Taraflar arasında görülen rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının zorunlu trafik sigortacısı olduğu ve davalıya ait aracın, 04.06.2012 tarihinde alkollü sürücünün kullanımındayken karıştığı trafik kazası sonucu davacı şirket tarafından zarar gören hak sahiplerine 15.513,92 TL ödeme yapıldığını belirterek araç sürücüsünün alkollü olması nedeni ile ödenen 15.513,92 TL'nin ödeme tarihi olan 26.07.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan rücuen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduğunu, rücu koşullarının oluşmadığını, kusur tespiti yapılması gerektiğini, talep edilen tazminat miktarının yüksek olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Davanın açıldığı Bursa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/178 Esas sayılı dosyasında verilen yetkisizlik kararı üzerine dosya Yalova 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Mahkemenin 16.03.2016 tarihli ve 2014/136 Esas, 2016/95 Karar sayılı kararıyla; toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre her ne kadar araç sürücüsünün alkollü olduğu belirlenmiş olsa da periyodik kalibrasyonu yapılmayan cihazla yapılan ölçüm nedeniyle kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana geldiği ispatlanamadığından davacı sigortacının, davalı araç maliki ve işletene rücu hakkı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 02.07.2020 tarihli ve 2019/4489 Esas, 2020/4293 Karar sayılı ilamı ile "...Somut olayda; davacı vekili, davacıya trafik sigortalı, davalıya ait aracın sürücüsünün 106 promil oranında alkollü olduğunu, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiğini iddia etmiş, mahkemece kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelip gelmediği yönünde nöroloji, kusur uzmanı ve hukukçu bilirkişilerden alınan raporda; '"periyodik kalibrasyon ölçümü yapılmayan cihaz ile yapılan ölçüm esas alınarak kazanın münhasıran alkol nedeni ile meydana gelip gelmediği yönünde mütala verebilme imkanı bulunmadığı" bildirilmiştir. Oysa resmi kurumlar tarafından düzenlenen kaza tutanağı ve adli rapor formunda, sürücünün alkollü olduğu açıkça tespit edilmiştir. Davaya konu aracın sürücüsü de Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/375 Esas sayılı ceza yargılamasında 06.11.2012 tarihli duruşmada; '"İddia doğrudur alkollüydüm bu yüzden kırmızı ışıkta bekleyen araca çarptım özür diliyorum" şeklinde beyanda bulunmuş, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2013/17823 Esas-2014/11071 Karar sayılı ilamı ile de sanık sürücü hakkında verilen hüküm, '"Sanığın idaresindeki araçla 1.06 promil alkollü vaziyette, gece vakti, yerleşim yeri içindeki bölünmüş yolda seyrederken kırmızı ışıkta bekleyen araça arkadan çarparak, katılanlar, ve ın basit tıbbi müdahale ile yaralanmalarına sebep olması şeklinde gelişen olayda, sanığın tam kusurlu olması,..." gerekçeleri ile onanmıştır. Eldeki davada mahkemece "her ne kadar araç sürücüsünün alkollü olduğu belirlenmiş olsa da, periyodik kalibrasyonu yapılmayan cihazla yapılan ölçüm nedeniyle kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana geldiği ispatlanamadığından, davacı sigortacının davalı araç maliki ve işletene rücu hakkı bulunmayacağı gerekçesi ile" davanın reddine karar verilmiştir. Anılan gerekçeden de anlaşıldığı üzere, araç sürücüsünün alkollü olduğu mahkemenin de kabulündedir. Mahkemece salt 106 promile ilişkin ölçümün geçerli bir ölçüm olmadığından cihetle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Şöyle ki yukarıda ayrıntılı anlatıldığı züere yerleşmiş içtihatlara göre rücu şartlarının gerçekleşebilmesi için alkol miktarının belli bir oranın üzerinde olması gibi soyut ifade kabul edilmemiş, aksine her durumun, her somut olayın, yol durumunun, olayın oluş şekline göre, kazanın münhasıran alkolün etkisi ile gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu nedenledir ki davaya konu kazada araç sürücüsünün kaç promil alkollü olduğunun sonuca etkisi yoktur. Önemli olan sürücünün alkollü olup olmadığı ve olayın oluş şekline göre kazanın gerçekleşmesinde salt alkolün etkisi olup olmadığının belirlenmesidir. Bu nedenle mahkemenin, promil ölçümüne ilişkin cihazın gerekli kalibrasyon ölçümlerinin yapılmamış olduğu kabul edilerek davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Buna göre somut olayda, sigortalı araç sürücüsü ceza dosyasında yaptığı savunmasında, alkollü olduğunu kabul etmiş, kaza tespit tutanağında 106 promil alkollü olduğu yazılmış ve hastane muayene raporunda da alkollü olduğu belirtilmiştir. Her ne kadar sürücünün, 106 promil alkollü olduğunu gösterir tahlil raporu veya kalibrasyonu yapılmış geçerli bir alkolmetre ölçüm belgesine olmasa da, dosya kapsamına göre, sigortalı araç sürücüsünün kaza anında alkollü olduğu sabittir. Yukarıda açıklandığı üzere, sürücünün aldığı alkolün oranı doğrudan sonuca etkili değildir. Bu durumda mahkemece, sigortalı araç sürücüsünün alkollü olduğu kabul edilerek İTÜ gibi kurum veya kuruluşlardan aralarında nöroloji ve trafik uzmanı bilirkişilerin bulunduğu bilirkişi kurulundan, kazanın oluş şekli, yol, hava, gün durumu, kaza tutanağı ve tanık beyanları birlikte değerlendirilerek kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurlarında kazanın meydana gelmesinde etkili olup olmadığının belirlenmesi için gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyulmak suretiyle nöroloji ve trafik uzmanı bilirkişi heyetinden alınan 25.01.2021 tarihli bilirkişi raporuna göre davalıya ait aracın sürücüsünün, güvenli sürüş kabiliyetini kaybedecek seviyede alkollü olduğu ve kazanın meydana gelmesinde %100 kusurlu bulunduğunun tespit edildiği, makine mühendisi bilirkişiden alınan 27.04.2021 tarihli rapora göre kaza sonrası oluşan hasar bedelinin 15.413,92 TL olarak belirlendiği, davalı yönünden rücu koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 15.513,92 TL'nin 10.08.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı temyiz dilekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının eksik inceleme ile oluşturulduğunu ve hasar bedelinin hatalı tespit edildiğini, kazaya karışan araç sürücüsünün alkollü olmadığını, bu nedenle rücu koşullarının oluşmadığını belirtmiştir.
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, Zorunlu Mali Mesuliyet sigortacısı tarafından zarar gören üçüncü kişiye ödenen tazminatın alkol sebebiyle sigortalısından rücuen tahsili istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 48 ve 95/2 nci maddeleri, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97 nci maddesi, Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları, B.4 maddesi (d) bendi.
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davalının yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
02.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.