Davanın kabulü
Taraflar arasındaki anonim şirket genel kurul kararlarının hükümsüzlüğünün tespiti istemine ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne, 26.05.2016 tarihli olağan genel kurulda alınan tüm kararların mutlak butlan ile malul olduklarının tespitiyle alınan kararların iptaline karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı başvurusunun reddine, davacı başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile 26.05.2016 tarihli 2014-2015 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan tüm kararların yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 12.12.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin çok uzun süre murahhas azalığını yaptığı davalı şirketin 5 ortaklı aile şirketin olarak kurulduğunu, müvekkilinin babası ... (23.09.2014) ve abisi ...’nun (29.10.2015) vefat ettiğini, şirket hisselerinin terekeye dahil olduğunu, tüm mirasçıların külli halefiyet esasları uyarınca tereke üzerinde hak sahibi olduğunu, vefatın ardından 26.05.2016 tarihli olağan genel kurul toplantısı gerçekleştirildiğini, şirket ortaklarından ... ve ...’un vefatıyla ortaklık paylarının halen iştirak halinde olduğunu, müteveffalara ait terekenin taksiminin yapılmadığını, terekeye dahil olan şirket hisseleri üzerinde külli halefiyet ve iştirak halinde mülkiyet esasları uyarınca hak sahibi olan müvekkilinin vazgeçilmez nitelikteki haklarından olan asgari oy hakkının ihlal edildiğini, miras ortaklığına ilişkin hükümler uyarınca herhangi bir mirasçının terekeye dahil mal ve/veya haklar üzerinde tek başına hareket edebilmesinin olanaklı olmadığını, müteveffaların terekesine dahil olan şirket hisseleri tüm mirasçıların katılımıyla paylaşılmadıkça tereke tarafından temsil edilmesinin bir zorunluluk olduğunu, bu yüzden dava konusu genel kurul toplantısına dair gerek yapılan davetin gerekse düzenlenen hazır bulunanlar listesinin usulsüz olduğunu, müvekkilinin diğer mirasçılarla birlikte hareket etme iradesi olmadığnı, bu hususu da genel kurul sırasında tutanağa geçirttiğini, ... ve ...’nun miras şirketlerinin genel kurulda temsili için tereke temsilcisi atanmasının kanuni zorunluluk olduğunu, olağan genel kurul toplantısında ana sözleşmeye aykırı kararlar da alındığını, şirket anasözleşmesinde yönetim kurulunun en az üç üyeden oluşması öngörülmüşken yalnızca ...’in yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini, genel kurulun ertelenmesi gerekirken bunun yapılmadığını, yalnızca bilançonun müzakeresinin ertelenmemesinin dahi iptal sebebi olduğunu ileri sürerek 26.05.2016 tarihli 2014-2015 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan tüm kararların hükümsüz olduğunun tespitine, bunun mümkün olmaması halinde iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirketin yalnızca aile üyelerinin hissedarı olduğu kapalı tip aile şirketi niteliği taşıdığını, aile bireylerinden baba ... ve kardeş ...’nun vefatından önceki dönemde davacının şirketin murahhas üyesi ve %24 hisse sahibi olduğunu, vefattan sonra ...’nun %32.50, ...’in %33.75 ve davacı ...'nun %33,75 hisseye sahip olduğunu, şirketin uzun yıllar gayri faal olduğunu, 18.07.2014 tarihinde yapılan olağan genel kurulda davacının murahhas üyelik görevinden alındığını, sonrasında 23.09.2014 tarihinde baba ...’nun daha sonra da 29.10.2015 tarihinde de ...’nun vefat ettiğini, yönetim kurulunda ...’nun vefatından dolayı boşalan üyeliğe yönetim kurulu tarafından anne ...’nun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) 363 üncü maddesi uyarınca geçici üye seçildiğini, davacının 26.05.2016 tarihli genel kurula iştirak ettiğini, davaya konu genel kurul kararının Ticaret Sicili Müdürlüğünce tescil edilmediğini, tescil isteminin reddine gerekçe olarak da 6102 sayılı Kanun 420/1 maddesi gereğince davacının erteleme talep ettiği halde genel kurulun bu hüküm çerçevesinde ertelenmemesi olduğu, ortada davaya konu olabilecek bir genel kurulun söz konusu olmadığını, Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından genel kurulun tescil edilmesi dahi beklenmeksizin dava yoluna gidilmesi yoluyla davanın açılmasına davacının sebebiyet verdiğini savunarak, davanın esasa girilmeksizin dava şartı noksanlığı olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yanın alınan kararların tescil ve ilan edilmediğini, davacının bu davayı açmada hukuki yararının olmadığını savunarak davanın reddini savunduğu, ancak tescil ve ilan işleminin kurucu değil bildirici nitelikte olduğu, bu yöndeki davalı savunmasına itibar edilmediği, davacının; dava konusu olağan genel kurul toplantısının yapılmasına ilişkin kararı alan yönetim kurulunun hukuken geçerli olmadığı, şirkette organ boşluğu bulunduğu, hukuken mevcut olmayan bir yönetim kurulu tarafından genel kurul kararı alındığı, çağrıda usulsüzlük halinde genel kurula bu nedenle katılamayan ortaklara bu toplantıda alınan kararların iptali davası açma hakkı verildiği yönündeki iddialarının incelenmesinde, kanun koyucunun çağrıda usulsüzlük halinin müeyyidesinin yokluk olarak kabul etmediği, çağrı usulsüzlüğünün alınan kararların salt bu nedenle iptali ya da yokluğu sonucunu doğurmadığı, bu nedenle iptali istenen genel kurulda alınan kararların kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olup olmadığı hususunun tespiti yönünden şirketteki paydaşlık durumu bakımından genel kurul toptantısının hukuken geçerli olup olmadığının ayrıca irdelenmesi gerektiği, davalı şirketteki pay durumu ... %24, ... %12, ... %16, ... %24 ve ... %24 şeklinde iken pay sahiplerinden ...’nun 23.09.2014 tarihinde ...’nun ise 29.10.2015 tarihinde öldüğünün anlaşıldığı, her ne kadar usulüne uygun oluşturulmamış yönetim tarafından çağrı yapıldığı ve çağrının usulsüz olduğundan bahisle kararların iptali gerektiği iddia olunmuş ise de çağrıdaki usulsuzlüğün alınan kararların sırf bu nedenle iptali ya da yokluğu sonucunu doğurmayacağı, alınan kararların yasaya, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olup olmadığının da değerlendirilmesi gerektiği, şirket ortaklarından ... ve ...’un vefatıyla şirket hissesinin %36'sının terekeye intikal ettiği, terekeye temsilci tayin edilmediği, iştirak halinde olan ve intikal eden şirket hisse maliklerinin birlikte hareket etmediği, terekeye dahil olan hisse sahibi hissedarların birlikte hareket etmedikleri sürece ... ve ... terekesi adına mirasçıların payları oranında oy kullanmalarının söz konusu olmadığı ve yine davacının %24 hissesiyle birlikte alınan hiçbir kararda karar nisabı oluşmadığı gerekçesi ile iptali istenen genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun kabulü gerektiği, yine 6102 sayılı Kanun 420 nci maddesi gereğince finansal tabloların müzakeresinin ertelenmesinin davacı yanca talep edildiği ve sahip olduğu hissesi itibariyle yasal olarak bu hakkı kullanabileceği halde genel kurulun ertelenmediğini, erteleme talebine konu hususlarla ilgili devam kararlar alındığı, sırf bu sebeple alınan 4,5,6,7,8,9,10 no.lu kararların da ayrıca iptali gerektiği gerekçesiyle davaya konu 26/05/2016 tarihli olağan genel kurulda alınan tüm kararların mutlak butlan ile malul olduklarının tespitiyle alınan kararların iptaline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; toplamda %36 hisseye mirasçıların elbirliği ile sahip olduklarını, ancak bu hisselerin yokluk ile sakat olan genel kurula davet ve temsil edilmediğini, çünkü elbirliği ile sahip olunan miras şirketi yok sayılarak sanki hisseler paylaştırılmış gibi yanılgılı biçimde bir hazır bulunanlar cetveli düzenlendiğini, dolayısıyla 6102 sayılı Kanun 477/1 inci maddesinin aradığı gibi bir temsilci atamasının yapılmadığını, tereke yok sayıldığına ve dolayısıyla temsilci hiç atanmadığına göre mirasçıların toplantıda fiziken bulunuyor olmasını miras şirketinin iradesi şeklinde yorumlamanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, tereke üzerinde hak sahibi mirasçıların bir kısmının toplantıda bulunmasının, miras şirketine çağrı yapıldığı ve toplantıya katıldığı anlamına kesinlikle gelmediğini, sonuçta muris ... ile muris ... terekeleri hiçbir şekilde temsil edilmediğinden şirket genel kurulunda tüm payların temsilinin sağlanamadığını ve genel kurul organ olarak irade yokluğu sebebiyle sakatlandığını, İlk Derece Mahkemesi gerekçesinin işbu sebeple düzeltilerek, miras şirketinin iradesinin yokluğu sebebiyle olağan genel kurulun yok hükmünde olduğuna karar verilmesi gerektiğini, dava konusu olağan genel kurul toplantısı çağrısının da usulsüz olduğunu, zira organsız kalan şirketin usulsüz yönetim kurulu tarafından çağrıda bulunulduğunu, 6102 sayılı Kanun 363 üncü maddesine göre kurul olarak çalışabilme yeteneğini ortadan kaldırmayacak sayıdaki açıkları Yönetim Kurulu'nun yapacağı atamalarla doldurabileceğini, bir veya iki kişiden oluşan yönetim kurulunda veya kurullarında boşalma durumunda 363/1 inci maddenin işletilemeyeceğini, bu gibi durumlarda organ eksikliğinin gündeme geleceğini, kalan tek üyenin kalan üyeliği doldurarak organsız şirketin yönetilmeye çalışıldığını, çağrısız genel kurul şartlarının dahi oluşmadığını, sonuç olarak kararın gerekçesinin, "şirketin organsız olduğunun tespiti ile olağan genel kurulu toplantı ilanının terekeleri kapsamadığından usulsüz olduğuna ve bu usulsüzlüğün sonucu genel kurulun yanılgılı hazır bulunanlar cetveli ile yapıldığı için terekelerin her ikisinin de hazır olmadığından miras şirketlerinin iradesinin yansıtılmadığı için sonuca etkili olduğu ve bu yüzden de olağan genel kurulu yoklukla sakatlandığı için hükümsüzlüğüne şeklinde "düzeltilerek onanması gerektiğini" ileri sürerek açıklanan bu sebeplerle kararın kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince veraseten şirket hisse intikallerinin yapılmış olduğunun gözden kaçırıldığını, oysa cevap dilekçesinde miras intikallerinden sonra mevcut pay durumunun ...'nun %32,50, ...'in %33,75 ve davacı ...'nun ise %33,75 şeklinde olduğunu, ölen şirket ortaklarının şirket hisselerinin veraset ilamına göre mirasçıları olan diğer şirket ortakları arasında paylaştırıldığı ve şirket pay defterine işlendiği hususunun da sabit olduğunu, ölen şirket ortaklarının mevcut şirket ortakları dışında başka mirasçılarının bulunmadığını, oysa verasetten doğan paylar paylaştırılmamış gibi karar verildiğini, davacının da paylaştırılan bu oranların eksik, yanlış olduğu hususunda bir itirazının bulunmadığını, davacının yalnızca yönetim kurulunun bu hisseleri dağıtamayacağını, bunun mahkeme kararıyla yapılması gerektiğini iddia ettiğini, İlk Derece Mahkemesinin karar yeter sayısı bulunmadığı iddiasının açıkça kanuna aykırı olduğunu, 6102 sayılı Kanun 418 inci maddesine göre toplantı ve karar nisabının bulunduğunu, davacının 6102 sayılı Kanun 420 nci maddesi uyarınca erteleme isteminin yerine getirilmemiş olması sebebiyle Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'nce dava konusu genel kurulun tescili isteminin reddedildiğini, daha sonra şirketin 2014-2015 ve 2016 yıllarına ilişkin olarak (dava konusu genel kurulları) 02.12.2017 tarihinde gerçekleştirdiğini, tescil edilmediği için alınan genel kurul kararlarının hukuk aleminde hiç doğmadığını, hiçbir işleme dayanak olmamış ve hayata geçmemiş, yerine yenisi yapılmış genel kurulun dava edilmesinde davacının hukuki yararının bulunmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yönetim kurulunun iki kişiden oluştuğu hallerde, yönetim kurulu üyeliklerinden birisinin boşalması durumunda, kalan üye ile toplantı yetersayısı ve karar yetersayısı sağlanamayacağından, boşalan üyeliğe bir atama yapılmasının da mümkün olmadığı, kalan üyenin genel kurul toplantısı yapılmasına ilişkin karar almasının da mümkün olmadığı, bu durumda şirkette 6102 sayılı Kanun 530 uncu maddesinde tanımlanan organ eksikliğinin (organ boşluğunun) oluşacağı, bir üyenin ölmesi halinde, diğer üyenin bir karar almasının mümkün olmadığı, alacağı kararların, toplantı ve karar yetersayısı olmaması sebebiyle kurucu unsurları bulunmadığından yok hükmünde olacağı, buna göre dava konusu boşalan üyeliğe yeni üye atanması ve genel kurul toplantısı yapılmasına dair kararların da yok hükmünde olacağı, yok hükmündeki yönetim kurulu kararı ile toplanan genel kurulun da, kurucu unsurlarından birisinin eksik olması sebebiyle yok hükmünde olduğu, ayrıca, toplantı yapılmasına ilişkin karar dışında, yönetim kurulu tarafından yapılan çağrının da yok hükmünde olacağı, bu bakımdan da genel kurul toplantısının kurucu unsurlarından birisi eksik olarak toplandığı ve bu sebeple yok hükmünde olduğu, öte yandan Hazirun cetvelinde, terekeye dahil olmuş payların ayrıca gösterilip, maliklerinin elbirliği şeklinde belirlenmesi gerekirken, sanki taksim yapılmış gibi paylaştırılarak gösterildiği, elbirliği şeklinde malik olunan paylar üzerinde maliklerin oybirliği ile tasarruf etmelerinin gerektiği, davacının ve davalı şirketin diğer ortaklarının murislerinden gelen ve elbirliği şeklinde malik olan payları dava konusu genel kurulda temsil edilmediği, 6102 sayılı Kanun 416 ncı maddesinde düzenlenen çağrısız genel kurul koşulunun da somut olayda gerçekleşmediği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına davanın kabulü ile dava konusu 26.05.2016 tarihli 2014-2015 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan tüm kararların yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü gerekçeleri tekrar etmiş, yönetim kuruluna yapılan geçici atamanın geçerli olduğunu, kooptasyonun usul ve kanuna uygun yapıldığını, yokluk yaptırımı koşullarının oluşmadığını, davacının dava açmakta hukuki yararının olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davalı ... şirketin yönetim kurulu kararının yok hükmünde olup olmadığı, 22.01.2016 tarihli yönetim kurulu kararı ile şirkete 6102 sayılı Kanun 363 üncü maddesi uyarınca yönetim kuruluna geçici atama yapılmasının ve daha sonra bu yönetim kurulunun dava konusu olağan genel kuruluna yönelik yaptığı toplantı çağrısının usulsüz olup olmadığı, davacının ve diğer ortakların murislerinden gelen hisselerin elbirliği halinde mülkiyet hükümleri gereği usulüne uygun olarak genel kurulda temsil edilip edilmediği, genel kurulda alınan kararların butlanla malul olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Dava, davalı ... şirketin 26.05.2016 tarihli olağan genel kurul toplantısının hükümsüzlüğünün tespiti, olmadığı takdirde alınan kararların iptali talebine ilişkinidir.
6102 sayılı Kanun 363,416,418,420,421,445,446,530 uncu maddeleri.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Yönetim kurulunda bir veya birden çok üye boşalması halinde, geri kalan üyelerle yönetim kurulu yasal toplanma yeter sayısı ile toplanıp yine yasal yeter sayısı ile karar alabiliyorsa, 6102 sayılı Kanun 363 üncü maddesi uygulama alanı kazanır. Buna göre, herhangi bir sebeple bir üyelik boşalırsa, yönetim kurulu, kanuni şartları haiz birini, geçici olarak yönetim kurulu üyeliğine seçip ilk genel kurulun onayına sunar. Bu yolla seçilen üye, onaya sunulduğu genel kurul toplantısına kadar görev yapar ve onaylanması hâlinde selefinin süresini tamamlar. Söz gelimi, ortaklığın yönetim kurulu iki üyeden oluşuyorsa, bir üyenin üyelikten ayrılması halinde geri kalan bir üye, ikinci üyenin gerekli koşulları taşıması halinde bir kişiyi yönetim kuruluna üye seçebilir. (Gönen ERİŞ, Ticari İşletme ve Şirketler, Cilt II, s.2496, Seçkin Yayınevi) Zira kooptasyon hükmünün amacı da zaten şirketin organsız kalmasının engellenmesidir. Somut olayda da, iki kişiden oluşan yönetim kurulunda üyelerden ...'nun vefatı ile tek başına yönetim kurulu üyesi olarak kalan ...'in, ortaklardan ...'nu yönetim kurulu üyesi olarak atayarak genel kurul çağrısı yapması işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenle, incelenen bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesi bu anlamda isabetli olmamakla birlikte bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemektedir.
Zira, somut olayda müteveffaların mirasçıları da yine diğer pay sahipleri olmasına rağmen mirasçılar birlikte hareket etmedikleri gibi terekeye de temsilci atanmadığından ana sözleşmede de belirtiltildiği üzere muristen kalan paylara el birliği halinde paydaş olanlara ait %36 payın genel kurulda temsil edildiğinden söz edilemez. Olumsuz oy kullanan davacının payı ise %24 olduğu gözetildiğinde geriye kalan %40 pay esas sözleşme değişikliğine ilişkin olan gündemin 11 inci maddesi bakımından gerekli nisabı sağlamamaktadır (6102 sayılı Kanun 421 inci maddesi). Dolayısıyla anılan karar açıklanan nedenle yok hükmündedir.
Diğer gündem maddeleri ise ana sözleşme değişikliği dışındaki hususları içermekte olup finansal tablolar ile bağlı konulardır. Davacının 6102 sayılı Kanun 420 nci maddesi uyarınca finansal tabloların müzakeresinin ertelenmesini talep etmesine rağmen toplantıya devam edildiğinden finansal tabloların görüşülmesi ile bağlı konularda alınan karalar Dairemiz 29.06.2021 gün ve 2019-4620 E. 2021-5396 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere yoklukla maluldür.
O nedenle, 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan değişik gerekçeyle düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. Davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının değişik gerekçe ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.