no.lu kararın iptaline karar verilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Dava, anonim şirket olağan genel kurul kararlarının bir kısmının iptali istemine ilişkin dir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 395,396,436 ncı maddesinin ikinci fıkrası, 445,446,523 üncü maddesinin ikinci fıkrası.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.