Dava dilekçesinde 94.329 TL tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dava dilekçesinde, davalıların murisi ... ’in hazineye ait taşınmazda bulunan gecekondusu için 2981 sayılı Yasaya göre imar affından yararlanarak tapu tahsis belgesi verildiğini, sonradan hak sahibi olmadığı anlaşıldığında tapu tahsis belgesinin iptaline karar verildiğini, bu nedenle belediyece yapılan satış işleminin hukuki dayanağı kalmadığından bahisle mülkiyetin hazineye iadesi gerekirken, dava dışı 3.şahsa satıldığını belirterek, taşınmazın değeri 100.000 TL’nin davalılardan tahsilini talep etmiştir.Davalılar vekili cevabında, dava konusu taşınmazın dava dışı belediyeden satın alındığını, bedelinin ödendiğini beyan etmiştir.Mahkemenin, 21.03.2007 tarihli kararında, davalıların taşınmazı dava dışı belediyeden bedel ödeyerek almaları nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm bozulmuştur.Bozma ilamında, davalıların murisi adına verilen tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi ile hukuki işlemin dayanağının kalmadığı, buna rağmen taşınmazın 3.kişiye satılması nedeniyle satış bedeli kadar davalıların zenginleştiği belirtilerek BK.nun 62.maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre karar verilmesi gerektiği açıklanmıştır.Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verilmesinden sonra, davalıların taşınmazı dava dışı 3.kişiye 01.10.2002 tarihinde tapuda 6.500.000.000 TL (6.500 TL) bedelle sattıklarından bahisle 6.500 TL’nin dava tarihinden itibaren davalılardan tahsiline karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.818 sayılı BK.nun 61-66 maddelerine (6098 sayılı TBK.nun 77-82.maddeleri) gereğince, geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin malvarlığından, diğerinin malvarlığına kayan değerlerin iadesi “Denkleştirici adalet” düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebebe dayanmadan başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi malvarlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Bu şekilde haksız değer kaymalarının önlenmesi sağlanmış olur.Bu bakımdan sebepsiz zenginleşmeye konu alacağın iadesine karar verilirken, taşınmazın satış bedelinin alım gücünün ilk ödeme gününde alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir. Aksi halde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlularının yedinde haksız zenginleşme olarak kalacaktır.Davada, haklı bir sebebe dayanmadan davacıya ait taşınmazın dava dışı 3.kişiye satılması sonucu satış bedelinin denkleştirici adalet ilkesi gereğince davalılardan tahsili talep edilmektedir.Dava konusu taşınmazın 01.10.2002 tarihinde dava dışı 3.kişiye 6.500.000.000 TL (6.500 TL) ya satıldığı anlaşıldığına göre, bu bedelin dava tarihi (17.01.2005) itibariyle ulaştığı alım gücüne ulaştırılması gerekir. Bunun için uzman bilirkişiden rapor alınarak, çeşitli ekonomik etkenlerin, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artış oranları, ÜFE artış oranları vs. dikkate alınarak bu değerlerin ortalamasının alınması sonucu oluşacak bedele hükmedilmesi gerekirken mahkemece, satış tarihindeki bedelin davalılardan tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.