Esastan ret
Taraflar arasındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; Kocaeli İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 116 ada 15 parsel sayılı taşınmazın müvekkilinin babası ... adına tescilli olduğunu, bu taşınmazda ... için kullanılan kredi sebebi ile Ziraat Bankası lehine ipotek tesis edildiğini, banka tarafından Gölcük İcra Müdürlüğü'nün 2019/2068 E. sayılı dosyasında taşınmazın satışı için takip yapıldığını, kendilerinin yapılan keşif sebebi ile durumdan haberdar olduklarını, taşınmaz üzerinde bulunan 3 katlı mesken, 2 adet ahır, 1 adet samanlık, 1 adet kesimhane, 1 adet ardiye, mesken ve müştemilat etrafında bulunan taş duvarın müvekkili tarafından inşa edildiğini, murisin ve davalıların bu yapıların yapılmasında katkısının bulunmadığını belirterek müvekkili adına muhdesat aidiyetinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2012 tarih ve 2012/7-334 E., 2012/650 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere dava konusu muhdesatın bulunduğu taşınmazın satılması halinde, taşınmazı satın alacak üçüncü kişiler dava konusu muhdesat üzerinde de hisse sahibi olacağından davacının eldeki tespit davasını açmakta hukuki yararı bulunduğu, muhdesat sahibinin ..., sadece bir şahsi hak olduğundan ayni hak sahibi ipotek alacaklısına karşı ileri sürülmeyeceği, dinlenen tanıklar, diğer davalıların kabul beyanları ve tüm dosya kapsamına göre dava konusu edilen muhdesatların davacı tarafından meydana getirildiği ispatlandığından davalı ... Bankasına karşı açılan davanın reddine, davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e karşı açılan davanın kabulü ile dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan ve fen bilirkişisi ...'ın 24.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda yer alan krokide (A) harfi ile gösterilen üç katlı meskenin, (B) ve (C) harfleri ile gösterilen iki adet ahırın, (D) harfi ile gösterilen samanlığın, (E) harfi ile gösterilen kesimhanenin, (D1), (D2) ve (D3) harfleri ile gösterilen duvarların davacı ... tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri ve İstinaf Aşamasındaki Süreç
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira taşınmazda bulunan muhdesatların ipotek tesisinden önce de var olduğunu, ayrıca belirlenen arazi değerinin yalın değer olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın davalı banka yönünden de kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının ortaklığın giderilmesi davasına konu taşınmaz üzerinde bulunan yapıları kendisinin yaptırdığını öne sürerek yapının kendisine aidiyetinin tespitini talep ettiği, toplanan tüm deliller kapsamıyla davacının dava konusu taşınmazda mevcut yapının yalnızca kendisinin emek ve gelirleri ile meydana getirildiğini duraksamaya yer vermeyecek şekilde ispatladığı, ancak davalı banka lehine ipotek tesis edildiği tarihte taşınmazın davalıların murisi ... adına kayıtlı olduğu, taşınmaz üzerinde davacının muhdesat iddiasına yönelik herhangi bir şerh bulunmadığı, davacının dava konusu ettiği muhdesatların tamamının 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (4721 sayılı Kanun) 718 inci maddesi anlamında bütünleyici parça niteliğinde olduğu, davalı banka lehine tesis edilen ipoteğin 4721 sayılı Kanunun 862 nci maddesi gereğince dava konusu muhdesatlar üzerinde de etkili olduğu, buna göre şahsi hak niteliğindeki muhdesatın kendisine ait olduğunu ileri sürme hakkının, ayni hak sahibi ipotek alacaklısı davalı bankaya karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; ipotek tesis edildiği tarihte bu yapıların kimlere ait olduğunun banka tarafından araştırılması gerektiğini, tesis edilen ipotek bedeline arzın üzerindeki müştemilatın dahil edilmediğini belirterek davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulmasını talep etmiştir.
Dava, muhdesat aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
1. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK. mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722,724,729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
2. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir. (HMK mad.114/1-h, 115).
3. Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,28.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.