Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde edinilen malvarlığı nedeniyle 10.000,00 TL alacağın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 07.01.2015 tarihli dilekçesi ile talep miktarını artırarak toplam 213.718,92 TL alacağın tahsilini talep etmiştir
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile, 213.718,92 TL alacağın davacıdan tahsiline karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK m. 227/1, 228/1,232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222).
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 10.10.1980 tarihinde evlenmiş, 01.03.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 26.04.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. (TMK m. 179).
Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davalı vekilinin 263 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, 263 parsel sayılı taşınmazın 1/2 hissesinin davalı adına 10.09.2002 tarihinde satın alındığı, davalının 02.01.2009 tarihinde hissesini yeğeni ...'ye sattığı, taşınmazın değeri için alınan bilirkişi raporunda davalının hisse değerinin değil taşınmazın tamamının değerinin belirlendiği, boşanma dava dosyasındaki ve dosya kapsamındaki taraf ve tanık beyanlarına göre tarafların 2008-2009 yıllarından beri ayrı yaşakları anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece tarafların 2008-2009 yıllarından beri ayrı yaşadıkları ve davalının yeğeni aynı zamanda davacının tanığı ...'nin beyanları da dikkate alınarak taşınmazın fiilen kimin egemenliğinde olduğu, kimin ekip biçtiği araştırılarak gerçek devrin olup olmadığının araştırılıp, sonucuna göre taşınmazın 1/2 hisse değerinin gözönünde bulundurularak karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi de isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 03.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.