Esastan ret, taraf teşkili yönünden istinaf talebinin kabulüne dair verilen kararın kaldırılması
Taraflar arasındaki TMK'nın 713/2 nci maddesine dayanan tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen kararın Bölge Adliye Mahkemesince kesin olarak kaldırılması sonrasında ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine, taraf teşkili yönünden istinaf başvurusunun kabulüne ve kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili; İstanbul ili, ... ilçesi, ... Köyü, 66 parseldeki 7.719 m²lik taşınmazın 1/4 hissesine müvekkilinin kayden malik olup, kalan 3/4 hissenin maliki görünen davalılar ..., ... ve ...'in meçhul kişiler olup soy isimlerinin ve kimlik bilgilerinin belli olmadığını, hayatta olmadıklarını, kalan 3/4 hissenin tamamına malik sıfatıyla müvekkilinin zilyet olduğunu, taşınmazın tamamının zilyetliğinin bayii ve iktisabından sonra ise müvekkilince sürdürüldüğünü, iktisap tarihinden sonra üzerine kereste ve mobilya fabrikası ile fabrika yönetim binası kurulduğunu, ayrıca taşınmazın bir kısmına villa inşa edilip bir kısmının da tarım arazisi olarak kullanıldığını, vergilerinin ödendiğini, taşınmaz hakkında acele kamulaştırma kararı alındığını, bedel konusunda anlaşma sağlanamadığı için bedel tespitine yönelik de dava açıldığını, nizalı hisselere isabet eden paraların da müvekkiline ödenmesi gerektiğini ileri sürerek; TMK 713/2 maddesi uyarınca 66 parsel sayılı taşınmazın davalılar üzerindeki 3/4 hissesinin tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı kayyım vekili, nizalı taşınmaz maliklerinin belli olduğunu, TMK'nın 713/2 maddesindeki şartların oluşmadığını, malikler hakkında henüz verilmiş gaiplik kararı bulunmadığını bildirerek, davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 30/01/2019 tarih, 2009/250 Esas, 2019/35 Karar sayılı davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili ve davalı kayyım vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 30.09.2020 tarih 2019/1223 Esas, 2020/1370 Karar sayılı ilamıyla istinaf başvurularının esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Davacının dava konusu parsellerle hiçbir ilgisi ve bilgisi olmadığı, hiçbir delil de sunamadığı, davalılara ait taşınmaz hisselerini hiçbir ... olmadığı halde elde etmek için işbu davayı açtığı..." gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili; dava konusu taşınmaz maliklerinin kim olduğunun belli olmadığını, 27/09/1969 tarihinde tapulama sonucu ..., ... ve ... adına 1/4'er hisse oluşturulmuş ise de, kim olduklarının, açık kimlik bilgilerinin ve adreslerinin tüm araştırmalara rağmen bulunamadığını, kayıt maliklerine kayyım atandığını, malikin kim olduğunun belli olmaması şartının yerine geldiğini, davacının 50 yıldır zilyet olduğunu, sıralı satışlarla 1/4 payının müvekkilinin mülkiyetinde bulunduğunu, gerek davacı gerekse halef maliklerin arazinin tamamını kullandıklarını, üzerinde kereste ve mobilya fabrikası, yönetim binası, villa nitelikli konut bulunduğunu ve kalanının tarım arazisi olarak kullanıldığını, taşınmaz satılırken yalnız ilgili payın değil, tüm taşınmazın zilyetliğinin müvekkiline devredildiğini, taşınmaza yönelik kamulaştırma işlemleri nedeniyle açılan muhdesata ilişkin davada da davacının kullanımının sabit olduğunu, zilyetlik koşullarının oluştuğunu, ayrıca nisbi vekalet ücreti takdirinin hatalı olduğunu belirterek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... İlk derece mahkemesince verilen direnme veya direnmeye benzer sonuçlar yaratan kararın usul ve yasaya aykırı olduğu açıktır. Ne var ki, Dairemizin az yukarıda belirtilen kaldırma kararına rağmen ilk derece mahkemesi tarafından uyuşmazlığı çözümsüzlüğe itecek şekilde hüküm kurulmuş olması nedeniyle, yargılamanın daha fazla uzamaması ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir an önce hükme bağlanması amacıyla, belirtilen eksik hususun dairece istinaf aşamasında tamamlanması için duruşma açılmasına karar verilmiştir. Buna göre, davanın TMK 713/2 maddesinde belirtilen "malikin kim olduğunun bilinmemesi" nedenine dayalı olduğu bildirilmiş olmakla, sözkonusu nedene dayalı davanın Hazine'ye yöneltilmesi zorunlu olduğundan, dava dilekçesi, gerekçeli karar, istinaf dilekçesi ve duruşma günü bildirilmek suretiyle Hazine davaya dahil edilmiş; taraf sıfatı alması sağlanmış ve bu şekilde taraf teşkili tamamlanmıştır.
Dava konusu tarla vasıflı taşınmazın 25/08/1968 tarihinde yapılan kadastro çalışmalarındaki zabıt defteri kayıtları ve vergi kayıtları, tapulama tutanağında belirtilerek T.evvel 1294 tarih ve 93 sıra numaralı tapu kaydı ile ... evlatları ..., ..., ... ve ... adlarına tespit edildiği, adı geçenlerin ölü olup birçok mirasçıları bulunduğu, fakat köyde ikamet etmediklerinden isimlerinin bilinmediği belirtilerek malik hanesine 1/4'er hisse ile ... çocukları ..., ..., ... ve ...'nin yazıldığı, tapulama tutanağına karşı ... ve ... tarafından komisyona itiraz edildiği, itiraz edenlerin hiçbir belge sunamaması nedeniyle komisyonca itirazın reddine karar verildiği ve tapulama tutanağının 27/09/1969 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacının maliki olduğu 1/4 hissenin evvelinin ... kızı ...'nin 1/4 payından geldiği, İsmail kızı ...'nin 1/4 payı için mirasçıları tarafından 20/05/1996 tarihinde tashih ve sonrasında mirasçılara intikalen 30/07/1999 tarihinde ...'e satışla devir edildiği ve sıralı devirler sonrası davacının satın alma suretiyle iş bu 1/4 payın maliki olduğu anlaşılmıştır.
Dava, TMK'nın 713/2 maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Bilindiği üzere tapuya kayıtlı taşınmazın veya payın kural olarak, tapu dışı yolla edinimi mümkün değildir. TMK nun 705/1 maddesinde taşınmaz mülkiyetinin tescille kazanılacağı, 2 nci fıkrasında ise kuralın istisnaları olan "tescilsiz iktisap halleri" hükme bağlanmıştır. TMK 713/2 maddesinde yer alan olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyetin iktisabına ilişkin düzenlemeler de kanunda düzenlenen tescilsiz iktisap hallerindendir.
TMK'nın 713/2 nci maddesinde taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla edinilmesi ve tapu kaydının hukuki kıymetini yitirmesi bakımından birbirinden ayrı 3 hal bulunmaktadır. Bunlar malikin tapu kütüğünden anlaşılamaması, yirmi yıl önce ölmüş (ölmüş ibaresi Anayasa Mahkemesinin 17/03/2011 tarih ve 2009/58 Esas ve 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de, ilgili tarihe kadar tescil koşullarının oluşmuş olması halinde kazanılmış hakların korunacağı yönünde Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin yerleşmiş uygulaması bulunduğu) ya da gaipliğine karar verilmiş olması halleridir. Bunlardan her biri ayrı bir dava sebebi olup, dayanılan sebebin varlığı halinde TMK'nın 713/2 nci maddesindeki yollama nedeniyle aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı koşulların oluşması halinde tapu kaydı hukuki değerini yitirir ve zilyedin tescil ... doğar.
Kanun'un açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK'nun 10/04/1991 tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15/04/2011 tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca "tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması" gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Açıklanan nedenlerle; somut olayda, iptal ve tescil talebine konu payların kayıt maliklerinin az yukarıda yazılı bilgilerine göre, tanınmayan, kim olduğu bilinmeyen kişiler olduğunun kabulü mümkün bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf nedenlerinin aynı zamanda kamu düzeninden olan taraf teşkili nedeniyle kabulü ile sair istinaf nedenlerinin reddine, dayanılan dava sebebine göre koşulları oluşmayan davanın esastan reddine ve red sebebine göre dava değeri üzerinden davalı taraf lehine nispi vekalet ücreti takdiri gerektiği..." gerekçesiyle; davacı vekilinin esasa dair sair istinaf nedenlerinin reddine, taraf teşkili yönünden istinaf talebinin kabulüne, İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/01/2021 tarihli ve 2020/300 Esas, 2021/20 sayılı Kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili; istinaf dilekçesindeki başvuru nedenleriyle hükmü temyiz etmiştir.
Uyuşmazlık, TMK'nın 713 maddenin 2 nci fıkrası hükmünde yer alan tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan hukuki nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Olağanüstü Zamanaşımı” kenar başlıklı 713/1 inci maddesi hükmüne göre; “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir."
Aynı maddenin 2. fıkrasında, "Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce (…) hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile bölge adliye mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,21.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.