Taraflar arasında görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; yapılan denetimlerde kaçak olduğu tespit edilen akaryakıtla ilgili olarak sorumlular hakkında kamu davası açıldığını, dava sonuçlanana kadar Balıkesir İl Özel İdaresince saklama imkanı olmadığından akaryakıtın işletme sorumlusu davalıya hukuki ve cezai sonuçları anlatılarak yediemin olarak bırakıldığını, ancak söz konusu ürün teslim alınmak üzere gidildiğinde, yeraltı tankında bulunan akaryakıtın yerinde su bulunduğunun anlaşıldığını belirterek uğranılan zararın davalıdan tazminini talep etmiş, yargılama sırasında talebini ıslah yoluyla 10.854,40 TL'ye yükseltilmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçeisnde; davalıya teslim edilen akaryakıtı olduğu gibi muhafaza ettiğini, hiçbir değişiklik ve yedieminliği tehlikeye düşürecek davranışta bulunmadığını ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemenin 05.07.2012 tarih ve 2009/366 Esas, 2012/236 Karar sayılı ilamıyla, İl Özel İdareleri, teslim edilen ürünleri analiz sonuçları gelinceye kadar nevi ve niteliği değişmeyecek, diğer ürünlerle karışmayacak, değerini ve kanıt olma özelliğini kaybetmeyecek şekilde saklamak, korumak ve bunların temini için her türlü tedbiri almakla yükümlü olduğundan davacının kendi kusurundan kaynaklanan zararı başkasından tazmin edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairenin 14.12.2025 tarihli ve 2014/16141 Esas, 2015/14605 Karar sayılı ilamıyla; "...Kural olarak, 818 sayılı Borçlar Kanunu 53 üncü (TBK.74) madde gereği; Ceza Mahkemesinde verilen beraat kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız olmayıp Ceza Mahkemesinin maddi vakıaların belirlenmesine ilişkin mahkumiyet kararı hukuk hakimi yönünden bağlayıcı olup taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıyacaktır. Davaya konu olayda; ceza yargılaması sonucunda verilecek kararın eldeki davayı etkileyecek nitelikte olması nedeni ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165 inci maddesi gereğince, davalı hakkında açılmış olan Susurluk Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2009/267 Esas ve Susurluk Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2011/60 Esas sayılı ceza dosyalarının dosya içine alınıp incelenerek, gerekirse bekletici sorun yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.

Şu halde; her ne kadar karar tarihinden sonra yürürlüğe girdiği için bozmaya konu yapılmamışsa da taraf teşkili yönünden davacı İl Özel İdaresi'nin tüzel kişiliğini sona erdiren 6360 sayılı Yasa ilgili maddeleri de göz önünde bulundurulmak üzere, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınmadan eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar veilmiştir.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, yürütülen bir soruşturma sırasında, ele geçen 13.916 litre kırsal motorinin 5015 sayılı Kanun gereği muhafazası sağlanmak üzere Susurluk İlçe Özel İdare Müdürü Yaşar Efetürk'e 08.06.2009 tarihli tutanak ile teslim edildiği, Balıkesir İl Özel İdaresince muhafaza imkanı olmadığından 08.06.2009 tarihli Yediemin Tutanağı ile ele geçen kırsal motorinin gerekli işlemler yapıldıktan sonra rafineriye teslim edilinceye kadar işletme yetkilisi olarak davalı ...'a koruyup kollama hususları hatırlatılarak teslim edildiği, Susurluk Sulh Ceza Mahkemesi'nin 23.06.2009 tarih ve 2009/210 D. İş nolu tasfiye kararı üzerine davalıya teslim edilen akaryakıtın 14.09.2009 tarihli tutanakla alınarak Tüpraş Rafinerisine gönderildiği, ancak tankerde petrol ürünü bulunmadığı ve tankerin tüm muhteviyatının kirli su olduğuna dair 15.09.2009 tarihli tutanağın tanzim edildiği, bunun üzerine Susurluk Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma neticesinde davalı hakkında kamu davası açıldığı ve dava neticesinde Susurluk Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/215 Esas, 2021/199 K. sayılı kararıyla petrol kaçakçılığı suçu hakkında davalı ... hakkında 2 yıl 1 ay hapis ve 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın 27.05.2021 tarihinde kesinleştiği, Ceza Mahkemesinin maddi vakıaların belirlenmesine ilişkin mahkumiyet kararının hukuk hakimini bağlayıcı olduğu gibi taraflar yönünden de kesin delil niteliği taşıdığı ve tüm bu nedenlerle birlikte davalı ... muhafaza görevini kötüye kullanarak dava konusu kurum zararına sebebiyet verdiğinin sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 10.998,56 TL davacı kurum zararının tespit tarihi olan 30.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı kuruma ödenmesine karar verilmiştir.

A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan beraat ettiğini, sadece marker seviyesi geçersiz çıkan ürünle ilgili ceza aldığını mahkemenin bu hususu karıştırdığını, işlemediği bir suçtan dolayı hakkında tazminata hükmedilmesinin usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

kaçak olduğu gerekçesiyle el konulan ve davalıya teslim edilen akaryakıtın tasfiye edilmek üzerine teslim alındığında su ile değiştirildiğinin tespit edildiği iddiasıyla, akaryakıtın tasfiye edilememesi nedeniyle oluşan zararın davalıdan tazmini istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 inci maddesi, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 20 inci maddesi.

1. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukuki ilişkinin sujesi olabilme yeteneğidir. Medeni (maddî) hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekil olan taraf ehliyetini haiz olup olunmadığı hususu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre belirlenir. Buna göre medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her gerçek (TMK md. 8) ve tüzel (TMK md. 46) kişi davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir (HMK md. 50). Her gerçek kişi sağ doğmakla, yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahip olur. Tüzel kişiliğin ve buna bağlı olarak taraf ehliyetinin ne zaman kazanılacağı ise maddi hukuk normlarıyla belirlenir. Gerçek veya tüzel kişiliği olmayan kuruluş yahut toplulukların taraf ehliyeti de bulunmamaktadır.

Dava ehliyeti ise; HMK’nın 51 inci maddesinde açıkça düzenlenmiş olup kişinin kendisi veya yetkili kılacağı bir temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapma ehliyetini ifade eder. Dava ehliyeti, medeni (maddî) hukuktaki TMK’nın 9 uncu maddesinde düzenlenen medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır. Buna göre; medeni hakları kullanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi dava ehliyetine sahip kabul edilmelidir.

Taraf sıfatına bir başka deyişle husumet ehliyetine gelince, bu kavram dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, "aktif husumeti", davalı sıfatı ise "pasif husumeti" karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Sıfat dava şartı değil, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esası incelendikten sonra tespit edilebilir ve bu durumda dava ret veya kabul ile sonuçlanır. Diğer bir ifadeyle bir davada taraflardan birinin, aktif ya da pasif husumet ehliyetinin (davacı veya davalı sıfatının) olmadığı belirlenirse, artık uyuşmazlığın esastan çözülmesine geçilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Sıfat, ileri sürülme zamanı kanun ile kabul edilen ilk itiraz ya da davalı tarafından ortaya konulması gereken def’i niteliğinde olmadığından, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece resen nazara alınması gerekli hukukî bir durum olup uyuşmazlığın esasına girilebilmesi öncelikle taraf sıfatının doğru olarak tespiti gerekir.

Somut dava yukarıda belirtilen ilkeler kapsamında değerlendirildiğinde; 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazın Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Büyükşehir Belediyesi Kurulması ve Sınırlarının Belirlenmesi başlıklı 1 inci maddesinde; "...(1) Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür. (2) Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun Büyükşehir Belediyelerinin sınırları il mülki sınırlarıdır.(3) Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır. (4) İstanbul ve Kocaeli il mülki sınırları içerisinde bulunan köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak bağlı bulundukları ilçe belediyesine mahalle olarak katılmıştır. (5) Birinci, ikinci ve dördüncü fıkrada sayılan illerdeki İl Özel İdarelerinin tüzel kişiliği kaldırılmıştır. (6) Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illerin bucakları ve bucak teşkilatları kaldırılmıştır.... " şeklinde yapılan düzenleme ile davacı İl Özel İdaresi'nin tüzel kişiliği sona ermiştir.

Aynı Kanun'un geçici 1. maddesi 5. fıkrasında ise; "... Bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan İl Özel İdarelerinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre Bakanlıklara, Bakanlıkların Bağlı veya İlgili Kuruluşları ile bunların Taşra Teşkilatına, Valiliklere, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına, Büyükşehir Belediyesine ve bağlı kuruluşuna veya İlçe Belediyesine devredilmesine karar verilir. Devir işlemi, yapılacak ilk mahalli idareler genel seçimi tarihinde uygulamaya konulur. Maliye Hazinesine devredilen Taşınmazlar Kanunu'nun yayımlandığı tarih itibarıyla kullanmakta olan kurumlara tahsis edilmiş sayılır. Hazinenin özel mülkiyetindeki veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan Maliye Bakanlığınca, bu Kanun'un 1 inci maddesiyle tüzel kişilikleri kaldırılan İl Özel İdarelerine, Belediyelere ve Köy Tüzel Kişiliklerine tahsis edilmiş olanlar; kuruluş kanunlarıyla kendilerine verilen kamusal nitelikteki görevleri yerine getirmeleri amacıyla ve komisyon kararıyla; ilgisine göre Bakanlıklara, Bakanlıkların Bağlı veya ilgili Kuruluşlarına, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıklarına, Büyükşehir Belediyelerine, Büyükşehir Belediyelerinin Bağlı Kuruluşlarına ve İlçe Belediyelerine tahsis edilmiş sayılır..." hükmü mevcuttur.

Makemece, davacının aktif dava ehliyeti bulunup bulunmadığının yukarıda belirtilen kanun maddeleri, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve Kaçak Petrolün Tespit ve Tasfiyesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri hep birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerekirken bu durumun göz ardı edilmesi, ayrıca aktif dava ehliyetinin varlığından söz edilebilmesi için yasal hasım tarafından davaya icazet verilmesi gereğinin de gözetilmemesi usul ve Yasa'ya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.

2. Bozma ilâmının kapsam ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.

1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA,

2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,

Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,

18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi