Esastan ret
Taraflar arasındaki tapu iptal tescil, ikinci kademede muhdesat aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; ... ilçesi, ... Köyü, 154 ada 7 parselde bulunan taşınmaz üzerindeki 2 katlı yapının ve bu yapının oturduğu 200 m2 arsa payının zilyedi ve sahipleri olduklarını, işbu taşınmazın ortak muris ... oğlu ...’den geldiğini, bu hususta davacıların babasının taraf olduğu Alanya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/63 Esas sayılı dosyasından görülen taksim davasında tüm taraflar arasında rızai karşılıklı taksim ve feragat sözleşmesi ile sulh olunduğunu, davanın bu sulh ile sonuçlandırıldığını, bu sözleşme gereğince dava konusu taşınmazda davacıların babasına ait ev ve arsa payının tapu kayıtlarına işlenmediğini belirterek dava konusu taşınmazın 200 m2'lik arsa payının iptali ile davacılar adına ½ oranında tescilini olmadığı takdirde dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan iki katlı yapının 1 inci katının davacı ... adına 2 nci katının ise davacı ...’e ait olduğunun tespiti ile taşınmazın tapu kayıtlarına işlenmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacıların bu davada taraf sıfatlarının bulunmadığını, zira; davaya konu rızai taksim sözleşmesinde davacılar taraf olmayıp, davacıların babası ... Demir'in taraf olarak bulunduğunu, davacı taraf her ne kadar babaları ile aralarında akdedilen 02.07.2011 tarihli adi yazılı devir ve temlik sözleşmesini sunmuşsa da bu sözleşme hukuken geçerli bir sözleşme olmayıp vekil edenleri bağlamasının söz konusu olmadığını, zira; bu sözleşmenin her zaman hazırlanabilecek adi yazılı bir belge niteliğinde olduğunu, açılan bu davanın hukuki yararının bulunmadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile muhdesatın aidiyeti davasının açılabilmesi için kamulaştırma davası veya pay sahibi kişinin ortaklığın giderilmesi davası açması gerektiği ve açılan böyle bir dava olmadığından Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2014/1983 Esas, 2016/3839 Karar sayılı ilamı uyarınca davanın usulden reddine, sözleşme incelendiğinde ... Mahallesi, 154 ada 7 parselde ki hisselerin tüm mirasçılar tarafından ... ve ...'e devredileceği, bu taşınmazdaki ... 'e ait 2 kaltı betonarme ev ve 200 m2 arsası ilerde imar geçmesi durumunda ... adına tapuya kayıt edileceği taahhüt edildiğinden yapılan sözleşmenin geçerli olmayıp ancak verilen bedellerin iadesi talep edilebileceğinden, ayrıca dava konusu yerde imar uygulamasının söz konusu olmadığı, yapılan sözleşmede imar geçtiğinde söz konusu 154 ada 7 parselin devir ve temlikinin taahhüt edildiği ve mirasçı olmayan 3 üncü kişi ile miras payının devrine ilişkin anlaşmanın TMK'nın 677/2 nci maddesi uyarınca noterlikçe yapılması gerektiği, karşılıklı taksim sözleşmesinde sözleşmenin tarafının ... olduğu, ...'in ise bu taksim sözleşmesine göre hakkını yazılı belge ile kendi mirasçılarına devir ettiği, kanunun aradığı yasal şartların haiz olmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; 30.11.2020 tarihli rıza-i taksim sözleşmesinin dikkate alınmadığını, davacıların temliknameyle babalarına halef olduğunu, temliknamenin geçerli olduğunu, imar geçme ihtimalinin mahkemece araştırılmadığını, mahkemece geçerli temlikname sunmak için süre verilmediğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece nisbi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücreti verildiğini ileri sürerek kararın düzeltilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile miras taksim sözleşmesinin tarafı olan davacıların babası ... 'in sağ olup davacıların henüz mirasçı konumunda bulunmamalarına, taşınmaz devrini içeren sözleşmelerin resmi şekilde yapılması gerektiğinden miras taksim sözleşmesinin tarafı olan ... 'in davacı çocukları lehine yaptığı harici devir ve temlik sözleşmesinin geçerli olmamasına ayrıca muhtesatın aidiyetinin tespiti yönünden hukuki yarar bulunmamasına ve mahkemenin terditli davada ikinci kademe isteği olan muhtesatın aidiyeti talebini usulden reddetmesi nedeniyle davalılar lehine maktu vekalet ücreti takdirinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamasına göre mahkemenin vardığı sonuçta istinaf sebepleri yönünden usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde mevcut ve re'sen belirlenecek sebeplerle hükmün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde mevcut ve re'sen belirlenecek sebeplerle hükmün düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.
Dava, harici sözleşmeye dayalı tapu iptali ve tescil, uygun görülmezse terditli muhdesat aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
1. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK. mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722,724,729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
2. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad.114/1-h, 115).
4. Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,21.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.