Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı ... vekili, ... Köyü 550 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki evin vekil edeninin dedesi tarafından yaptırılarak vekil edenine bağışlandığını, bu evin vekil edeninin kişisel malı olduğunu açıklayarak evin bedelinin davalıdan tahsiline, aksi halde bahse konu evin edinilmiş mallara katılma rejimine göre tasfiyesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tarafların ve tanıkların beyanları değerlendirildiğinde, dava konusu evin davacının ve davalının maddi katkıları ile yapıldığı gerekçesiyle dava konusu evin değerinin 1/2'si olan 18.260,50 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekili ile davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Davacı vekili ile davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Dava konusu ... Köyü 550 parsel üzerindeki evin taraflar arasında uyuşmazlık konusu olduğu ve 2007 yılında yapıldığı konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Dava konusu evin 2007 yılında tarafların evlilik birliği devam ederken yapıldığı anlaşıldığına, .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/86 esas-2010/255 karar sayılı kesinleşen kararındaki bilgilere ve temyize konu iş bu dosya kapsamına göre, dava konusu evin taraflar adına inşa edildiği ve tarafların ortak malı olduğu anlaşıldığına göre ve aynı zamanda edinildiği tarih olan 2007 tarihine göre edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde
edinildiği dikkate alındığında, dava konusu evin katılma alacağı konusu mal olduğu anlaşılmaktadır. Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK m. 227/1, 228/1,232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Hal böyle iken, dava konusu evin dava tarihindeki değeri olarak belirlenen 2012 yılı değeri üzerinden katılma alacağı hesabı yapılarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. Mahkemece yapılması gereken iş, tasfiyeye konu evin tasfiye tarihindeki (önceki karar bozulmakla bozma sonrası yeni karar tarihindeki) sürüm (rayiç) değeri belirlenerek bu değer üzerinden talep miktarı da gözetilerek hüküm kurmaktan ibarettir.
Bundan ayrı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 239/3.maddesi hükmüne göre; Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür. Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi buna ilişkin mahkeme kararının verildiği tarihtir. Mahkemece, mal rejiminin tasfiyesi ile davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağına, karar tarihinden geçerli olmak üzere faiz uygulanmasına karar verilmesi gerekirken, yanlışa düşülerek dava tarihinden itibaren faiz uygulanması yasal düzenlemeye ve Yargıtay uygulamalarına aykırıdır.
Davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekili ile davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 11.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.