Esastan ret
Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı dilekçesinde, murisinin 21.04.2015 tarihli vasiyetnamesi ile davalılara vasiyette bulunduğunu, bahsi geçen vasiyetnamede vasiyette bulunanın 1923 doğumlu olduğunu, vasiyetname verdiği tarihte 92 yaşında olup akli melekelerinin yerinde olup olmadığına dair uzman doktorlardan alınmış kurul raporunun mevcut olmadığını, yalnızca aile hekiminden tek imzalı raporla yetinildiğini bu nedenle adı geçen vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının annesi ...'in sağlığında hazırlamış olduğu ... Noterliği'nin 21.04.2015 tarih 01705 yevmiye No.lu vasiyetnamesinin Erdek Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.01.2016 tarih ve 2016/7 E., 2016/27 K. sayılı karar dosyası ile davacının huzurunda yüzüne kaşı mahkeme tarafından açılarak okunulduğunu, bu şekilde davacının vasiyetnameden ve içeriğinden haberdar olduğunu, bu nedenle davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığını, davacının vasiyetnamesinin tanıklar huzurunda düzenlendiğini ve ayrıca akli melekelerinin yerinde olduğuna dair sağlık raporunun alındığını belirterek davanın öncelikle hak düşürücü süre ve zamanaşımı yönünden mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan tüm deliller, dinlenen tanık beyanları, tarafların murisi ...'in fiili ehliyetine ilişkin ATK raporu dikkate alındığında muris ...'in vasiyetnamenin düzenlendiği 21.04.2015 tarihi itibari ile fiili ehliyetine haiz olduğu anlaşıldığından, davacının ehliyetsizlik nedeni ile vasiyetnamenin iptali isteminin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu vasiyetnamenin 21.04.2015 tarihinde tanzim edildiğini, murisin o tarihte 92 yaşında olduğunu, Erdek Hastanesi'nden gelen tedavi kayıtlarında murisin 2012 yılından beri türlü hastalıklardan tedavi gördüğünü 21.04.2015 vasiyet tarihinde dahi Erdek Hastanesi'nde tedavi gördüğünün açıkça belli olduğunu, vasiyet tarihinden 8 ay sonra vefat ettiğini, türlü hastalıklardan muzdarip bir kişinin bu şartlarda vasiyeti düşünmesinin insan yapısına, hayatın normal akışına aykırı olduğunu, bu olumsuz sağlık şartlarında murisin sağlıklı düşünmesinin mümkün olmadığını, dinlenen davacı tanıklarının ifadelerinde "murisin oğlu ...'in hastalanıp ölmesinden sonra ve yaşı itibariyle çökmüş vaziyette olduğu, insanları tanımadığını, dengesiz konuşmalarda bulunduğunu" açıkça ifade ettiklerini, celp edilen hastane kayıtları, dinlenen tanık ifadeleri karşısında Adli Tıp Kurumu'nun raporuna itirazlarının kabul edilerek yeniden rapor alınması gerektiğini, mahalli mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; lehine vasiyetname düzenlenen ...'a husumet yönetilmesi gerekirken ... ile birlikte diğer mirasçılar ..., ... ve ...’a husumet yöneltilmesi doğru görülmemiş ise de davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmadığından sadece değinilmekle yetinilmiş, miras bırakan ...’in Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 28.11.2018 tarihli raporu ile vasiyetname tarihi olan 21.04.2015 tarihi itibariyle fiili ehliyete haiz olduğu anlaşıldığından ve Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunun usul ve yasaya uygun olduğu, karar vermeye elverişli olduğu gözetilerek davacı tarafça ileri sürülen ehliyetsizliğe ilişkin iptal nedeni ispatlanamadığından vasiyetnamenin iptali talebinin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde mevcut ve re'sen belirlenecek sebeplerle hükmün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Uyuşmazlık, Noter'de düzenleme şeklinde yapılan vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir.
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 557 ve devamı maddeleri, 557 nci maddede "1. Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,
2. Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa,
3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka aykırı ise,
4. Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa" bu sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabileceği düzenlemesi yer almaktadır.
3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 558 nci maddesinde; " İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir. Dava, ölüme bağlı tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir. İptal davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir." denilmiştir.
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre; hüküm usul ve kanuna uygun olup temyiz eden davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,21.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.