Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili, kadastro çalışmalarında davalı adına tespit ve tescil edilen 384 ada 39 parsel sayılı taşınmazın 35 yılı aşkın süreden beri vekil edeninin zilyetliği altında bulunduğunu tapu kaydında ismi yazılı davalı Abdulkerim kızı Lali Yenigün'ün tanınmadığını bilinmediğini ve böyle bir kişinin olmadığını ileri sürerek davalı adına olan kaydın iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Dahili davalı Hazine vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece ilk hükümle, davalı tapu maliki Lali Yenigün diye birinin bulunmadığı, davanın Hazine'ye ve ilgili kamu tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerektiği, bu hususun ikmal edilmediği böylelikle, 6100 sayılı HMK 114/d maddesinde düzenlenen yasal düzenlemeye aykırı davranıldığı, davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, bu eksikliğin ikmalinin de mümkün olmadığı vicdani kanaatine varılarak HMK 115. maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Daire'nin 26/09/2013 tarihli ve 2012/12542 Esas, 2013/13470 Karar sayılı kararı ile, '... Bu durumda, davacının dilekçesi ve ek dilekçesi kapsamına göre açıkça “maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan” hukuki sebebine dayandığı tartışmasızdır. Tapu kütüğünde ismi yazılı olan Abdulkerim kızı Lali Yenigün isimli bir kişinin olup olmadığının belirlenmesi için öncelikle kadastro tutanağının varsa dayanağı belgesinin getirtilmesi, ayrıca, tutanakta ismi yazılı olan muhtar ve bilirkişilerin dinlenerek böyle bir şahsın olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, kimlik bilgilerine ulaşıldığı takdirde nüfus müdürlüğünden gerekli kimlik bilgilerinin getirtilmesi yaşıyor ise kendisine, ölmüş ise mirasçıları tespit edilerek mirasçılarına dava dilekçesinin tebliğ edilmesi zorunludur. Kayıt maliki ya da mirasçılarının kimlik bilgilerine ulaşılamadığı takdirde TMK.nın 501. maddesi gereğince son mirasçı devlet olduğundan husumetin en son olarak Hazine'ye yöneltilmesi, hazine temsilcisinin konuyla ilgili savunmasının alınması bundan sonra davacı yararına TMK.nın 713/1 maddesinde ki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması ve hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken; belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmadan yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır...' gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemesince, bozmaya uyulması sonucu, yargılamaya devam olunarak, nüfus müdürlüğü ve kolluk aracılığı ile yapılan araştırmalara göre Abdülkerim kızı Lali Yenigün diye birinin bulunmadığı ve dava konusu yerin davacı tarafından kullanıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve 384 ada 39 nolu parselin Abdulkerim kızı Lali Yenigün adına olan tapu kaydının iptali ile, davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

kazanmayı sağlayan zilyetlik ve TMK.nın 713/2. fıkrasında düzenlenen “...maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan...” hukuki sebebine dayalı olarak TMK 713/2. fıkra gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nın 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, "aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir" hükmüne yer verilmiştir.
Kanunun açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK'nın 10.04.1991 tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca "tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Somut olayda, dava konusu 384 ada 39 parsel sayılı taşınmaza ilişkin tapu kaydı ve tapulama tutanağının incelenmesinde, 20 yılı aşkın bir zamandan beri Abdulkerim kızı Lali Yenigün'ün zilyet ve tasarrufunda olduğu belirtilerek, senetsizden 31/08/1999 tarihinde Abdulkerim kızı Lali Yenigün adına tespit edildiği ve tutanağın 04/01/2002 tarihinde kesinleşerek, 04/06/2002 tarihinde tapuya tescil edildiği anlaşılmaktadır. Yine, mahkemece yapılan keşif sırasında alınan bir kısım tanık ve yerel bilirkişi beyanları da Lali Yenigün isimli şahıs hakkında bir takım açıklamalarda bulunmuşlardır.
Hal böyle olunca; dava konusu taşınmazın kadastro beyannamesine, tapu kaydına ve tüm dosya kapsamına göre,tapu malikinin adı ve baba adı yazılı bulunan tanınan ve bilinen kişi olduğu ortadadır. O halde; maddede yazılı koşulların gerçekleştiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonunda yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle kayıt malikinin bilinmeyen kişi olduğundan hareketle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nın 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 10/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.