DAVACI-KARŞI DAVALI: Marjinal Tarım Petrol Petrol Ürünleri San. Tic. İnş. ve Madencilik A.Ş. vekili Avukat ...
DAVALI-KARŞI DAVACI: Aksu Madencilik San. ve Elektrik Üretim Tic. A.Ş. vekili Avukat ...

Esastan ret; asıl davanın kabulü ile karşı davanın reddi

Taraflar arasındaki asıl dava avans olarak verilen bedelin iadesi, karşı dava alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabullüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davalı-karşı davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı-karşı davalı vekili asıl dava dilekçesinde; alıcı davacı ve satıcı davalı arasında 10.07.2013 tarihli "Demir Cevheri Satım Sözleşmesi" imzalandığını, sözleşmenin birinci maddesinin sözleşmenin alıcı tarafından ödenecek 226.500,00 USD avans ödemesinin satıcının hesabına alacak kaydedilmesi ile yürürlüğe gireceği hükmünü içerdiğini, yine buna paralel olarak sözleşmenin 18 inci maddesinin tarafların anlaşmayı imzalaması ve 226.500,00 USD'lik avans ödemesinin satıcının hesaplarına geçmesiyle yürürlüğe gireceği hükmünü içerdiği, müvekkilinin avans ödemesinin bir kısmı olan 150.000,00 USD'yi davalının banka hesabına 19.08.2013 tarihinde havale ettiğini, ancak sonrasında ürünü ihraç edeceği yurt dışı firmasının ürünü almaktan vazgeçtiğini, ekonomik imkanları el vermediğinden başka bir ödeme yapamadığını, davalının yapılan 150.000,00 USD'lik ödemeye karşılık herhangi bir fatura kesmediğini, müvekkili şirketin yaptığı kısmi ödemenin sözleşmenin yürürlüğe girmesi için kararlaştırılan meblağın altında olduğundan taraflar arasındaki sözleşmenin yürürlüğe girmediğini, sözleşmedeki yürürlük maddesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(6098 sayılı Kanun) 170 inci maddesi uyarınca geciktirici koşula bağlı bir sözleşme hükmü olduğunu ileri sürerek 150.000,00 USD'nin fiili ödemenin rayiç değeri üzerinden 19.08.2013 tarihinde işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, karşı dava yönünden ise sözleşme yürürlüğe girmediğinden karşı davalının taleplerinin dayanağı olmadığını savunarak karşı davanın reddini istemiştir.

Davalı-karşı davacı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddia ettiği sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, her ne kadar sözleşmenin 18 inci maddesinde sözleşmenin avans ödemesi ile yürürlüğe gireceği belirtilmiş ise de taraflar arasında teati edilen posta yazışmaları incelendiğinde sözleşmenin yürürlüğe girdiğinin açıkça görüleceğini, tarafların sözleşmenin yürürlük hükmünü fiilen değiştirdiklerini, sözleşmenin yürürlükte olduğunu savunarak asıl davanın reddine karar verilmesini istemiş; karşı dava olarak müvekkilinin edimleri yerine getirmesine rağmen karşı davalının edimlerini yerine getirmeyeceğini bildirdiğini, bu nedenle müvekkili tarafından üretilen ve stokta bekleyen sözleşme konusu cevherin çok daha düşük bir bedelle üçüncü kişiye satılmak zorunda kalındığını, ayrıca nakil ve istifleme bedellerinin ödendiğini ileri sürerek şimdilik 100.000,00 TL'nin avans faizi ile karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, verdiği ıslah dilekçesi ile karşı davada talep edilen bedelin yalnızca üçüncü kişilere düşük bedelle satılan mala ilişkin bedel farkının tahsiline hasredildiğini belirtmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşmenin hükümlerine göre 225.500,00 USD'lik avans ödemesi yapılmadıkça sözleşmenin yürürlüğe girmiş sayılmayacağı, dolayısıyla taraflar arasında tesis edilmiş bir sözleşme ilişkisinden söz edilemeyeceği, davacı tarafından davalıya gönderilen e-posta yazışmalarının sözleşmenin mutlaka kurulacağı ve yürürlüğe gireceğine dair davalı nezdinde güçlü bir beklenti oluşturulduğu, ancak bu yazışmalardan sözleşmenin hüküm ifade etmeye başladığı sonucunun çıkarılamayacağı, dolayısıyla 225.500,00 USD 'lik avans ödemesi gerçekleşmediğinden taraflar arasındaki sözleşmenin de yürürlüğe girmediği, yürürlüğe girmemiş bir sözleşme uyarınca ödenen bedelin iadesi gerektiği, karşı dava yönünden ise, sözleşmenin yürürlüğe gireceğine dair oluşan güçlü beklenti çerçevesinde yapılan iyi niyetli harcamalardan buna sebep olan davacı-karşı davalının sorumlu olduğu, bu sorumluluk kapsamında karşı davacı tarafından gerçekleştirilen nakliye ve istifleme bedelinin karşı davalıdan tahsilinin mümkün olduğu, ancak davalı-karşı davacı vekilinin davayı 14.03.2019 tarihli dilekçeyle kar mahrumiyetine hasrettiği, nakliye ve istifleme bedeline ilişkin talepler yönünden vazgeçme nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davalı-karşı davacı vekilinin sözleşmeye konu emtianın 3.kişiye daha düşük bedelle satılmasından kaynaklı kar mahrumiyeti talebinin ise taraflar arasında mevcut ve geçerli olan bir sözleşme ilişkisi bulunmadığından her iki sözleşme arasındaki bedel farkının dava konusu edilemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, 150.000,00 USD'nin davalıdan tahsiline, alacağa dava tarihinden itibaren devlet bankalarının USD cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına uyguladığı en yüksek faizin uygulanmasına, karşı davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı-karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı karşı davalı yanın da kabulünde olan mail teatisi ile sözleşmenin fiilen yürürlüğe girdiği ve tarafların taleplerinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca 14.03.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile kısmi ıslah yapıldığı hususunun 20.03.2019 tarihli duruşma tutanağına da işlendiği, davacı karşı davalı tarafından kısmi ıslaha karşı çıkılarak talep sonucunun değiştirilemeyeceğinin belirtildiği, bu nedenle mahkeme karşı davanın reddine dair verilen kararın da yerinde olmadığını savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşmenin hükümlerine göre 225.500,00 USD'lik avans ödemesi yapılmadıkça sözleşmenin yürürlüğe girmiş sayılmayacağı, dolayısıyla taraflar arasında tesis edilmiş bir sözleşme ilişkisinden söz edilemeyeceği, davacı tarafından davalıya gönderilen e-posta yazışmalarının sözleşmenin mutlaka kurulacağı ve yürürlüğe gireceğine dair davalı nezdinde güçlü bir beklenti oluşturduğu, ancak bu yazışmalardan sözleşmenin hüküm ifade etmeye başladığı sonucunun çıkarılamayacağı, dolayısıyla 225.500,00 USD 'lik avans ödemesi gerçekleşmediğinden taraflar arasındaki sözleşmenin de yürürlüğe girmediği, yürürlüğe girmemiş bir sözleşme uyarınca ödenen bedelin iadesinin gerektiği, karşı dava yönünden ise, sözleşmenin yürürlüğe gireceğine dair oluşan güçlü beklenti çerçevesinde yapılan iyi niyetli harcamalardan buna sebep olan davacı-karşı davalının sorumlu olduğu, bu sorumluluk kapsamında karşı davacı tarafından gerçekleştirilen nakliye ve istifleme bedelinin karşı davalıdan tahsilinin mümkün olduğu, ancak davalı-karşı davacı vekilinin davayı 14.03.2019 tarihli dilekçeyle ve 10.04.2019 tarihli duruşmadaki beyanları ile kar mahrumiyetine hasrettiği, taraflar arasında mevcut ve geçerli olan bir sözleşme ilişkisi bulunmadığından her iki sözleşme arasındaki bedel farkının dava konusu edilemeyeceği, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmadığı gerekçesiyle davalı-karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı-karşı davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, asıl dava taraflar arasında yürürlüğe girmeyen sözleşme nedeniyle avans olarak verilen bedelin iadesi, karşı dava ise karşı davalının sözleşme konusu malları almaması nedeniyle üçüncü kişiye düşük bedelle satılmak zorunda kalınan malların bedel farkının tahsili istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı-karşı davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.