Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının başvurusunun esastan reddine, davalının başvurusunun vekalet ücreti yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.12.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde davacı asil ... ve vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...'nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen 01.06.2017 yürürlük tarihli “Dış Kaynak Kullanımı Sözleşmesi” isimli sözleşme ile müvekkilinin, davalıya ait otel işletmesinin, tüm yiyecek, içecek işleri ile restaurant kısmının işletmesini devraldığını, davalının onayı ile dış bahçe bölümünde müvekkili tarafından dekarosyan işleri yapılırken, belediye tarafından bu imalata ilişkin yıkım kararı verildiğini, otel binasının maliki Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, kiracısı olan davalıya, otelin bahçe bölümünün korunması gerekli kültür varlıklarından olduğuna ve yapılan restorasyon çalışmalarına son verilmesine dair yazı gönderildiği halde, davalının bu hususta müvekkilini bilgilendirmediğini, davalı tarafından anılan idari işlemlere karşı açılan davaların reddedildiğini, bunun üzerine davalının, işletmenin kapatılmaması için müvekkilince yapılan imalatları söktüğünü, yapılan bu imalatların 400.000,00 TL değerinde olduğunu, müvekkilinin bu nedenle uğradığı zararı tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah yoluyla talebini 400.000,00 TL’ye arttırmıştır.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu imalatın yapıldığı alanın, sözleşme yapılırken restaurantın bir parçası ya da dış restaurant olarak düşünülmüş bir alan olmadığını, otelin bazı odalarının bu alana açılması nedeniyle sözleşmede hizmet verilecek alanlar arasında sayıldığını, davacının bu alanı bahçe olarak kullanmak yerine restauranta çevirip kullanmak istediğini, otelin orta bahçesindeki restaurantla yetinmeyip otelin önünü de kapatacak şekilde restaurant alanını genişletmeye çalıştığını, bu alan korunması gerekli kültür varlıklarından olduğundan belediyece yıkım kararı verildiğini, söz konusu imalatın sözleşme kapsamında yer alan bir imalat olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu imalatın yapılması konusunda davacı tarafın, davalının onayını aldığına dair dosyada delil bulunmadığı, söz konusu imalatın dekarosyan amacı taşımadığı, aksine asıl yapının dış bahçe kısmında ve ondan bağımsız olarak imal edilen çelik kontrüksiyon imalatı olduğu, eklenti olarak nitelendirilebilecek bir yapı olduğundan sözleşme kapsamında yer almadığı, bu nedenle davacının davalıdan imalat bedelini isteyemeyeceği, davacının bu imalatı, sözleşme hükümlerine aykırı, onay ve izin prosedürlerini yerine getirmeden, ruhsatsız ve kaçak olarak yaptığı, belediye tarafından yapı tatil tutanağı düzenlendiği halde, mühür fekki yapılarak yapının imalatının tamamlandığı ve ikinci kez yapı tatil tutanağı düzenlenmesine sebebiyet verildiği, bu durumda, davacının kötüniyetli haksız zilyet olarak kabulü gerektiği, imalat bedeline ilişkin zorunlu ve faydalı masraflar dahil, davalıdan imalat bedeli yönünden herhangi bir talepte bulunamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

1.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; davalı tarafından imar ve ruhsata aykırılık savunmasında bulunulmadığı halde bu hususun gerekçede tartışıldığını, davalının, yapım aşamasında imalattan haberdar olmamasının mümkün olmadığını, davalının onayı ve isteği ile imalatın yapıldığını, bu alana imalat yapılamayacağının müvekkilinden gizlendiğini, bu alanının restauranta dahil edilemeyeceğini bilmiş olsaydı müvekkilinin sözleşmeyi imzalamayacağını, yapının SİT alanı içerisinde kalan tescilli bir yapı olduğundan sadece davacının haberdar olduğunu, idari para cezaları aleyhine idari yargıya davalar açtığını, söz konusu tüm idari işlemlerin davalıya tebliğ edildiğini, müvekkilinin birinci yapı tatil tutanağından haberdar olmadığını, davalının idari yargı mercilerine sunduğu dilekçelerindeki beyanlarının, bu davadaki savunmalarıyla çeliştiğini, o dilekçelerinde söz konusu imalatın ruhsata tabi olmadığını, tescilli esere bir dahli bulunmadığını, imalatın asıl yapıya zarar vermediğini, binanın önünün güzelleştiğini beyan ettiğini, zararın meydana gelmesinde davalının da kusuru olduğunu ileri sürmüştür.

2. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; vekalet ücretinden temlik eden şirketin de sorumlu tutulması gerektiğini, HMK 125/2 inci maddesi uyarınca, temlik edenle temlik alanın yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olduklarını, kararın bu yönden kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının işletmesini devraldığı yerine koruma bölgesi olup olmadığı, burada inşaat yapmasına yasal olanak bulunup bulunmadığı hususlarını araştırmak zorunda olduğu, bu konuda basiretli bir tacir gibi davranmamasından doğan sorumluluğa katlanması gerektiği, davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının bu yönden hukuka uygun olduğu, davacı tarafın istinaf başvurusunun yerinde olmadığı, davalı tarafın yargılama giderlerine ilişkin istinaf başvurusunda haklı olduğu, HMK’nın 125 inci maddesinin 2 numaralı fıkrasına göre, dava açıldıktan sonra dava konusunun devri halinde, devreden ve devralanın yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu oldukları, bu bakımdan yeniden karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine, vekalet ücretinin temlik eden ve temlik alan davacılardan müteselsilen tahsili ile davalıya ödenmesine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; hotelin dış cephesinde bulunan bahçenin, sözleşmede hizmet verilecek alanlar arasında sayıldığını, davalının onayı ile bu alana imalat yapıldığını, bu alan, korunması gerekli kültür varlıkları kapsamında olduğundan, belediye tarafından yapı tatil tutanağı düzenlendiğini, davalının söz konusu işleme karşı idari yargıda dava açtığını ve mührü kaldırarak, müvekkiline imalata devam etmesini söylediğini, dosyada alınan raporlarda davalının da kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davalının müvekkilini aldatma kastıyla hareket ettiğini, bu alanın koruma kapsamında kaldığını müvekkilinden gizlediğini, ilgili idarelerden gönderilen tüm ihtarnameleri davalının tebliğ aldığını, yapının durumuna ilişkin olarak altadılmış olan müvekkilinin zararının tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, tacirler arasında düzenlenen hizmet alım sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,

1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci
fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Yargıtay duruşmasında vekili hazır bulunan davalı yararına takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet
ücretinin, davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.