Ret
Taraflar arasında görülen tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; Batman ili Hasankeyf ilçesi ... köyü çalışma alanında davacıya ait 80 parsel sayılı taşınmazın bitişiğinde bulunan ve dava dilekçesi ekindeki krokide (A) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünün tarıma elverişsiz olduğundan bahisle tescil harici bırakıldığını, bu taşınmazın emek ve masraf sarf edilerek taşlarından temizlendiğini ve 20 yılı aşkın süredir davacı tarafından kullanıldığını ileri sürerek taşınmazın davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup özel mülkiyete konu teşkil etmeyeceğini, davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığını, taşınmazın imarı-ihya edilmediğini, İdarece yapılan idari tahkikatte taşınmaz üzerinde herhangi bir muhtesat tespit edilmediğini ileri sürerek davanın reddini, taşınmazın Hazine adına tescilini talep etmiştir.
Mahkemenin 25.02.2016 tarihli ve 2014/9 Esas, 2016/105 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne, 22.10.2015 tarihli fen bilirkişisi raporunda (A) harfi ile gösterilen 9.707,85 m2 yüz ölçümündeki taşınmaz bölümünün davacı adına tesciline karar verilmiştir.
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 26.09.2019 tarih ve 2016/11135 Esas, 2019/5757 Karar sayılı ilamı ile; yapılan incelemenin yeterli olmadığı, davaya konu taşınmazın hava fotoğraflarının ve komşu taşınmazların tutanak ve dayanaklarının getirilerek incelenmediği, yetersiz bilirkişi raporlarına dayalı karar verildiği, taşınmazın imar-ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı, imar-ihyanın tamamlanma tarihinden itibaren 20 yıllık zilyetliğin bulunup bulunmadığı, zilyetliğin sürdürülüş biçimi gibi hususların aydınlatılmadığı, davaya konu taşınmazın dere yatağından kazanılıp kazanılmadığının araştırılmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu taşınmazda 1977,1984 ve 2002 yıllarında tarımsal kullanım olmadığının bilirkişilerce tespit edildiği, davacı lehine imar-ihya ve zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozma ilamı öncesinde düzenlenen jeolog bilirkişi raporunda 1984 tarihli hava fotoğrafında davaya konu taşınmazda tarımsal kullanım olduğunun tespit edildiğini, dosyadaki raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, bozma öncesi ve sonrası ziraat bilirkişi raporları arasında da çelişkiler bulunduğunu, bozma öncesi jeolog raporu ile bozma sonrası ziraat bilirkişi raporundaki bulgular dikkate alındığında taşınmazda imar-ihyanın ve zilyetlik süresinin tamamlandığının anlaşılacağını, mahallinde dinlenen beyanların davacı iddialarını doğruladığını belirterek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
Dava, kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713üncü maddesinin 1 inci fıkrası ve 6 ncı maddesi, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü ve 17 nci maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190 ıncı maddesi.
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) geçici 3/2 nci maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) uygulanacağı davalar yönünden HUMK'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dosyanın incelenmesinden, davaya konu 9.707,85 m2 yüz ölçümündeki taşınmaz bölümünün 10.12.1984 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakıldığı, kadastro müdürlüğünce verilen cevaba göre taşınmazın bulunduğu köyde kadastro çalışmalarının dolu pafta sistemine göre yapılmadığı, mülkiyete konu taşınmazların tamamı ölçüldükten sonra geriye kalan kısımların tescil harici bırakıldığı, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın vasfının belirlenmediği, paftasında da herhangi bir belirtme yapılmadığı, davanın imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayandığı anlaşılmıştır.
3. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacılara yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
21.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.