Asıl davanın kısmen kabulüne, birleştirilen davanın reddine

Taraflar arasında görülen asıl davada imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal nedenine dayalı tapusuz taşınmazın tescili, birleşen dosyada muhdesat aidiyetinin tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarih ve 2015/22010 Esas, 2018/10481 Karar sayılı ilamı ile Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın kısmen kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin kararı davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; ... Köyü, ... Mevkiinde bulunan 755,756,770,771 ve 776 parsellerin davacı tarafından 50 yıldan fazladır ekildiğini, davacıya babasından kalan ham toprak vasfındaki bu yerlerin imar ihya edilerek tarıma elverişli hale getirildiğini, taşınmaz üzerinde bir adet de ev olduğunu belirterek, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesindeki olağanüstü zamanaşımı ve Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17 nci maddeleri gereğince ihya eden sıfatıyla iktisap şartları gerçekleştiğinden davacı adına tescilini talep etmiş, mahkemece doğru ada ve parsel numaralarının bildirilmesi için süre verilmesi üzerine 30.04.2013 havale tarihli beyan dilekçesinde taşınmazlar başında yaptırılan keşif sonrası ... tarafından düzenlenen rapora göre dava konusu taşınmazların ... Köyü sınırlarındaki 823,824,843 ve 842 parseller ile yine aynı sınırlar içerisinde bulunan ve krokide yeşil boyalı tescil harici bırakılan köy boşluğu ile ... Köyü sınırları içerisinde bulunan, krokide mor renkte boyalı tescil harici bırakılan köy boşluğu olduğu belirtilmiş, son olarak 31.10.2013 tarihli 3 üncü celsede 823,824,842 ve 843 parsellerdeki tescil talebinden feragat ettiklerini, davanın sadece Maliye Hazinesine ait tescil harici köy boşluklarına ilişkin olduğunu, dava edilen yerlerin 31.03.2014 tarihinde gidilen keşif sonrasında alınan Fen Bilirkişilerce düzenlenen 14.04.2014 tarihli raporuna ekli krokide A, B, C, E ve I harfleriyle gösterilen yerler olduğunu ve bu yerlerin davacı adına tescilini talep etmiştir.

2. Birleştirilen davada davacı vekili dava dilekçesinde; ... Köyü, ... Mevkiinde bulunan 755 parsel üzerinde 1970 yılından beri davacıya ait evin bulunduğunu, bu muhdesatın davacı adına tescilini talep etmiştir.

1. Asıl ve birleştirilen dosyada davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.

2. Asıl ve birleştirilen davada fer’i müdahiller vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazların uzun yıllardır müdahillerin murisi ... zilyetliğinde olduğunu, ölümü ile mirasçılarına intikal ettiğini, taşınmazlarda tüm mirasçıların hakları bulunduğundan miras hisseleri oranında tescilini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin 07.04.2015 tarihli ve 2013/16 Esas, 2015/127 Karar sayılı kararıyla; tapu kütüğünden dava konusu taşınmazların kayıt malikinin kanun anlamında bilinen kişi olduğunun tespit edildiği, davacının 31.10.2013 tarihli celsede 823,824,842 ve 843 No.lu parseller hakkında açmış olduğu davasından feragat ettiğini beyan ettiği, davaya köy boşluğu yönünden devam edeceğini açıkladığı, yapılan araştırmada davacının köy boşluğu kısmında imar ihya yolu ile zilliyetlik şartlarını oluşturmadığı, zira köy boşluklarının bir tanesinde iki katlı kargir ev bulunduğu, evin imar ihyaya konu olamayacağı, Yargıtay yerleşmiş içtihatlarına göre imar ihya için aranan şartların davacı tarafından gerçekleştirilmediği, taşınmazların bir tanesinde ise deponun bulunduğu, ayrıca davacının yargılamanın başından itibaren dava konusu taşınmazlara ilişkin net bir anlatımda bulunamadığı, bir kısım tespit dışı kalınan yerlerin su arkı olarak tespit ve tescil dışı bırakıldığı dikkate alındığında, davacının davasını ispat edemediği anlaşıldığından asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.

1. İlk Derece Mahkemesinin 07.04.2015 tarihli ve 2013/16 Esas, 2015/127 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı ve fer'i müdahiller vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarih ve 2015/22010 Esas, 2018/10481 Karar sayılı ilâmında; fer’i müdahiller vekilinin tüm ve davacı ... vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmeyerek, fen ve uzman ziraatçı bilirkişi raporlarına göre; C, E, I harfleriyle gösterilen bölümler bitişiklerinde bulunan ve tarım arazisi niteliğindeki özel mülkiyete konu taşınmazlarla aynı nitelikte bulunduğu, davacı tarafça para ve emek sarfıyla imar ihya edilerek tarıma elverişli nitelik kazandırıldığı, zilyetlikle kazanmaya elverişli hale geldikten sonra dava tarihine kadar 20 yılı aşkın süre ile davacı tarafça malik sıfatı ile davasız, aralıksız zilyet ve tasarrufta bulunulduğu, davacı lehine kazanma koşullarının oluştuğu anlaşıldığından belirtilen taşınmazlar yönünden davanın kabulü ile bağımsız ve tek başına mülkiyet hakkını kanıtlamış bulunan davacı adına tesciline karar verilmesi, 14.04.2014 havale tarihli fen bilirkişilerince çizilen krokide “A” harfiyle gösterilen 1287,04 m2 yüzölçümlü ... Köyü sınırlarında kalan yere ilişkin Mahkemece yeniden taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılarak imar ve ihya çalışmasının yapıldığı alan net olarak belirlendikten sonra, krokiye işletilmeli, ihya edilen bu alanın içerisindeki tarımsal nitelik kazandırılan yüz ölçümü belirlenerek, imar ihya ile kazanma koşullarının tamamlandığının anlaşılması halinde tarıma elverişli hale getirilen bu bölüm hakkında kabul, tarıma elverişli nitelik kazandırılmayan bölüm hakkında ise ret kararı verilmesi gerektiğinden kararın bozulmasına karar verilmiştir.

3. Davalı Hazine vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 03.12.2019 tarihli, 2018/12976 Esas, 2019/10853 Karar sayılı ilamı ile istemin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında "C, E, I" harfleriyle gösterilen bölümler bitişiklerinde bulunan ve tarım arazisi niteliğindeki özel mülkiyete konu taşınmazlarla aynı nitelikte bulunduğu, davacı tarafça para ve emek sarfıyla imar ihya edilerek tarıma elverişli nitelik kazandırıldığı, zilyetlikle kazanmaya elverişli hale geldikten sonra dava tarihine kadar 20 yılı aşkın süre ile davacı tarafça malik sıfatı ile davasız aralıksız zilyet ve tasarrufta bulunulduğu, davacı lehine kazanma koşullarının oluştuğu anlaşıldığından "C, E, I" harfleriyle gösterilen bölümler yönünden davanın kabulüne, bozma ilamı dışında kalarak kesinleşen 14.04.2014 havale tarihli krokide “B” harfiyle gösterilen taşınmazda iki katlı kargir ev bulunduğu, evin imar ihyaya konu olamayacağı anlaşıldığından bu kısım yönünden davanın reddine, 05.11.2020 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide "A1" ile gösterilen kısımların davacı tarafça para ve emek sarfıyla imar ihya edilerek tarıma elverişli nitelik kazandırıldığı, zlyetlikle kazanmaya elverişli hale geldikten sonra dava tarihine kadar 20 yılı aşkın süre ile davacı tarafça malik sıfatı ile davasız aralıksız zilyet ve tasarrufta bulunulduğu anlaşıldığından A1 ile gösterilen kısım yönünden davanın kabulüne, "A2" ile gösterilen kısımların davacı tarafça para ve emek sarfıyla imar ihya edilmediğinden "A2" ile gösterilen kısım yönünden davanın reddine, davacı vekilinin 31.10.2013 tarihli celsede ... mevkii 823,824,842 ve 843 parselleri yönünden davadan feragat etmiş olduğu anlaşıldığından bu parseller yönünden feragat nedeniyle reddine, birleşen dava yönünden yapılan incelemede taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmekte olup açılan iş bu davada da söz konusu durumların hiçbiri bulunmadığından davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 14.04.2014 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide B ile gösterilen kısımlar yönünden taşınmazda iki katlı kargir ev bulunduğu için evin imar ihyaya konu olamayacağından ötürü taleplerinin reddine karar verilmesinin usul ve yasalara aykırı olduğunu, söz konusu evin taşınmazın imar ve ihyası sonrasında tarımsal arazi vasfı kazandırıldıktan sonra yapıldığını ve 40 yılı aşkın süredir müvekkili tarafından kullanıldığını, birleşen dosyada evin müvekkile ait olduğunun tespitinin istenmesinde hukuki yarar bulunduğundan davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, asıl davada 05.11.2020 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide A2 ve B harfi ile gösterilen kısımlar yönünden davacı tarafça para ve emek sarfıyla imar ihya edilmediğinden ötürü davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasalara aykırı olması nedeniyle kararın bozulmasını istemiştir.

2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davada olağanüstü zamanaşımı ve Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17 nci maddeleri gereğince ihya eden sıfatıyla iktisap şartları gerçekleşmediğinden davanın reddi gerektiğini, Mahkemece yetersiz ve eksik inceleme neticesinde hüküm kurulduğunu, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13 üncü maddesi uyarınca müvekkili Kurumun harçtan muaf olduğu halde yerel mahkemece asıl dava yönünden hüküm kısmının 9 numaralı bendinde aleyhlerine harca hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, ada imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal nedenine dayalı tapusuz taşınmazın tescili, birleşen dosyada muhdesat aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.

Yargısal ve bilimsel içtihatlarda usulî kazanılmış hak ya da usulî müktesep hak olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1998 tarih, 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı ilamında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır.

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, kararın bozmaya uygun olmasına göre davacı vekilinin tüm, davalı hazine vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Davalı Hazine vekilinin harca ilişkin temyiz itirazlarına gelince; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun değişik 13 üncü maddesinin j bendi gereğince davalı Hazineden harç alınamayacağından aleyhine harca hükmedilmesi yerinde görülmemiştir. Bu husus bozma nedeni olmakla birlikte yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 1086 sayılı HUMK'nun 438 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca Mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerekir.

Açıklanan sebeplerle;

1. Davacı vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin 2 numaralı bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Davalı Hazine vekilinin mahkeme kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararındaki hüküm sonucunun 9 numaralı bendindeki "davalılardan tahsili" kelimelerinin çıkartılarak yerine "davalı ... dışındaki davalılardan tahsili" yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

HUMK'nun 440/III- 2 maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,28.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.