Esastan ret
Taraflar arasında iş kazasına dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müteveffa ...'in 12.08.2014 tarihinde Hekimhan İlçesi ... Mahallesinde bulunan davalı ...'a ait iş yerinde ... yanında çalıştığı inşaatta yüksekten düşmesi neticesinde yaralanması üzerine tedavi amacıyla kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği belirtilerek destekten yoksunluk ve cenaze gideri olarak eş lehine 3.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, çocuklar Fadime ve Mehmet lehlerine 1.000,00 TL'şer maddi, 70.000,00 TL'şer manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
2.Davacılar vekili 08.05.2018 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini müvekkillerinden eş için 33.524,03 TL'ye artırmıştır.
3.Davacılar vekili 17.07.2020 tarihli dilekçesiyle davalı ... hakkındaki davasından feragat etmiş mahkemenin de 07.10.2020 tarihli ara karar ile iş bu davalı hakkındaki maddi tazminat istemini tefrik ettiği anlaşılmıştır.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacıların desteği ... ile beraber iş yaptıklarını, müvekkilinin işveren sıfatı olmadığını, kendi adına bile SGK kayıtları bulunmadığını, yine ... adına SGK'da kayıtlı bir işyeri, primlerini yatırdığı bir kişi de olsa kimse bulunmadığını, çünkü müvekkilininde müteveffa gibi mahalli örf ve adete göre bir araya gelmiş aynı sıvacılık ekibinin elemanları olup aralarında astlık, üstlük ilişkisi bulunmayan ekip elemanlarından oluştuğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; "davacılar murisi Şevket ile davalı ... arasında iş ilişkisinin bulunup bulunmadığı tespiti için SGK'ya, Fırat Vergi Dairesi Müdürlüğüne, Beydağı Vergi Dairesi Müdürlüğüne, Esnaf ve Zanaatkarlar Odaları Birliği Başkanlığına yazılan müzekkerelere cevap verildiği, gelen cevabi yazılarında davalı ...'ın iş veren veya esnaf kaydının bulunmadığı, işçi olarak çalıştığı, her ne kadar 25.04.2021 tarihli raporda; olayın meydana gelmesinde işveren olarak adlandırılan davalı ... Uludağ'ın %10 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş ise davalı ...'a atfedilen kusurun işçilerin organizasyonunda sorumluluğunun bulunması, inşaat ortamında uygun ortam sağlanmadan işçilerin barınmasına izin verilmesi ve asıl iş veren ...'ı bilgilendirmemesi olarak belirtildiği, mahkememizin kabulüne göre davalı ...'ın alt iş veren sıfatının bulunmaması, diğer çalışanlar gibi işçi olduğu ve iş kazasının oluşumunda davalının şahsi kusuru da bulunmadığı anlaşılmakla" davanın reddine dair karar verildiği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ...'in alt işveren olduğu, aksi düşünülse dahi bilirkişi raporunda meydana gelen iş kazasında %10 şahsi kusurlu olduğunun belirtildiğini, bu durumun sabit olmasına rağmen hukuka aykırı şekilde davanın reddine karar verildiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Her ne kadar bilirkişi raporunda davalı ... için %10 şahsi kusur tespiti yapılmış ise de, kusurun hakim tarafından tayin edilmesi gerektiği açıktır. Eldeki davada da Mahkemenin davalının alt iş veren sıfatının bulunmaması, diğer çalışanlar gibi işçi olduğu ve iş kazasının oluşumunda şahsi kusurunun bulunmadığına yönelik yukarıda belirtilen gerekçesinin isabetli olduğu değerlendirilmiştir. Açıklanan nedenlerle; HMK'nun 355 inci ve 357 nci maddeleri gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, vakıa ve hukuki değerlendirme ile gerekçede ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün istinaf itirazlarının reddi ile usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu" gerekçeleriyle "İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine" dair karar verildiği anlaşılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
Davacılar vekili dilekçesinde özetle; bu dosyada alınan kusur raporunda davalıya %10 şahsi kusur verilmesine Bölge Adliye Mahkemesinin mahkemenin verdiği ilk karara karşı verdiği kaldırma kararında bu şahsi kusur doğrultusunda davalının sorumlu tutulması gereğine işaret edilmesine karşın, İlk Derece Mahkemesince davalının işveren sıfatı olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin bu karara karşı istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermesinin hatalı olduğunu, davalının vergi ve oda kaydının olmamasının davacının tespit edilen şahsi kusurunu ortadan kaldırmayacağına işaretle kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, sigortalının Kurumca iş kazası olarak kabul edilen zararlandırıcı olaya bağlı vefatı nedeniyle desteğinden yoksun kalanların tazminat istemlerine ilişkindir.
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu Hükümleri ile (Mülga) 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu maddeleridir.
1.7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5 inci maddesinde İş Mahkemelerinin görevli olduğu haller düzenlenmiş olup “(1) İş mahkemeleri; a)5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanun'a tabi gemiadamları, 22.05.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere ....”düzenlemesine yer verilmiştir.
2.Bilindiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 74 üncü maddesi hükmü gereğince, Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.
3. Ayrıca Dairemizin 20.09.2022 tarih ve 2022/3466 E- 2022/10875 K ve aynı nitelikte 30.12.2022 tarih ve 2022/13238 E- 2022/17067 K sayılı ilamları içeriğinde de belirtildiği üzere zararlandırıcı olayın dosyanın tarafları açısından iş kazası olmadığının anlaşılması halinde, söz konusu olayın özü itibariyle haksız fiil niteliğinde olması da dikkate alınarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 49 uncu ve devamı maddeleri çerçevesinde genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek, çözüme kavuşturulması gerektiğine işaret edilmiştir.
4.Somut olayda, davacıların desteği ...'in 12.08.2014 tarihinde geçirdiği ve 28.08.2014 tarihinde ölümü ile sonuçlanan olayın bir iş kazası olduğu iddia edilerek, davalı ... ve ...'a husumet yöneltilmek suretiyle destekten yoksun alanların maddi ve manevi tazminatlarının tahsili istemli işbu tazminat istemli davayı açtığı Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettişi tarafından düzenlenen raporda işveren olarak hakkında tefrik kararı verilen ...'ın tespit edildiği ve anılan işveren ve müteveffa sigortalıya kusur verildiği anlaşılmaktadır.
5.Davaya konu olayla ilgili açılan kamu davasında Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 10.11.2022 tarih ve 2021/3254 E- 2022/8373 K sayılı ilamında da açıkça belirtildiği üzere ...'ın Hekimhan ilçesi ... Mahallesinde bulunan kendisine ait binada inşaat işleri ile ilgili olarak ... ile anlaştığı ve ...'ın da ekip kurmak yoluyla inşaata başladığı, ...'in de anılan ekipte yer aldığı, olay günü gece saatlerinde kaldıkları inşaat içerisinde 4. kattan lavaboya inmek istediği sırada düşmesi neticesinde yaralandığı ve kaldırıldığı hastanede vefat ettiği, itibar edilen kusur raporuna göre ...'ın asli ...'ın taşeron sıfatıyla tali kusurlu olduğunun kabul edildiği anlaşılmıştır.
6. İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde de belirtildiği üzere; "davalı ... arasında iş ilişkisinin bulunup bulunmadığı tespiti için SGK'ya, Fırat Vergi Dairesi Müdürlüğüne, Beydağı Vergi Dairesi Müdürlüğüne, Esnaf ve Zanaatkarlar Odaları Birliği Başkanlığına yazılan müzekkerelere cevap verildiği, gelen cevabi yazılarında davalı ...'ın iş veren veya esnaf kaydının bulunmadığı, işçi olarak çalıştığı, her ne kadar 25.04.2021 tarihli raporda; olayın meydana gelmesinde işveren olarak adlandırılan davalı ... Uludağ'ın %10 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş ise davalı ...'a atfedilen kusurun işçilerin organizasyonunda sorumluluğunun bulunması, inşaat ortamında uygun ortam sağlanmadan işçilerin barınmasına izin verilmesi ve asıl iş veren ...'ı bilgilendirmemesi olarak belirtildiği," anlaşılmaktadır.
7. Bu açıklamalar doğrultusunda her ne kadar Ceza Dava Dosyasında davalı ... alt işveren (taşeron) olarak kabul edilerek tali oranda kusur verilmiş ise de TBK'nun 74 üncü maddesi kapsamında ceza mahkemesindeki işverenliğe dair tespitinin hukuk mahkemesini bağlamayacağı, giderek ceza dava dosyası kapsamında tespit edilen ve kesinleşen maddi olguların ise ilgilinin şahsi kusurunun sebebini oluşturup oluşturmadığını değerlendirme görevinin de yargılamanın esasını karara bağlamaya görevli ve yetkili olan mahkemeye ait olacağı açıktır.
8. O halde davacıların desteği ... ile davalı ... arasında işçi, işveren ilişkisinin olmadığı, giderek işçilerin ekip olarak (hakkında tefrik kararı verilen işveren) ... işçileri olduğunun anlaşılabilir olması karşısında, davalı ... hakkında yargılama yaparak karar verme yetkisinin 7036 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamında iş mahkemesine değil genel mahkemelere ait olması nedeniyle, davanın esasına girilmeden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın esası hakkında yargılama yaparak hüküm kurulması hatalı olmuştur.
9. O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile görev kapsamında re'sen gözetilmesi gereken sebepler dikkate alınarak istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacılar vekili tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekilinin sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin BOZULMASINA,
3. Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.