Davanın reddine
Taraflar arasındaki olağanüstü zamanaşımına dayalı tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın, davacılar vekili ve Kayyım vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Kütahya, Merkez, ... Mahallesi, 752 ada 19 parsel ile 20 parsel sayılı taşınmazların yaklaşık 80 yıldır davacılar ve davacıların murisi ... tarafından malik sıfatıyla ekilip biçildiğini, zilyetliğin hiçbir niza ve fasılaya uğramadan 80 yıldır devam ettiğini, taşınmazlara ilişkin her türlü verginin davacılar ve onların murisleri tarafından eksiksiz ödendiğini, taşınmazlardan 752 ada 19 parselin ... (... anası) adına, 752 ada 20 parselin ise ... adına kayıtlı göründüğünü, ancak tapuda kayıtlı görünen kişilerle ilgili herhangi bir bilgi veya belge bulunmadığını, Türk Medeni Kanunu'nun 713 üncü maddesinde geçen maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan lafzının tam da bu taşınmazlar için zikredildiğini, gerçekte var olmayan bu kişilerin doğal olarak tespitten sonra da bir işlem yapmadıklarını öne sürerek; çekişmeli taşınmazlara ait tapu kayıtlarının iptali ile muris ...'ın veraset ilamındaki payları oranında davacılar adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davada taraf ehliyetleri bulunmadığı gibi Kadastro Mahkemesinin görevli olduğunu, zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin geçtiğini, dava konusu taşınmazlar için vergi ve harç gibi herhangi bir tahsilat bulunmadığını, davacının iddialarının ... ve ... isimli kişilerin gerçekte var olmadığı anlamına gelmediğini, davacı iddialarının bilirkişi incelemesiyle saptanması gerektiğini öne sürerek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davada kendilerinin taraf sıfatının bulunmadığını, tapu malikine husumet yöneltilmesi gerektiğini, hak düşürücü sürenin dolduğunu, Türk Medeni Kanunu'nun 713/2 madde şartlarının gerçekleşmediğini öne sürerek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazlara ait kadastro tutanaklarında 19 parsel sayılı taşınmazın 08.09.1977 tarihinde tesis kadastrosu ile ... (... anası): ... kızı adına kaydedildiği, 20 parsel sayılı taşınmazın ise 08.09.1977 tarihinde tesis kadastrosu ile ...: ... oğlu adına kaydedildiği, kadastro tutanaklarının ve eklerinden 19 parsel malikinin ... karısı, ... anası ve ... kızı olduğunun yazılı olduğu, 20 parsel malikinin ...'ın ... oğlu olduğu ve onun da babasının ... oğlu ... olduğunun yazılı olduğu, kayıt ve belgelerden tapu maliklerine ilişkin bilginin mevcut olması sebebiyle tapu maliki anlaşılmayan ve bilinmeyen kişi olarak kabul edilemeyeceği, Türk Medeni Kanunu'nun 713/2 inci maddesinde aranan şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine, tapu iptali ve tescil davalarında öncelikle husumetin kayıt malikine, kayıt maliki ölmüş ise saptanacak mirasçılarına yöneltilerek açılacağından belediyenin pasif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve Kayyım vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
1. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaza ilişkin kütükteki bilgi ve belgelerden gerekli dikkati gösteren herkes malikin kim olduğunun kesinlikle anlaşılamadığını, mahkeme anlamış ise bu hususu net şekilde ortaya koyması gerektiğini, eğer kütükten malikin kim olduğu anlaşılamıyorsa davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, mahkemenin bilgi istediği tüm kurumlardan aldığı olumsuz cevaplara rağmen, hislerine güvenerek kütükten malikin kim olduğunu anlayabiliyorsa karara gerekçe olarak gösterilen Yargıtay HGK 1991/8-51E-1991/194K sayılı ilamında ifade edildiği şekil ve kapsamda bir araştırma yapılması gerektiğini, mahkemece açıklanan şekil ve kapsamda bir araştırma ve soruşturmaya girişilmeksizin bazı resmi kuruluşlardan alınan çok genel nitelikte ve soyut içerikli cevaplara dayanılarak ve usul hükümlerine uygun biçimde taraf teşkili dahi yapılmadan işin esasının incelenerek istek doğrultusunda karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, öncelikle taraf teşkilinin sağlanması gerektiğini, mahkemenin dayanak Yargıtay HGK kararı gereğince gerekli araştırmaların yapılarak sonuçta kayıt maliklerinin öldükleri anlaşılırsa mirasçıları tespit edilmek suretiyle bunların davaya dahil edilmeleri için kendilerine önel verilmesi gerektiğini, tapuda malik gibi gözüken ancak kim olduğu bilinmeyen ve anlaşılamayan böyle şahıslar gerçekten var ve ölmüşse yine kazandırıcı zamanaşımı ile davacıların iktisabının söz konusu olduğunu, bu hususun hiç irdelenmediğini ve bu konuda tek bir araştırma yapılmadığını, mahkemenin dava dilekçesinin hem içeriğinde hem de sonuç bölümünde genel olarak 713 üncü madde gereği olağanüstü zamanaşımı yoluyla gayrimenkul iktisabı konusundaki tüm ihtimalleri hesaba katarak hareket etmesi gerekirken tapu kütüğünden malikler anlaşılıyor gerekçesi ile ret kararı vermesinin uygun olmadığını, Yargıtay HGK’nun 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas-2011/180 Karar sayılı ilamı içeriği ile dava konusu duruma ilişkin farklılıklar bulunduğunu, dava konusu taşınmaz maliklerinin yaşadığına dair veya geçmişte yaşamış olduğuna dair dosyada herhangi bir somut delil bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2. Kayyım vekili istinaf dilekçesinde özetle; çekişmeli taşınmazlar yönüyle Kütahya İl Defterdarı'nın kayyım olarak atandığını, kayyım vekili olarak dava ve duruşmalarda yer almaları sebebiyle vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken kayyım lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu öne sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava dilekçesinde Hazine ve ...'na husumet yönelterek dava açıldığı, dava dilekçesinde Kayyım'a bir husumet yöneltilmediği, Kayyım'ın mahkemenin 27/02/2020 tarihli duruşmasının 2 No.lu ara kararı ile mahkemece re'sen davadan haberdar edildiği, bu haliyle kendisine husumet yöneltilemeyecek olan Kayyım'ın mahkeme ara kararı ile davaya dahil edilmesinde davacının bir kusuru bulunmadığı gibi mahkemenin ara kararı ile kendisine husumet yöneltilemeyecek kişinin davaya dahil edilmesinin de kişiye taraf sıfatı kazandırmayacağı, buna göre Kayyım'ın davada taraf sıfatı bulunmadığı, davacıların da bu konuda bir kusuru bulunmadığı gözetilerek Kayyım lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle temyiz isteminde bulunarak kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, olağanüstü zamanaşımına dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesinin bir ve ikinci fıkraları.
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,25.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.