Davanın reddi

Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili, İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mahallesinde bulunan tescil harici taşınmazı 20 yılı aşkın süredir nizasız fasılasız davacının kullandığını, dava konusu taşınmazın 1973 yılında dava dışı ...'in kullanımında iken ...'e, muhtar ve tanıkların huzurunda satış ile zilyetliğinin devredildiğini, ...'ün ise muhtarın huzurunda 06/08/1980 tarihinde müvekkiline devrettiğini, 40 senedir kullandığını, çevre ve temizlik vergilerini ödediğini belirterek, tescil harici bırakılan dava konusu taşınmazın müvekkili adına tescilini talep ve dava etmiştir.

1. Davalı ... vekili, zamanaşımı, hak düşürücü süre ve derdestlik itirazında bulunarak davanın reddini istemiştir.

2. Davalı ... vekili; İstanbul Kadastro Mahkemesi'nin görevli olduğunu, davanın hak düşürücü süreden reddi gerektiğini, Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin 3. fıkrasına göre, 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, Kadastro Yasası'nın 14 ve 17. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi gerektiğini, dava konusu taşınmazın imar ihya edilip edilmediğinin araştırılmadığını belirterek davanın usulden ve esastan reddini talep etmiştir.

3. Davalı ... vekili; davanın yasal dayanaktan yoksun bulunduğunu, 20 yıl aralıksız zilyetliğin zorunlu unsur olduğunu, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin olağanüstü zaman aşımı veya başka bir yoldan kazanılması ve tapu siciline tescil edilmelerinin mümkün olmadığını, dava konusu alanın içinde bulunduğu yerde 18/01/2008 tarih ve 5 sayılı encümen kararı ile imar uygulaması yapıldığını, söz konusu tescil harici alanın imar uygulamasında park alanı olduğunu, belirterek davanın reddini savunmuştur.

1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

2. Mahkeme gerekçesinde, ''... Dosyadaki fen bilirkişisi raporunda tapusuz taşınmaz olduğu, dava konusu tapusuz taşınmazın 18/01/2008 tarih 5 sayılı Encümen Kararı'na dayalı olarak yapılan imar uygulaması sonucunda bu taşınmazın İmar Kanunu 18. maddesi uyarınca düzenleme ortak payı ile oluşturulduğu, imar planında park niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Yine İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığının İmar ve Şehircilik Başkanlığından gelen 4 Temmuz 2019 tarihli yazı cevabına göre, dava konusu taşınmazın 14.6.2010 tasdikli 1/1000 ölçekli Hadımköy Merkez ve Çevresi uygulama imar planında park alanı, lejandında kaldığının belirtildiği, park olan ve davadan 11 yıl önce düzenleme ortak payı ile oluşturulan dava konusu tapusuz taşınmazın imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilmek suretiyle ilaveten 20 yıl da zilyetlik sürdürülmek suretiyle tapusuz taşınmazın mülkiyetini kazanmanın mümkün olmadığını,..'' belirterek davanın reddine karar vermiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili, imar planı içinde kalmış olmasının zilyetlik ile iktisabına engel olmadığını, deliller toplanarak karar verilmesi gerektiğini belirterek, istinaf talebinde bulunmuştur.

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

2. Bölge Adliye Mahkemesi ''... Uyuşmazlık konusu taşınmazın tespit dışı bırakılan yer olmadığı, eski 1391 parsel sayılı mera/buzağılık vasıflı taşınmazın imar uygulaması ile tescile tabi olmayan taşınmaz olduğu, 14.06.2010 tasdik tarihli imar planında Düzenleme Ortaklık Payından karşılanarak tescil edilmemiş park alanında kaldığı, DOP kesintisinden karşılandığı, taşınmazın 29/07/1980 tarihinde onaylanan 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropolitan Nazım İmar planında kaldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. İmar ve ihyaya muhtaç bir yerin 3402 sayılı Kanunu'nun 17. maddesi 1. fıkrası uyarınca kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilebilmesi için imar planlarının oluşturulduğu ve onaylandığı tarihe kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolmuş bulunması gerekmektedir. Somut olayda dava konusu taşınmazın evveliyatının mera/buzağılık vasfında olduğuna, 29/07/1980 tasdik tarihli imar planında kaldığına, davacının eklemeli zilyetliğinin başlangıç tarihi olduğunu iddia ettiği 1973 yılından imar planının tasdik tarihi olan 1980 yılına kadar olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresi dolmadığına, kaldı ki bu tarihlerde taşınmazın mera/buzağılık vasfının devam ettiğine göre, yerel mahkemece yazılı gerekçe ile sübut bulmayan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.'' gerekçesi ile talebi ret etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili, istinaf talep dilekçesinde belirtilen nedenlerle hükmü temyiz etmiştir.

Uyuşmazlık, zilyetliğe dayalı tescil istemine ilişkindir.

TMK nun 713/1,3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14,17. maddesi hükümleri.

1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.