Davanın reddine
Taraflar arasındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; Çankırı ili, ... ilçesi, ... Köyü, 101 ada 3 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan ... isimli 3 katlı pansiyonun müvekkillerinin murisi ... tarafından yaptırıldığını, ...'nün dava konusu taşınmazın 1/2 hissesinin maliki olan merhum ...'in kızı ...'den 1/6 hissesini 10.10.1992 tarihli adi satış sözleşmesi ile elli milyon türk lirasına satın aldığını, merhum ...'in mirasçılarından ...'in Kurşunlu Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/144 Esas sayılı dosyası ile ortaklığın giderilmesi davası açtığını belirterek dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan müvekkillere ait muhdesatın aidiyetinin merhum ... adına çıkarılan mirasçılık belgesindeki miras payları oranında müvekkiler adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının dava konusu taşınmazı haricen satın aldığını belirttiğini, bu hususun TMK madde 706 ve TBK madde 237 karşısında değer görmeyeceğini, dava konusu pansiyonun İl Özel İdaresinden alınan kullanma izninin de bulunmadığını, bu nedenle kaçak yapı olduğunu, davacı şartları oluştuğunu düşünüyor ise TBK madde 77 gereği sebepsiz zenginleşme davası açabileceğini ve hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddini istemiştir.
2. Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 3402 sayılı Kanun'un 33 üncü ve aynı Kanun'un 19 uncu maddeleri genel hüküm niteliğinde olmadığından eldeki davaya 4721 sayılı TMK'nın hükümlerinin uygulanması gerektiği, tapu malikleri arasında Kurşunlu Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/144 Esas sayılı dosyası ile derdest ortaklığın giderilmesi davası bulunduğundan davacı tapu malikleri arasında yer almıyor ise de üçüncü kişi tarafından da muhdesat meydana getirilebileceği ve davacının dava konusu yerin satılması halinde telafisi olmayan zararının doğabileceği tespit edilmekle hukuki yararının bulunduğu, ön inceleme duruşmasında davalılardan ..., ... ve ...'nın davacının pansiyona ilişkin davasını açıkça kabul etmiş olmaları, davacı tarafların sunmuş olduğu Belediye kayıtları ve taşınmaz satış akdi, bunları destekleyen tanık beyanları ve dosya kapsamı ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacıların davasında haklı olduğu tespit edilmiş, her ne kadar 10.10.1992 tarihinde (taşınmaz satış akdi senet tarihi) tapu kayıtları oluşmuş olup, satış işleminin tapu müdürlüğü aracılığıyla resmi olarak yapılması gerekirse de dava tapu iptal ve tescil davası olmayıp, muhdesat tespiti davası olduğundan sunulan satış senedinin delil vasfının mevcut olması nedeniyle 3 katlı pansiyon dışındaki muhdesatların tapunun beyanlar hanesine yazılması isteminin kanun maddeleri gereğince kabul edilemeyeceği, pansiyon dışındaki muhdesatların beyanlar hanesine tescili istemi diğer taleplerden bağımsız olmadığı ve davacının haklılık oranını etkilemediği için davalılar lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edilmemesi gerektiğinden davacılarının davasının kabulü ile; dava konusu Çankırı ili, Kurşunlu ilçesi, Çavundur Köyü, 101 ada 3 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde davacıların murisi tarafından yapılan ve 20.02.2018 tarihli fen bilirkişilerinin raporunda A harfi ile gösterilen 3 katlı pansiyon olarak kullanılan yapının tapunun beyanlar hanesinde Ankara 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.10.1995 tarih ve 1995/703 E., 1995/902 K. sayılı muris ...'nün veraset ilamındaki davacıların hisseleri oranında davacı mirasçılara ait olduğunun gösterilmesine, fen bilirkişileri raporunda B harfi ile gösterilen 40.58 m²'lik kamelya ile C harfi ile gösterilen sondaj kuyusunun ve 05.03.2018 tarihli ziraat bilirkişi raporunda çeşidi, sayısı ve yaşı belirtilen 13 adet meyve ağacının davacılara aidiyetinin tespitine, beyanlar hanesinde gösterilmesi talebinin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri ve İstinaf Aşamasındaki Süreç
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; davacı tarafın bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, söz konusu taşınmazın sözleşme tarihinde tapulu olduğunu ve haricen satışının mümkün bulunmadığını, satış akdinin kadastro çalışmalarından sonra yapıldığını, sözleşmenin batıl olduğunu, yerel mahkemece yeterli araştırma yapılmaksızın ve çelişkili tanık beyanlarına dayanılarak muhdesat aidiyetinin davacı yana ait olduğuna karar verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, davacının iddiasını ispat edemediğini, muhdesatın kim tarafından meydana getirildiğinin açıklığa kavuşmadığını, tanık beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmediğini bildirerek yerel mahkemenin kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taşınmaz üzerindeki muhdesatların kadastro tepitinden sonra yapıldığı, davalıların kayıt maliklerinin mirasçıları olup taşınmazda hak sahibi oldukları, davacıların kayıt maliki olmadıkları gibi, kayıt maliklerinin de mirasçılarından bulunmadıkları, taşınmazın elbirliği mülkiyetine tabi olup bir kısım kayıt maliki mirasçılarının kabullerinin hüküm ifade etmeyeceği, tapuda kayıt maliki olmayan yada kayıt malikinin mirasçıları arasında yer almayan kişilerin muhdesatın aidiyeti davası açamayacağı ancak ortaklığın giderilmesi davası sonucunda taşınmazın satılıp bedelinin satın alanlara geçtiği hallerde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talepte bulunabileceği düşünülmeden mahkemece hatalı değerlendirme sonucunda yazılı olduğu üzere davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmediğinden davalı ... vekilinin istinaf kanun yolu başvuru isteğinin kabulü ile Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.07.2018 tarih ve 2016/184 Esas, 2018/227 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; istinaf mahkemesi kararının hukuki mesnetten yoksun olduğunu, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan betonarme bina ve eklentilerinin gerek faturalar ve gerekse dosyada dinlenen tarafsız mahalli bilirkişi ve tanık anlatımları ile müvekkillerin murisi ...'ye ait olduğunun tespit edildiğini, davalılar tarafından açılan ortaklığın giderilmesi davasının derdest olup davanın açılmasında müvekkillerinin hukuki yararının bulunduğunu, davacıların ve murisinin tapu maliki olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulmasını talep etmiştir.
Dava, muhdesat aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
1. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK. mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722,724,729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
2. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir. (HMK mad.114/1-h, 115).
3. Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup özellikle Bölge Adliye Mahkemesince kanunun somut olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği anlaşıldığından, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,28.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.