Esastan ret
Taraflar arasındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun HMK'nın 353/1-b-1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili; dava konusu Adıyaman ili, ... ilçesi, ... Köyü, 116 ada 13 parsel sayılı taşınmaz davalı Hazinenin mülkiyetinde olup, yaklaşık 20 dönümünün ise malik ve zilyeti olan davadışı ...'ten 1983 yılında satın alınmasından sonra zilyet olunan kısım üzerindeki taşların müvekkilince temizlenip ihya edilerek ağaçlandırıldığını, üzerindeki antep fıstığı ağaçlarının en az 35-40 yaşlarında olduğunu ve aşılanarak bugüne kadar yetiştirildiğini ileri sürerek; taşınmaz üzerindeki muhdesatın müvekkiline aidiyetinin tespitini talep etmiştir.
Davalı vekili; dava açmakta hukuki yarar bulunmadığını, kadastro tespitinin yapılmasından sonraki 10 yıllık hakdüşürücü sürede açılması gereken tapu iptali ve tescil istemli davada davacının taleplerini ileri sürmesi gerektiğini belirterek; davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Somut olayda; davaya konu taşınmazın davalı ... adına tam hisse ile kayıtlı olup dosya kapsamından ve taraf vekillerinin ön inceleme duruşmasındaki beyanlarından davaya konu taşınmazla ilgili kentsel dönüşüm işlemi, kamulaştırma veya derdest ortaklığın giderilmesi davasının olmadığı, bu nedenle dava açmakta hukuki yarar bulunmadığının anlaşıldığı..." gerekçesiyle; dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine,
karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili; kadastro tutanağının beyanlar hanesinde fıstık ağaçlarının fiili kullanımı ile alakası olmayan 3 üncü kişilere ait olduğu belirtilmiş ve mahkemece de bu çelişki giderilecek şekilde hüküm kurulmamıştır. Yapılacak keşifte ağaç yaşı ve kim tarafından dikilmiş olabileceği hususları ortaya çıkacaktır. Ecrimisil ödeyenlere Hazinece dava konusu taşınmazın satılması halinde müvekkilin emekleri boşa gidecek ve mağdur olacaktır. Müvekkilin diktiği fıstıkların taşınmaza kattığı değer yok sayılmıştır. Müvekkil ilkokul mezunu olup davalının belirttiği türden bir tapu iptali ve tescil davasını kadastro çalışmalarının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde açması kendisinden beklenemez. Kanunu bilmemek mazeret sayılmasa da açıklanan sebeplerle hukuki yarar bulunduğunu belirterek, mahkemece verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Tespit davası, eda davalarının öncüsü mahiyetinde davalar olup bu davanın açılabilmesi için hukuki yararın bulunması ve hukuki yararın güncelliğini kaybetmemesi ön koşul olduğundan davaya konu taşınmaz için birden fazla kişinin ecrimisil ödediği ve Hazinece olası arazi satışında ecrimisil bedeli ödeyenlere öncelikli satın alma hakkı tanınacağı gerekçesiyle iş bu davanın açıldığı, oysa hukuki yarar, sınırlı olarak kabul edilmiş olup somut olayda, dava konusu taşınmazla ilgili derdest ortaklığın giderilmesi davası, kentsel dönüşüm uygulaması veya kamulaştırma işlemi bulunmayıp davacının dava açmakta hukuki yararı olmadığı.." gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun H.M.K.'nın 353/1-b.1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili; istinaf dilekçesindeki başvuru nedenleriyle hükmü temyiz etmiştir.
Uyuşmazlık, muhdesat aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. Bilindiği üzere ve kural olarak tespit davalarında; tespit davası açanın hukuki yararının varlığı gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 106 ncı maddesinin 2 nci fıkrasında “tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.” denilmektedir.
3. 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin (h) bendine göre davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartıdır. Aynı Kanun'un 115 inci maddesi uyarınca mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır ve dava şartı noksanlığının tespiti halinde davanın usulden reddine karar verir.
4. Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesat aidiyetinin tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ilgili maddeleri şöyledir:
“A. Taşınmaz mülkiyetinin içeriği
III. Arazideki yapılar
1. Arazi ve yapı malzemesi
b. Tazminat
Madde 723- Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür.
Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir.
Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.
IV. Araziye dikilen fidanlar
Madde 729- Bir kimse başkasının fidanını kendi arazisine ya da kendisinin veya bir üçüncü kişinin fidanını başkasının arazisine dikerse, başkasının malzemesini kullanarak yapılan yapılara veya taşınır yapılara ilişkin hükümler bunlar hakkında da uygulanır. Ağaçlar ve ormanlar üst hakkına konu olamaz.”
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,28.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.