HÜKÜM:
Davanın reddi
(Esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle)
Taraflar arasındaki limited şirketin feshi talepli davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'in %90, müvekkili ...'in %10 oranında davalı şirketin ortakları iken, şirketin müdürü ve yetkilisi olan ...’in 23.06.2020 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat ettiğini, murisin ölümünden sonra mirasçıları olan taraflar arasında husumet yaşanmaya başlandığını, tanıma nedeni ile kurulan soybağının reddi, mal rejiminin tasfiyesi ve ortaklığın giderilmesi gibi davalar açıldığını, bu husumet nedeni ile ortakların bir araya gelmelerinin imkansız hale geldiğini, murisin ölümü nedeniyle şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcudiyetini yitirmesine rağmen mirasçıların bir araya gelerek genel kurul toplantısı yapmaları, birlikte karar alıp, işlem gerçekleştirmeleri mümkün olmadığından şirketin gayri faal duruma düşerek, amacına ulaşmasının olanaksız hale geldiğini ileri sürerek, davalı şirketin tasfiyesiz feshine, tasfiye zarureti tespit edilmesi halinde şirketin %10 ortağı olan müvekkili ...'e şirketin tasfiyesi ve Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden kaydının terkinine kadar yapılacak işlemler için yetki verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
1-Davalı gerçek kişiler vekili süresinden sonra sunduğu beyan dilekçesinde; murise ait payların mirasçılarına geçtiğini ve şirketin devam ettiğini, yapılması gerekenin şirket yönetimini oluşturmak olduğundan davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2- Davalı şirket davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesi uyarınca haklı nedenle fesih davalarının sadece şirkete karşı açılabileceği, şirket ortaklarına karşı bu davanın açılamayacağı, bu nedenle şirket ortağı olan davalılar ... ile ... yönünden davanın pasif husumetten reddinin gerektiği, öte yandan limited şirketlerin feshinin 6102 sayılı Kanun'un 621 nci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca önemli kararlardan olduğu ve temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması halinde ancak bu yönde bir karar alınabileceği, aynı Kanun'un 596 ncı maddesine göre payın miras yoluyla iktisabı için ortakların muvafakatine ihtiyaç olmayıp, mirasçıların kendiliğinden ortaklık payını iktisap edecekleri ve şirketi temsil ve ilzama yetkili oldukları; somut olayda, davacı ...'in şirketin %10 hissesine sahip olduğu, vefat eden muris ... ise şirketin kalan %90 hissesine sahip olduğu, veraset ilamındaki hisseleri uyarınca davacı olan mirasçıların şirketin %63 hissesine sahip oldukları, dolayısıyla davacı tarafın, pay adedi ve ortak sayısı olarak genel kurul yaparak şirketin feshine karar vermesi mümkün olduğundan, mahkemeden bu yönde bir karar istenilmesinde hukuki yararlarının bulunmadığı, davalı şirket yönünden davanın hukuki yarar yokluğundan reddinin gerektiği, gerekçesiyle, davalı şirket yönünden davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar ... ile ... yönünden ise davanın husumetten reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket ortağı murisin vefatı sonrası ortaklar arasında çekişmeler yaşanmaya başlandığını, ortak ...'in sağlık durumu nedeniyle de faaliyetlerin tamamen durduğunu ve iş yerinin kapandığını, husumet nedeniyle tarafların bir araya gelerek genel kurul toplantısı yapmaları, birlikte karar alıp işlem gerçekleştirmelerinin imkansızlığının yanı sıra, Ticaret Sicilinde müteveffanın münhasıran şirketi temsil ve ilzama yetkili müdür olarak belirtilmiş olması nedeniyle şirketin feshi için herhangi bir işlem yapamaz hale geldiklerini, mahkemece bu hususların gözardı edildiğini, davalı gerçek kişilerin taraf teşkili sağlanması için şirketle birlikte davalı olarak davaya katılmalarının gerekli olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, kanunen gerekli organlarından birinin mevcut olmaması nedeniyle gayrifaal duruma düşen ve husumet nedeniyle ortaklarının bir araya gelmesi mümkün olmayan şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkin olduğu, fesih ve tasfiye istemli davada husumetin şirkete yöneltilmesinin gerektiği, ortaklara husumet yönetilemeyeceği ve İlk Derece Mahkemesinin bu yöndeki kararının yerinde olduğu, ancak 6102 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesi uyarınca esas sermaye payının, miras yoluyla geçmesi hâlinde, tüm hak ve borçların, genel kurulun onayına gerek olmaksızın esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçeceği, öte yandan murisin şirket hissesi ve veraset ilamındaki hisseler de dikkate alındığında davacıların toplam %73 oranında hisseye sahip oldukları ve bu hisse oranı ile 6102 sayılı Kanun'un 621 nci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca şirketin feshi yönünde karar alabilecekleri düşünülebilecekse de şirketin halihazırda yönetim organı bulunmadığından genel kurulun toplantıya davet edilmesinin mümkün olmayacağı, her ne kadar mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 540 ıncı maddesinin birinci fıkrası “Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatiyle şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar” şeklinde düzenlenmiş ise de, 6102 sayılı Kanun'un 623 üncü maddesinde benzer bir hüküm bulunmadığı, davacı tarafça gerek şirkete müdür seçilmesi gerekse şirketin feshi yönünde karar alınabilmesi amacıyla genel kurulun toplantıya çağrılabilmesi için şirkete bu işlerle sınırlı olarak yönetim kayyımı atanmasına yönelik dava açılarak istenilen sonuç elde edilebilecekken, davalı şirkete karşı eldeki davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı şirket yönünden davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar ... ile ... yönünden davanın husumetten reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek ve müteveaffanın hisseleri üzerinde elbirliği mülkiyeti devam ettiğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçesindeki çoğunlukla işlem yapamadıklarını, Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün de henüz intikal yapılmadığından işlem yapmadığını, fesih istemli davalarında Bölge Adliye Mahkemesince genel kurul toplanması için kayyım da atanmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, kanunen gerekli organlarından birinin mevcut olmaması nedeniyle gayrifaal duruma düştüğü ve ayrıca aralarındaki husumet nedeniyle ortaklarının bir araya gelmesinin mümkün olmadığı iddia edilen şirketin fesih ve tasfiyesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 596,621 ve 636 ncı maddeleri.
3. 6762 sayılı Kanun'un 540 ıncı maddesi.
1.Davalı şirketin feshi istemli eldeki davada davalı şirketin organsız kaldığı da ileri sürüldüğüne göre öncelikle bu davada davalı şirkete yapılan tüm tebligatların geçerliliğinin ve şirketin davada temsilinin tartışılması taraf teşkili bakımından zorunludur. Şu halde, davalı şirketin organsız kaldığı ve temsile yetkili kimsesinin bulunmadığının tespit edilmesi halinde, davada temsili yönünden davalı şirkete kayyum tayini için gerekli işlemleri yapmak üzere davacılardan ...'e mehil ve yetki belgesi verilerek taraf teşkilinin ve davalı şirketin davada temsilinin sağlanması gerekmektedir.
2. 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında haklı sebeplerin varlığı halinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemenin istem yerine, payının gerçek değerinin ödenmesiyle davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiş olup, davacılardan ...'in de %10 pay oranıyla şirket ortağı olduğunun anlaşılmasına göre, anılan davacı yönünden haklı sebebe dayalı fesih istemli davanın görülüp incelenmesi, şayet haklı sebebin varlığına kanaat edilmesi halinde bu defa feshe karar verilip verilmeyeceği hususunda bir değerlendirme yapılması gereklidir.
3. Davacı ... dışındaki diğer davacıların ise %90 pay oranıyla şirket ortağı olan müteveffa ...'in mirasçılarından sadece bir kısmı oldukları ve kendi hisselerine dayanarak fesih talebinde bulundukları, haklarındaki dava husumetten reddedilen davalılar ... ve ...'in de ...'in mirasçıları arasında bulundukları anlaşılmaktadır. Eş anlatımla, davacıların davalarını murisleri hissesine teb'an açmamışlardır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 596,599 uncu maddelerine göre ortağın ölümü halinde ortaklık payı mirasçılarına iştirak halinde intikal edeceğinden haklı sebebe dayalı fesih istemli bu davayı tüm mirasçıların birlikte açmaları veya anlaşamamaları halinde miras şirketi mümessili aracılığıyla açmaları taraf teşkilinin sağlanması yönünden zorunludur.
Tüm bu nedenlerle, bir kısım mirasçı davacıların kendi hisselerine dayanarak açtıkları davanın aktif husumet eksikliği nedeniyle reddine karar verilmesi yerine, gerek İlk Derece Mahkemesinin ve gerekse istinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı mirasçıların veraset ilamındaki miras paylarına göre şirketteki ortaklık paylarını değerlendirerek müşterek mülkiyet halinde payların mirasçılara intikal ettiği düşüncesiyle yazılı şekilde karar vermesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.