Mahkumiyet
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 26.10.2011 tarihli iddianamesinde; sanıkların satışını yaptıkları evin bedeli olan 2.800.000 USD'nin tamamını aldıkları halde, 366.000 USD'yi tekrar tahsil etmek için icra takibi başlattıklarının anlatılması karşısında, tavsifi yapılan eyleminin "kamu kurumunun araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık" suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve değerlendirme yetkisinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu, görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla ve ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.03.1998 gün, 50/105,01.06.1999 gün, 137/146,10.10.2000 gün, 175/193,23.10.2001 gün, 226/227 ve 30.05.2006 gün 173/145 sayılı kararlarında ve benzer nitelikteki içtihatlarında açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK’nun 225. (1412 sayılı CMUK’nun 257 ve 150) maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup, bir olayın açıklanması sırasında başka bir fiilden bahsedilmesi o konuda da dava açıldığı anlamına gelmeyeceği, dava konusu olayda dolandırıcılık suçunu işlediklerinden bahisle kamu davası açıldığı, özel belgeyi gizlemek suçundan açılmış bir dava bulunmadığı gözetilmeden iddianame kapsamı dışına çıkılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sonuç ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 27.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.