Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil ile asgari ücret farkı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiştir. Mahkemece verilen 07.12.2011 günlü kısa kararda taraflara yükletilen harç ve vekalet ücretine ilişkin bir hüküm yoktur. Hüküm fıkrasının bu haliyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 297. maddesine aykırı olduğu açıkça ortadadır. Bu durumda usulune uygun bir tefhimden söz edilemeyeceğinden davacının temyiz süresini geçirdiğinden bahisle mahkemece verilen temyiz isteğinin reddine ilişkin 16.12.2012 tarihli ek kararın bozularak ortadan kaldırılmasına karar verilerek; dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davacının davalı işyerinde 1999 yılından 2007 yılı mart ayına kadar davalıya ait kamyonlarda şoför olarak çalıştığını, şoförlüğün yanında kamyona mal yüklenip boşaltılması işinde de çalıştığını, ücretinin aylık 550 TL olmasına rağmen sigortasının asgari ücretten yatırıldığını, kanuni haklarının ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini feshetmek bırakmak zorunda kaldığını belirterek, kıdem ihbar tazminatı, asgari ücret farkı, fazla çalışma ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davalının Kızılcabölük - Denizli arasında yoğunluklu olarak tekstil ürünleri taşımacılığı yaptığını, yılın her ayı her günü ve her saati tekstil ürünlerinin taşınmasının imkansız olduğunu, davacının da ancak haftanın belli günlerinde ve günde azami birkaç saat şoför olarak davalının yanında çalıştığını, aylık tam olarak 30 gün ve günde 8 saat çalışmadığı halde her ay düzenli olarak maaşını aldığını ve tam gün olarak SSK 'ya bildirimlerinin yapıldığını, çalışma saatlerine ilişkin beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, davacının iş yerinden istifa ederek ayrıldığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda davacının işyerinden istifa ederek ayrıldığı gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin reddine, ispatlanmadığından fark ücret isteğini reddine, tanık beyanlarına göre hesaplanan diğer isteklerin kabulüne karar verilmiştir.
Karar davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. İşçinin ödenmeyen işçilik hakları sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshedip feshetmediği konusu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32 nci maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. 5953 sayılı Basın İş Kanunu'nun 14 üncü maddesinin aksine, 4857 sayılı Kanun'un ücretin peşin ödeneceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sora ödenmelidir.
Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür.
1475 sayılı Kanun döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 Sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97 inci maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.
Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir.
Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin kanuna ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanması gerekir.
4857 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkânı bulunmaktadır.
İşçinin ücretinin işverenin içine düştüğü ödeme güçlüğü nedeniyle ödenememiş olmasının sonuca bir etkisi yoktur. İşçinin, ücretinin bir kısmını Yasanın 33 üncü maddesinde öngörülen ücret garanti fonundan alabilecek olması da işçinin fesih hakkını ortadan kaldırmaz.
Bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan aynî yardımların yerine getirilmemesi de (erzak ve kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin “haklı fesih” hakkı bulunduğu kabul edilmelidir.
İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi, sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da Dairemizin 1475 sayılı Kanun döneminde istikrar kazanmış olan görüşü, 4857 sayılı Kanun'u döneminde de devam etmekte olup, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkânı vardı.
Dosya içeriğine göre davacı ücretinin gerçek ücretten düşük gösterilerek sigorta primlerinin asgari ücretten yatırıldığını, çalıştığı hafta tatili, ulusal bayram genel tatillerde çalıştığını, fazla çalışma yaptığı halde çalışmalarının karşılığı ücretlerinin ödenmediğini, davalı işverenden sözkonusu işçilik alacaklarını talep ettiğinde reddedildiğini, bu nedenle işi bırakmak zorunda kaldığını iddia etmiştir. Davalı işveren ise davacının alacaklarının ödendiğini, iddia edilen ücret alacaklarına hak kazanmadığını, işyerinden istifa ederek işyerinden ayrıldığını savunmuştur.
Dosyaya sunulan işyeri kayıtlarından 11.03.2007 düzenleme tarihli Ek 2 işçi çıkarma bildirgesinde davacının 10.03.2007 tarihinde diğer iki işçinin ise 01.03.2007 ve 10.03.2007 tarihinde istifa nedeni ile çıkışlarının bildirildiği anlaşılmaktadır. Yine davalı işveren tarafından davacı işçiye gönderilen 20.03.2007 tarihli ihtarname ile davacının 01.03.2007 tarihinden itibaren mazeretsiz devamsızlık yaptığı belirtilerek 3 gün içinde işe başlamasının ihtar edildiği anlaşılmaktadır. 20.03.2007 tarihli ibraname başlıklı yazıda ise davacının 01.03.2007 tarihinde işyerinden istifa ederek ayrıldığı, işvereni ibra ettiği belirtilmektedir.
Dosyadaki işçi çıkış bildirimi, ibraname ve davalı şirketin davacıya gönderdiği ihtarnamelerin içerikleri ve düzenleme tarihleri dikkate alındığında davacının işyerinden istifa ederek ayrılmadığı, işveren tarafından işyerinden çıkışı yapıldıktan sonra davalı tarafından işe başlaması için ihtarname düzenlenip ibraname başlıklı belgenin 20.03.2007 tarihinde düzenlendiğinden iş sözleşmesinin fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil çalışmalarının karşılığı ücret alacaklarının ödenmemesi nedeniyle davacı işçi tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda iş sözleşmesi davacı tarafından haklı nedenle feshedildiğinden kıdem tazminatına hak kazandığının kabulü gerekir. Kıdem tazminatı isteğinin kabulü yerine yazılı şekilde reddi hatalı olmuştur.
2- Hüküm altına alınan dava konusu alacaklara ıslahla arttırılan kısımlara ıslah tarihi yerine dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi hatalıdır.
3- Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre kabul edilen kısım üzerinden davacı yararına; reddedilen kısım üzerinden davalı taraf yararına tarife hükümleri gereğince nispi vekalet ücretine hükmedilmesi yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi de hatalıdır.
Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.