Mahkûmiyet

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usûl hükümlerine göre temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 14.10.2019 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında iftira suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.

2. Bakırköy 40. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 08.10.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında iftira suçundan beraat kararı verilmiştir.

3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 13.06.2022 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusu üzerine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında iftira suçundan hapis cezasından çevrilen 7.300,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; sanığın katılana karşı herhangi bir husumetinin bulunmadığına, suç işleme kastının bulunmadığına, bu nedenle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ve re'sen gözetilecek sair nedenlerle kararın bozulmasının gerektiğine ilişkindir.
Katılanın temyiz sebepleri; sanık hakkında kurulan hükümde cezanın üst hadden verilmesinin, sanığın lehe yasa hükümlerinden yararlandırılmamasının ve re'sen gözetilecek sair nedenlerle kararın bozulmasının gerektiğine ilişkindir.

Dava konusu olay, sanığın CİMER'e yaptığı bir müracaat ile katılanı yasadışı terör örgütü propagandası yapan bir kişi olarak ihbar ettiği, ihbar üzerine yapılan soruşturma sonucunda katılan hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu haliyle sanığın katılan hakkında adli işlem yapılmasına neden olmak suretiyle iftira suçunu işlediği iddiasına ilişkindir.

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince iddianamenin metin kısmında sanığa atılı somut bir söylemin bulunmadığı, yargılamanın somut söylemin suç vasfının bulunup bulunmadığı esasına dayandığı, yani somut söylem üzerinden devam etmesi gerektiği, iddianame metninde de somut söylemin bulunmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yüklenen fiilden bahsedildiği, dosyada böyle bir somut isnad ve fiilin bulunmadığı anlaşılmakla sanığın beraatine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince sanığın katılana yönelik isnat ettiği eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (5237 sayılı Kanun) "suçu ve suçluyu övme" eylemi kapsamında suç isnadını içerdiği, sanığa atılı iftira suçunun unsurlarının oluştuğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen beraat kararı kaldırılarak sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir.

1. 5237 sayılı Kanun'un 267 nci maddesinde düzenlenen iftira suçunun oluşabilmesi için; yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekir. İhbara konu suçtan delil yetersizliği nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi veya beraat hükmü kurulması sanık açısından iftira suçunun oluşması için yeterli değildir. İftira suçu açısından hareket noktası, suçsuz olduğunu bildiği bir kimseye ihbar veya şikayet suretiyle suç isnad edilip edilmediğidir.

2. Somut olayda, sanığın, katılan hakkında hukuka aykırı fiil isnat ederek soruşturma başlatılmasına sebep olduğu, soruşturma kapsamında katılan hakkında yapılan açık kaynak araştırmasında herhangi bir terör örgütünü destekleyici, övücü paylaşımlarının bulunmadığının tespit edildiği, sanığın anlatımları dışında somut delil elde edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, eldeki dava dosyasının yargılaması esnasında da alınan bilirkişi raporu ile sanığın iddialarının gerçeği yansıtmadığı anlaşılmış, bu bakımdan sanığa yüklenen eylemin iftira suçunu oluşturduğuna yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamış ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiği, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ve yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından sanık müdafiinin ve katılanın temyiz sebepleri reddedilmiştir.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1.Ceza Dairesinin, 13.06.2022 tarihli kararında sanık müdafii ve katılan tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bakırköy 40.Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.12.2023 tarihinde karar verilmiştir.