Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin davalı vekiline 22.05.2022 tarihinde tebliği üzerine davalı vekilinin 27.05.2022 tarihli dilekçe ile hükmü katılma yolu ile temyiz ettiği belirlenmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, aynı Kanun’un 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Gerekçeli karar başlığında, karar duruşmasına katılan Cumhuriyet Savcısının isim ve sicil bilgilerine yer verilmemesi mahallinde tamamlanabilir yazım eksikliği olarak kabul edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Davacı vekili 07.02.2020 tarihli dava dilekçesinde özetle; gazeteci - yazar olan müvekkilinin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 22.01.2008 - 25.01.2008 tarihleri arasında gözaltında kaldığını, hakkında yurt dışı çıkış yasağı adli kontrolü uygulandığını, yapılan yargılama sonunda beraatine karar verildiğini belirterek 3.715.000,00 TL maddi ve 6.000.000,00 TL manevi tazminatın davalından alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili 24.02.2020 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın reddi gerektiğini savunmuştur
3. İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.03.2021 tarihli ve 2020/371 Esas, 2021/108 Karar sayılı kararı ile maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 2.000,00 TL manevi tazminatın gözaltına alınma tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalından alınarak davacıya ödenmesine fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
4. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 19.04.2022 tarihli ve 2021/4435 Esas, 2022/1751 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
5. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen, 26.07.2022 tarihli ve 12-2022/99482 sayılı Tebliğname ile temyiz isteklerinin esastan reddi ile hükmün onanması talep edilmiştir.
1. Davacı vekilinin temyiz istemi; bilirkişi raporunun tebliğ edilmediğine, maddi tazminat taleplerinin kabul edilmesi gerektiğine, hükmedilen manevi tazminat miktarının eksik olduğuna,
2. Davalı vekilinin temyiz istemi; davanın süresinde olmadığına, tazminat şartlarının oluşmadığına, hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğuna, reddedilen miktar üzerinden karşı vekalet ücreti verilmesi gerektiğine, dava dilekçesine faiz talebi olmamasına rağmen faize hükmedildiğine,
İlişkindir.
III. DAVA KONUSU
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince "... İstanbul 4.Ağır Ceza Mahkemesi 2017/16 esas ve 2019/293 Karar sayılı dosyasının 11.11.2020 tarihli cevabı yazı ve eklerinden; davacının 22/01/2018-25/01/2018 tarihleri arasında gözaltında kaldığı, yapılan yargılamada 01/07/2019 tarihinde davacı hakkında beraat kararı verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 04/11/2019 tarihinde kesinleştiği, kesinleşme şerhinin sanığa tebliğ edilmediği, davacının 07/02/2020 tarihinde açtığı davasının CMK 142/1 maddesi gereğince süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Davacının; CMK’nın 141. maddesinin e bendinde belirtildiği gibi kanuna uygun olarak yakalanıp gözaltına alındıktan sonra yapılan yargılamada beraatine karar verildiği, ilgililerin, masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı ve AİHS'de ve T.C. Anayasasında güvence altına alınmış haklarının ihlal edilmiş olması halinde devletten tazminat talep etmeleri tartışmasız olup davacının ihlal edilen bu hakları nedeniyle CMK 141 vd. maddeleri doğrultusunda maddi ve manevi tazminat talep edebileceği anlaşılmıştır.
Mahkememizce davacının ekonomik ve sosyal durumuna ilişkin kolluk birimine yazılan müzekkereye "davacının serbest gazeteci, evli, çocuksuz, emekli olduğu, bakmakla yükümlü kimsenin olmadığı, kendisine ait evde yaşadığı, aylık kazancının 5.000 TL olduğu, adına kayıtlı 2 adet gayrimenkulünün bulunduğu, 110.000 TL lik kradesinin aylık 3.500 TL ödemesinin bulunduğu"na dair cevap verildiği, SGK başkanlığı'nın 17/02/2020 tarihli cevabından davacının 01/03/2010 tarihinde emekli olduğunun bildirildiği,
16/03/2021 havale tarihli bilirkişi raporundan; davacının gözaltına alındığı 2008/1 döneminde aylık kazancının 3.907,89 TL olduğu ve ilgili döneme ilişkin kesinti yapılmadığı, bu nedenle herhanği bir maddi kazanç kaybının olmadığının belirtildiği, davacının maddi kaybın tespitine yarar itibar edilebilecek bir belge sunamadığı değerlendirilerek davacının 22/01/2008 ile 25/01/2008 tarihleri arasında gözaltında kalmış olması nedeniyle maddi kaybının olmadığı, diğer taleplerinin tazminat hesabına dahil edilemeyeceği yönünde kanaat belirtildiği görülmüştür.
Davacının yargılama sebebiyle 5.000 TL avukatlık ücreti ödemek zorunda kaldığını belirterek maddi tazminat isteminde bulunmuşsa da; tazminata konu yargılama neticesinde sanık lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT üzerinden vekalet ücreti hükmolunduğu anlaşıldığı, Yargıtay 12. Ceza Dairesi 01.02.2021 tarihli 2019/2214 Esas. 2021/934 K. Sayılı ilamında "tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında beraat etmiş olması nedeniyle davacı lehine maktu vekalet ücretine hükmolunması gerektiği, maktu vekalet ücretini aşan ve serbest meslek makbuzu ile ispatlanan kısmın ise davacı ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığı, bu nedenle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında zarar kapsamında değerlendirilemeyeceğinin gözetilmemesi" şeklindeki ve bu yönde istikrar kazanmış kararları gözönüne alındığında davacının bu yöndeki maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili müvekilinin gözaltına alındığı tarihte müvekkilinin aylık kazancının 5.000 TL olduğunu, 12 yıl süren yargılama boyunca iş bulamaması sebebiyle 720.000 TL maddi değer kaybına uğradığını belirtmişse de; davacının işten ayrılması sebebinin yargılamaya konusu arasında nedensellik bağının bulunmadığı, davacının aracı ile 180 km yol yaparak mahkemeye gidip gelmek zorunda kaldığı, 7 yıl süren yargılama boyunca aracının benzin, bakım, amortisman, yemek ve iaşe giderleri için 140.000 TL maddi tazminat, tazminata konu yargılama başladığı tarihte bankadaki hesabında 150.000 Dolar varken işsiz kalması nedeniyle bu birikimini harcamak zorunda kaldığını belirterek maddi tazminat talep etmişse de; hayatın olağan akışına uygun olmayacak talepler içerdiğinin anlaşılması karşısında; davacı tarafından iddia ve taleplerini haklı kılacak ve iddiasını ispatlayacak şekil ve nitelikte zarara uğradığına dair, somut bilgi ve belge sunulmadığı değerlendirilerek bu yöndeki talepler tazminat hesabında dikkate alınmamıştır.
Davacı tazminata dayanak yargılama sebebiyle işsiz kaldığını, ABD'de mortgate sistemi ile aldığı evin taksitlerini ödeyemediğini, bu dava nedeniyle yurtdışı çıkış yasağı nedeniyle bankanın müzakere görüşmelerine iştirak edemediğinden bu evin icra yoluyla satılması sebebiyle 325.000 TL lik evini kaybettiğinden bahisle maddi tazminat talebinde bulunmuşsa da; davacının iddiasını ispata yarar itibar edilebilebilecek ve nedensellik bağını ortaya koyacak belge sunulmadığı gibi 5271 sayılı CMK'nın 141/1 ve devamı maddelerinde hangi koruma tedbirlerinin tazminat gerektirdiğinin tahdidi olarak sayılması ve adli kontrol tedbirinin kanun kapsamında yer almaması ve 6545 sayılı Kanunla CMK'nın 141. maddesine eklenen 3. fıkra kapsamında da bir zararın oluşmaması nedeniyle yurt dışı çıkış yasağı nedeniyle anılan kanundaki şartların davacı bakımından gerçekleşmediği değerlendirilerek bu yurtdışı çıkış yasağı ve buna bağlı olarak gerçekleştiği iddia olunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Manevi tazminata ilişkin Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları gereğince, manevi zararın yakalanan veya tutuklanan kişinin sosyal çevresinde itibarının sarsılması, özgürlüğünden yoksun bırakılması nedeniyle duyulan elem, ızdırap ve ruhsal sıkıntıların bir ölçüde de olsa giderilmesi amacına yönelik bulunması, uğranılan manevi zararın tümüyle giderilmesinin imkansız oluşu, bununla birlikte tayin edilecek manevi tazminatın kişinin acı ve ızdıraplarının dindirilmesinde, sıkıntılarının azaltılmasında etken olacağı, ancak manevi zararın zenginleşme sonucu doğurmayacak adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir miktar olmasına da dikkat edilmesi gerektiği, bu miktar belirlenirken kişinin gözaltında veya cezaevinde kaldığı süre, sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, atılı suçun niteliği, gözaltına alınan şahsın üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve gözaltına alınmasına neden olan olayın cereyan tarzı gibi hususların dikkate alınması gerektiği açıktır. Bu kriterlere göre somut olay manevi tazminat talebi yönünden değerlendirilmiş olup, 2000 TL manevi tazminatın haksız gözaltı tarihi olan 22/01/2008 tarihinden itibaren davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 19/06/2019 tarihli 2019/2447 E. ve 2019/73170 sayılı emsal kararından ve 694 sayılı KHK ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 142/9. maddesinden; "tazminat davaları nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan nisbî avukatlık ücreti ödeneceği, ancak ödenecek miktarın tarifede sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu ücretten az, ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktu ücretten fazla olamayacağı" hususu dikkate alınarak kabul edilen manevi tazminat miktarları üzerinden emsal karar ve CMK 142/9 maddesi gereği kabul edilen maddi ve manevi tazminat üzerinden karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T. gereğince hesaplanan 1.600 TL vekalet ücretinin davalı hazineden alınarak davacıya verilmesine..." şeklindeki gerekçe ile maddi tazminat talebinin reddine manevi tazminat talebinin kısmen kabulü şeklinde hüküm kurulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen dava konusunda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
1. Davalı Vekilinin Davanın Süresinde Açılmadığı ve Tazminat Şartların Oluşmadığına İlişkin Temyiz İstemi Yönünden;
Tazminat talebinin dayanağı olan İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/16 Esas, 2019/293 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 22.01.2008 - 02.01.2008 tarihleri arasında 3 gün gözaltında kaldığı, yapılan yargılama sonunda beraatine karar verildiği, beraat hükmünün 04.11.2019 tarihinde kesinleştiği, kesinleşen beraat kararının davacı asile tebliğ edilmediği, 07.02.2020 tarihli davanın gözaltı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 142 nci maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye açıldığı ve aynı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca haksız gözaltı nedeniyle tazminat şartların oluştuğu anlaşılmıştır.
2. Davacı Vekili ve Davalı Vekilinin Manevi Tazminat Miktarına İlişkin Temyiz İstemleri Yönünden;
Yargıtayın görevi ülke genelinde uygulama birliğinin sağlanması ve benzer olaylarda aynı çözüm tarzının oluşturulmasıdır. Bu görev yerine getirilirken hukukun genel ilkeleri, ülkedeki pozitif hukuk normları ve uluslararası temel insan haklarına ilişkin kural ve kabullere uygun bir yorum ve uygulama benimsenmelidir.
Bu ilke yalnızca denetim mahkemeleri için değil, hüküm mahkemeleri için de geçerlidir. Hukuk devletinin en belirgin özelliği hiçbir kurum ve makam ayrımı gözetilmeden herkesin hukuk kurallarına uymasıdır.
Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer gözetilmek suretiyle, hak ve nefaset ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerektiği göz önünde bulunularak belirlenen manevi tazminat miktarı yönünden kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
3. Davacı Vekilinin Bilirkişi Raporunun Tebliğ Edilmediğine İlişkin Temyiz İstemi Yönünden;
15.03.2021 tarihli bilirkişi raporunun 16.03.2021 tarihinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine (UYAP) tarandığı ve davacı vekilinin 17.03.2021 tarihinde UYAP üzerinden söz konusu bilirkişi raporuna erişim sağladığının UYAP işlem kütük bilgisinden temyiz incelemesi sırasında tespit edilmekle temyiz istemi yerinde görülmemiştir.
4. Davacı Vekilinin Maddi Tazminat Taleplerinin Kabul Edilmesi Gerektiğine İlişkin Temyiz İstemi Yönünden;
İlk Derece Mahkemesinin gerekçesine göre maddi tazminat taleplerinde reddine karar verilmesinde yerleşik Daire uygulamalarına göre bir isabetsizlik görülmemiştir.
5. Davalı Vekilinin Karşı Vekalet Ücreti Hükmedilmesi Gerektiğine İlişkin Temyiz İstemi Yönünden;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.03.2007 gün ve 2 Esas, 63 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında, ancak davanın tamamen reddi halinde davalı lehine vekalet ücretine hükmolunabileceğinden, davanın kısmen kabulü halinde davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi hukuka aykırı bulunmamıştır.
6. Davalı Vekilinin Yasal Faiz Hükmedilmesine İlişkin Temyiz İstemi Yönünden;
Davacı tarafın 07.02.2020 tarihli dava dilekçesinde hükmedilecek tazminat miktarlarına yasal faiz hükmedilmesine ilişkin bir talebinin bulunmadığı ve yargılama sırasında da bu yönde her hangi bir ıslah talebinin de olmamasına rağmen hükmedilen manevi tazminat miktarına gözaltı tarihinden yasal faiz hükmedilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
Gerekçe bölümünde açıklanan (6) numaralı nedenle davalı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 19.04.2022 tarihli ve 2021/4435 Esas, 2022/1751 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği hüküm fıkrasının (1) numaralı paragrafında yer alan “ haksız gözaltı tarihi olan 22.01.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte” ibaresinin çıkarılması suretiyle, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
08.01.2024 tarihinde karar verildi.