Mahkumiyet
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Belli bir yerde veya evde meslek ve sanat icrası” başlıklı 17. maddesinde; “Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır” maddesine göre; yokluğunda karar verilen sanık müdafii Av. ...’in iş yerinde bulunmaması nedeniyle, iş yeri adresinde çalışanına 13.02.2015 tarihinde gerekçeli kararın tebliğ edildiği yazılı ise de; Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 26. maddesinde; “ Belirli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenlere, o yerde de tebligat yapılabilir. Muhatabın iş yerinde bulunmaması halinde tebliğ, aynı yerde sürekli olarak çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Muhatap, meslek veya sanatını konutunda icra ediyorsa, kendisi bulunmadığı takdirde memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Bunlardan hiç birinin bulunmaması durumunda tebliğ, aynı konutta sürekli olarak oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır” ve aynı yönetmeliğin 29. maddesinde; “21,22,23,25,26 ve 27 nci maddelerde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memuru, muhatabın hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazar. Tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalattırır ve tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunana verir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar.” şeklindeki düzenlemelere göre; 13.02.2015 tarihinde yapılan tebliğde, muhatabın hangi sebeple iş yerinde olmadığı tebligat parçası üzerine yazılmadığından yapılan tebligatın usulsüz olduğu ve sanık müdafii ...’in öğrenme üzerine verdiği temyiz dilekçesinin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
1-Belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının takdiri mahkemeye ait olduğundan, suça konu çek aslı getirtilip incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, bu gözlem sonucunda gerekçeli kararda aldatma niteliğini haiz olup olmadığının tartışılması ve denetime olanak verecek şekilde dosya arasında bulundurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Kabule göre de;
a) Sanığın borcuna karşılık katılan ...’a senetler verdiği, senetlerin ödenmemesi üzerine katılan tarafından icra takibi yapıldığı, icra takibi sırasında haciz için gidildiğinde dava konusu sahte çekin sanık tarafından katılana verildiği, UYAP üzerinden yapılan araştırmada, sanık tarafından katılana verilen senetlerin de sahte olduğuna ilişkin soruşturma başlatıldığı, Eskişehir 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/344 esas ve 2018/285 karar sayılı ilamı ile yargılama yapıldığı ve sanık hakkında bu senetlerle ilgili mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmakla; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.04.2014 tarih ve 2013/11-397 Esas, 2014/202 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 5237 sayılı TCK'nin “Kamu güvenine karşı suçlar” bölümünde düzenlenen ve belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ile kamu güveninin sarsıldığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanan “resmi belgede sahtecilik” suçlarının hukuki konusunun kamu güveni olduğu, suçun işlenmesi ile kamu güveninin sarsılması dışında, bir veya birden fazla kişinin de haksızlığa uğrayıp suçtan zarar görmesi halinde dahi, suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğuna dair kabulünün etkilenmeyeceği, bu nedenle sanık hakkındaki Eskişehir 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/344 esas ve 2018/285 karar sayılı dosyası ile mevcut davanın birleştirilmesi, mümkün olmadığı takdirde özetinin duruşma tutanağına geçirilip, bu davayı ilgilendiren onaylı örneklerinin dosyaya intikal ettirilmesi, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının tartışılması, hükmün kesinleşmiş olması ve zincirleme suç kapsamında kaldığının anlaşılması halinde, tayin olunacak cezadan kesinleşmiş önceki cezanın mahsup edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma sonucu hüküm kurulması,
b) TCK’nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün 2014/140 esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.